Av. Ö.Faruk Altın’ın köşe yazısı

2İslamiyet Öncesi: İslamiyet öncesi dönemde Hun, Göktür ve Oğuz geleneklerinin teamül hukuku olarak uygulandığı görülmektedir. Bunlardan özellikle Göktürklerin kendilerine özgü bir ceza hukuku bulunduğu bilir. Göktürk Ceza Hukukunda isyan, cana kast, insan öldürme, evli kadına tecavüz etme yaptırımı ölüm olan fiillerdi. Hırsızlıkta ise çalınan malın 10 misli ödetilir. İslamiyet öncesi Türk hukukunda devlet güçlendikçe kişisel cezaların yerini kamusal cezalar almıştır.
İslamiyet Sonrası: İslam hukukuna Fıkıh denir. Kelime anlamı anlamak, kavramak demektir. Dinin temel kaynaklarından sosyal yaşamı düzenleyen kuralların çıkartılması çabasına fıkıh denilmektedir. Bu nedenle fıkhı bir ilim haline getirenlerden biri olan Ebu Hanife fıkıh’ı “kişinin leh ve aleyhindeki şeyleri bilmesidir” diye tarif etmiştir. İmam Şafi ise” Dinin ameli hükümlerini muayyen delil ve kayaklardan alarak elde edilen bilgidir” diye tarif etmiştir. Bu durumda İslam hukukunun temel kaynaklarını Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas oluşturur. Bu temel kaynaklardan elde edilen bilgilerin yorum farkından ise mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle İslam mezhepleri Avrupa’da gelişen hukuk ekolleri gibidir. İslam fıkhında ceza hukuku Ukubat olarak bilinir. Bunlar Had’ler, Kefaretler ve Ta’zir olmak üzere üçe ayrılır. Karşılığı bulunan ve kesinlik kazanan suçlara verilen cezalar had cezalarıdır. Bunların taksirle işlenmesi durumunda kefaret cezası uygulanır. Had ve kefaret bulunmayan suçlara ise ilerleyen dönemlerde ta’zir cezası uygulanmaya başlanmıştır. Bu nedenle ta’zir cezaları tamamen yönetime bağlı olarak değişebilir. Af (diyet) ve kefaret İslam’ın temel kaynaklarında en çok tavsiye edilen ceza yöntemlerdir. İslam hukukunda Taammüden cinayetin cezası idamdır (kısas), taammüden olmayan cinayetlere kısa uygulanamaz, tazminat (diyet) ödenir. Taksirsiz yapılan hırsızlık suçunun cezası elin kesilmesi, zinanın cezası ise sopa dayağıdır. Zina suçunun sabit olması için itiraf ya da şahitlik gerekir.
Osmanlı’da Ceza Hukuku: Osmanlıda Tanzimat dönemi öncesi ve sonrası hukuk çalışmaları belirgin biçimde birbiriden ayrılır. Tanzimat dönemi öncesi şerr’i ve örfi hukuk ağırlıklı olarak uygulanmış ve hukuki boşluklar kanunnameler ile düzenlenmiştir. Bu konuda katı kurallar yerine pratik çözümlerin öncelik taşıdığı görülür. Yani din maslahatı ile devlet maslahatı çatıştığında her zaman devlet maslahatı önde tutulmuştur. Bu nedenle Osmanlı devletinin yönetimini teokratik bir devlet olarak nitelemek eksik bir değerlendirmedir. Çünkü gerileme dönemine kadar Osmanlı sultanları kendilerini dini lider olarak lanse etmemişlerdir. Osmanlı’da gerileme ve dağılma dönemiyle birlikte din birliği ortak bir zemin olarak devleti bir arada tutmak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle Osmanlı yönetimini teokratik değil de belki teosentrik olarak nitelemek daha doğru olur. Tanzimat devletin toplumsal ve hukuksal düzeninin devlet eliyle yenileştirilmesi hareketidir. Bu bağlamda 1853 yılında Fransız Ceza Kanunundan bazı alıntılar yapılarak yürürlüğe konmuş ve farklı İslam mezheplerinin birleştirilmesine dayanan “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye” ile İslam hukukunun kodifikasyonuna girişilmiştir. Kırım Savasından sonra, 1858 yılında Fransız Ceza Kanunun tümüyle “Osmanlı diline” çevrilmiş ve Padişah iradesi ile Devletin ceza kanunu olarak ülkede yürürlüğe konmuştur. Buna paralel olarak, Fransız Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu çok az değişikliklerle Osmanlı diline çevrilmiş, 1879 (1296) tarihli “Usul-ü Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkatı” adıyla yürürlüğü sağlanmıştır. Ancak, Mecelle çalışmaları hukuki bir kimlik kazanamamış, dolayısıyla ülkede kaynakları, gerekleri ve sonuçları birbirinden tamamen farklı “Ser’i hukuk” ve “Ser’i mahkemeler ile hukuk” ve “Nizamî mahkemeler” yürürlük kazanmıştır. 1908 İkinci meşrutiyette de bazı düzenlemeler yapılmak istense de kısa bir süre sonra Balkan Savası ve arkasından Birinci Dünya Savası başladığından hukuk reformları yarıda kesilmiştir.
Çağdaş Türk Ceza Hukuku: Cumhuriyetin ilk temel ceza kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunudur. Bu kanun 1889 İtalyan Ceza kanunundan alınmış fakat çeviri sırasında 1858 Osmanlı Ceza Kanunname-i Hümayunundan bazı hükümler eklenmesiyle elde edilmiştir. Daha sonra 1930 yılında İtalyan Ceza Kanunu bütünüyle tercüme edilerek uygulamaya konulmuştur. Daha sonraları 1940, 1958, 1988, 1998e 2004′de TCK tasarıları hazırlanmış en son 1 Haziran 2005 tarihinde 5237 sayılı TCK yürürlüğe girmiştir.

Etiketler: , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz