Atatürk Kültür ve Sanat Evi & Kurtuluş Savaşı’nda Şuhut

ATATÜRK KÜLTÜR VE SANAT EVİ
BÜYÜK TAARRUZ’un en önemli kararlarının alındığı HACI VELİ KONAĞI, seneler süren bir mücadele sonunda ATATÜRK KÜLTÜR VE SANAT EVİ haline getirildi. Söz konusu mücadelenin içinde olan birisi olarak, dönemin Afyonkarahisar Valisi Muzaffer DİLEK başta olmak üzere emeği geçen bütün kurumlara ve kişilere şükranlarımı sunuyorum. Harap ve metruk bir binayı baştanbaşa yenileyerek son derece güzel bir kültür merkezi haline getirenlere bir Şuhutlu olarak teşekkür ediyorum.
Hacı Veli Konağı ilçemizin adını sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya duyurdu. Gazetemizin geçen sayısındaki bir habere göre 2011 yılında Atatürk Kültür ve Sanat Evi’ni 30 bin kişi ziyaret etmiş. Doğrusu, Şuhut gibi küçük bir ilçeye göre müthiş bir rakam! Yani günde ortalama 100–150 kişi demektir bu. Konağın ziyaretçi sayısı her geçen yıl katlanarak artıyormuş. Benim büyük bir hayalim var inşallah gelecekte tıpkı ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ gibi olmak kaydı ve şartıyla ŞUHUT, ÇAKIRÖZÜ, DADAK, KOCATEPE güzergâhında Büyük Taarruz’u her yönüyle anlatan bir açık hava müzesi kurulur İstanbul’un Fethi’ni canlandıran “Panorama 1453” diye müthiş mekân inşa edildi Şuhut’ta da böyle faaliyetler yapılmalı diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin kaderi bizim topraklarımızda değişti. Türk’ün makûs tarihi bu topraklarda yenildi Çanakkale Savunması, Türk tarihinin en büyük savaşlarından biridir eğer Çanakkale geçilseydi Osmanlı Devleti daha önce yıkılacak ve 1923ü göremeyecektik. Ne kuvay-i milliye ne milli mücadele yeşermeye fırsat bulamadan kuruyup gidecekti işte bu yüzden Kurtuluş Savaş’ı Çanakkale’nin meyvesidir. Sakın yanlış anlamayın “Hacı Veli Konağı’nda Atatürk ve silah arkadaşları bir gece yattılar” diye işin bu yönünü öne çıkarmak ve anlam yüklemek niyetinde değilim. Şüphesiz Türk İstiklal Savaşı’nın Önderlerini misafir eden Hacı Veli Konağı bunun kıvancını ve mutluluğunu yaşamaktadır. Ama diğer yandan Şuhut sivil mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu yapı yok olmaktan kurtulmuştur. Bana kalırsa olaya böyle bakmakta faydalı olacaktır. Şundan adım gibi eminim ki, eğer Atatürk bu konakta bir gece kalmasaydı Hacı Veli Konağı da diğer tarihi Şuhut evleri gibi çoktan yıkılıp giderdi. İlçemizde bu konağımız gibi birkaç ev, bir iki dükkân kaldı. Batılılaşmayı galiba yanlış anladık özellikle 1950den sonra yaşanan sanayileşme, köyden şehre göç gibi faktörler ülkemizde tarihi ve kültürel dokuyu alt üst etti. Eskiyi ve geleneği yansıtan ne varsa yıkıp bir anda modern dünyaya ve yaşam tarzına süratli bir giriş yaptık. Özümüzü kaybettik. Birkaç sene önce arkadaşlarla birlikte HACI NEBİ KONAĞI’nı gezmiş ve doğrusu hayran kalmıştık. 120 yıllık tarihi konak özellikle ahşap tavanı ile çok ilgimizi çekmişti. “keşke” demiştik. Kasabamızda yirmi yirmi beş tane daha böyle ev olsaydı. Ne yazık ki modern şehircilik ve mimari adına bu memlekette çok cinayetler işlendi. Çeşmeler, konaklar, köprüler, hamamlar, ibadethaneler, okullar yok edildi.“ Hamam” demişken, Sahi ne oldu Hamza Paşa Hamamı? Küçük çaplı bir temizlik yapılınca açıkçası umutlanmıştık. Arkası gelmedi. Acaba devreye yine birileri mi! girdi! Yetkililere sesleniyorum;  Şuhut’taki tarihi evleri, Hamamları, Camileri, Köprüleri, koruma altına alsınlar. Artık şehirlerde yaşayan insanlar, deniz kıyılarına değil, Beypazarı, Göynük, Safranbolu gibi kendini muhafaza etmiş, geçmişiyle geleceği bir arada yaşatan küçük yerlere gidiyorlar bizden hatırlatması.

Kurtuluş Savaş’ında Şuhut

Gece başlayan yağmur sabaha kadar hiç kesilmeden yağmış, güneşin doğuşuyla etkisini kaybetmişti. Mayıs Ayı gireli Kasabaya çok güzel yağmur yağmaktaydı. Kurak geçen ayların ardından gelen rahmet biraz olsun halkın yüzünü güldürmüştü. Kali çayı bereketli bahar yağmurlarıyla iyice yükselmiş, kıvrıla kıvrıla ovaya doğru akmaktaydı. Savaş yıllarında kasabanın bütün erkekleri yaşlılar hariç cepheye gittiğinden doğru düzgün tarım yapılamamış ve kıtlık çekilmişti. Şimdide ordu terhis edilmiş, askerler evlerine dönmüş, tarlalar birkaç yıl aradan sonra ekilip dikilmeye başlamıştı. Büyük bir savaşın ardından hayatın hemen düzene girmesi beklenemezdi. Ama hayat devam ediyordu…
Aynı saatlerde Şuhut’tan 500 kilometre uzaklıktaki başkent İstanbul’da genç bir subay Yıldız sarayında pencereden boğaza bakmaktadır. Canı sıkkındır. İşgal kuvvetlerine ait savaş gemileri boğazın değişik bölgelerine demirlemiş ve toplarının namlusunu İstanbul’a çevirmiş halde beklemektedir. Gördüğü manzara büsbütün neşesini kaçırır. Birden kendisine yaklaşan birinin ayak sesiyle geri döner. Gelen sarayın teşrifatçısıdır.
-Paşam Padişah Efendimiz sizi kütüphane odasında bekliyor lütfen buyurun! Genç subay görüşmenin kabul salonunda değil kütüphane odasında yapılacak olmasına anlam veremez. Fakat talep Padişah’tan gelmiştir, dolayısıyla diyeceği bir şey olamaz.

Az sonra Sultan VI Mehmet Vahdettin’in yanındadır. Oda o kadar küçüktür ki neredeyse dizleri birbirine değecek vaziyette konuşmaya başlarlar.
-Paşa seni neden çağırdığımı az-çok tahmin ediyorsun. Resmi bir işgal olmasa da İstanbul İngiliz ve Fransız askeri kaynıyor. Durum her geçen gün kötüye gidiyor. Mutlaka bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bizler sürekli gözetim altındayız. Anadolu’dan başlayacak bir uyanış ve direniş memleketi ve saltanatı kurtarabilir.
-Evet efendim.
-Kıymetli ordu komutanları dün gece Erenköy’de gizli bir toplantı yaptılar ve tecrübeli, dirayetli bir subayın geniş yetkilerle donatılarak. Anadolu’ya gönderilmesine karar verdiler. Hazırladıkları listenin başında siz varsınız.
-Estağfurullah, komutanlarım teveccüh göstermişler.
-Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Fakat şimdi bunları unut. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühimdir. Pek çok cephede zaferler kazandın. Ama müttefiklerimiz yenildiğinden masadaki yerimiz kazananların yanı değil kaybedenlerin arası oldu. Ülkeye daha fazla kötülük yapılmaması için ince bir siyaset takip ediyoruz. Memleketin ve saltanatın kurtuluşu senin elindedir. Dün İzmir Yunan kuvvetlerince işgal edildi.,ciğerimiz yandı. Seni 9.Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gönderiyorum. Görevin mütareke şartlarına uyulup uyulmadığına bakmak gibi gözükse de asıl vazifen Anadolu’da milli direnişi başlatmaktır.
- Efendim elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz.
- İnanıyorum Paşa, sizinle şehzadeliğim zamanında bir Almanya gezimiz olmuştu. O zamandan beri sizi takdir ederim. Gözü pek, cesur ve akıllı bir subaysınız. Bu ağır görevi ancak siz başarabilirsiniz. Sizi çok zor ve çetin günler bekliyor. Cenab-ı Allah muvaffak etsin.
- Sağ olunuz efendim. Hakkınızı helal ediniz.
Sultan Vahdettin duygulandı, sadece “Helal olsun” diyebildi.
Kapının önünde bekleyen görevli büyük bir paket içindeki otuz bin altını genç subaya uzattı. Bu altınlar Vahdettin’in yetiştirdiği atların satışından elde edilmiştir.
-Bu genç subay 4 yıl sonra Cumhuriyeti kuracak olan Gazi Mustafa Kemal’di. Padişahla vedalaşan Mustafa Kemal, Haliç kıyısında kendini bekleyen Bandırma vapuruyla sabaha karşı Samsun’a geçmek üzere hızlı adımlarla Yıldız Sarayı’ndan ayrıldı

xxxx
İzmir Merkez Komutanı Yarbay Arif Bey, dün şehre Yunan kuvvetlerinin çıkması üzerine elindeki kısıtlı askerle direnişe başlamıştı fakat düşmanla başa çıkamayınca güvendiği birkaç subay ve erle birlikte kılık değiştirerek önce Bursa’ya kaçmış, oradan da memleketi Afyon’a doğru yola çıkmıştı. Doğduğu topraklarda milli bilinci uyandırmak ve Yunan işgaline karşı halkı ayaklandırmak için çalışmalara başlar. Seyitgazi, Sivrihisar, Emirdağ, Bayat ve en son Afyon’da teşkilat kurmaya çalışır. Kısa sürede adını duyurur. Milli Mücadelenin meşhur KARAKEÇİLİ ALAYI’nı kurar. İstanbul Hükümeti Yarbay Arif Bey ve arkadaşlarının çalışmalarından öyle rahatsız olur ki, onun yok edilmesi için telgrafla emir gönderir. Gücünü kabul ettirdiği her yerde Redd-i İlhak Cemiyeti’ni kurdurur.
Yarbay Arif Bey, alayına katılan gençlerin çoğunun Şuhutlu olduğunu görünce bu sefer Şuhut’a gelmek ister. Kasabalı gençlerin yiğitliği ve cesareti dikkatini çekmektedir. Afyon’da bulunduğu sırada 262 kişilik İtalyan ve 200 kişilik Fransız birlikleri istasyon civarını işgal ederler. Üstüne üstlük 17 Kasım 1918′den beri şehir merkezinde ekseri Hintli Müslüman askerlerden oluşan bir İngiliz işgal birliği mevcuttur. Arif Bey kesif, işgal kuvvetlerinin arasından sıyrılıp Şuhut kasabasına gitmek üzere gece vakti yola çıkar. Salar civarında sıkıntılı anlar yaşasalar da sabah olmadan Şuhut’a sağ salim ulaşırlar. Devamı Haftaya…

Etiketler: , , , , , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz