Hamamı kim yaptı?

ustaGeçtiğimiz hafta iş vesilesiyle Anadolu’nun muhtelif yerlerini gezme fırsatı yakaladım. Görebildiğim kadarıyla ve tam anlamıyla; seçim heyecanı başlamış değil. 2015 yılından beri yılda 1 veya 2 seçim geçiren “memleketim insanı” resmen “seçim yorgunu”. Her işte olduğu gibi seçim konusunda da ölçüyü kaçırmamak lazım. Halkın görevi; oy kullanmak. Siyasetçinin görevi ise; iktidar olmak yani kazanmak. Ne yazık ki ülkemizde “genel başkanlık” müktesep hak olarak görüldüğü için liderler ölünceye kadar koltuğu bırakmıyorlar. Başarısız siyasiler “Ali Cengiz oyunları” ile top çevirmeye devam ediyorlar. Tekrar 31 Mart seçimlerine dönecek olursak; Belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimlerinde ilginin ve tansiyonun bir hayli düşük olduğunu gözlüyoruz. Daha önceki yazılarımda bu ilgisizliğin sebeplerini ifade etmiştim.
Ancak iş, “muhtarlı seçimlerine” gelince inanılmaz bir heyecan ve gerilim yaşandığını söyleyebiliriz. Her mahalle veya köyde 5-6 hatta daha fazla muhtar adayının olduğunu görüyoruz. Adaylara ”niye muhtarlık?” diye sorduğumuzda ;
- Halka hizmet etmek istiyorum, şeklinde klasik bir cevap alıyoruz. Ancak olayın altını deşince karşımıza çıkan gerçekler şöyle;
“Muhtarlık bir iş, meslek olarak görülüyor. Asgari ücret tutarında maaş, sigorta, silah taşıma ruhsatı gibi haklar söz konusu. Ancak ilginç olan, muhtarların kağıt üzerinde neredeyse hiçbir yetki ve selahiyeti yok. Eskiden muhtarlar ikamet kaydı yapardı. Daha eskilerde ise nikah kıyma yetkisi vardı. Köylerde muhtar, devletin bütün idari yetkilerini kullanma hakkına sahipti. Oysa şu an muhtarlık; neredeyse hiçbir fonksiyonu kalmamış, kuru bir ünvandan başka bir şey değil”
Peki, muhtarlığa yoğun ilginin sebebi nedir?
Artık muhtarlık bir geçim kapısı ve meslek haline geldi. Türkiye’de resmi olmayan rakamlara göre şu an 53 bin civarında muhtar bulunuyor. “Apartman yöneticiliğinin” bile rağbet gördüğü, kavgalara sebep olduğu ülkemizde ”muhtarlık” hem havası hem de maaşı olan bir makam. Cumhurbaşkanı tarafından Saray’a davet edilme, yurt dışına geziye götürülme gibi avantajları var.
Ülke genelinde sakin bir seçim dönemi yaşanırken liderler arasında müthiş bir kavga ve gerilim söz konusu. Bir siyaset ustası olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her seçimde yaptığı gibi “karşıtlık “ üzerinden cephe oluşturmaya ve “Cumhur İttifakı” tabanını konsolide etmeye çalışıyor. İtiraf edelim ki bu konuda da çok başarılı. Ancak şunu unutmayalım; “Beka Sorunu” yaşandığı ifade edilen Türkiye’de, 81 milyon insanı “bizden/bizden olmayan” şeklinde ikiye bölmek ; milli birlik ve beraberlik duygusunu yok eder. Bakın bugün Venezuela’da halkın yarısı Maduro’yu, diğer yarısı ise muhalif lider Guaido’yu tutuyor. Acı olan ise; halkın bir kısmı Amerika’nın ülkeye müdahale etmesini ve Maduro’yu devirmesini bekliyor. Utanç verici bir tablo. Devlet adamları- ”fazladan üç-beş belediye kazanmak” uğruna birlik ve beraberliği bozucu konuşma ve hamleler yapmamalıdır. Ülkemizin ”bekası” için iktidar ve muhalefet sorumluluk duygusu içinde hareket etmeli, 81 milyon insanı ”Allah’ın emaneti” olarak görmeli ve bu çirkin siyaset dilini terk etmelidir. İç savaş sebebiyle ülkemize sığınan 5 milyon Suriyeli mülteciye ”ibret gözüyle” bakın. Suriye hükümeti ve Suriye muhalefeti “benim dediğim olacak” duygusuyla hareket edeceğine birbirini anlamaya çalışsa idi, o güzelim ülke yerle bir ve perişan olmazdı.
Ne diyor İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy;
hamzapasa2”GİRMEDEN TEFRİKA BİR MİLLETE DÜŞMAN GİREMEZ
TOPLU VURDUKÇA YÜREKLER ONU TOP SİNDİREMEZ”
Şuhut, geçmiş seçimlere göre az sayıda adayın olduğu bir seçim dönemi yaşıyor. Tahminime göre önümüzdeki seçimlerde aday sayısı daha da azalacak ve ülkemiz “iki partili sisteme” geçiş yapacak. “İki partili sistem” aslında bir devlet projesidir. Bu konuda en çok gayret eden lider MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir. 1999 ve 2015 seçimlerinde tarihi fırsatlar yakaladığı halde “iktidar olmayı” daha doğrusu “Başbakanlığı” düşünmeyen Devlet Bahçeli, 50 yıllık partisini parçalamayı göze alarak başkalarını “iktidar” yapmayı görev bilmiştir. Kim ne derse desin, 31 Mart 2019 seçimleri MHP’nin iktidara yürüyüş ve diriliş seçimi olabilirdi. Türk Milleti AKPARTİ ve CHP seçeneklerini iptal ederek MHP’ye yüklenebilir, Ülkücü kadrolara iktidar yolunu açabilirdi. Çünkü her iki parti de ”metal yorgunudur”, siyaset üretememektedir. Türkiye’nin çok partili hayata geçtiği 1946 yılından bu yana, bütün siyasi akımlar şu veya bu şekilde iktidara gelmiş, sadece Milliyetçi-Ülkücü kadrolar bu fırsatı yakalayamamıştır. Ancak sayın Bahçeli adeta kendisine verilen bir ”görevi” yerine getirircesine MHP’yi “ikinci ligde” oynamaya mahkum etmiştir.
Tekrar Şuhut’a dönecek olursak, siyasi partilerin belediye başkan adayları konusunda bir sıkıntı ve hoşnutsuzluk söz konusu değil. Recep Bozkurt,Ekrem Özsoy ve İbrahim Yıldız isimleri; gerek parti tabanlarında gerekse kamuoyunda kabul ve onay gördüler.Ancak partilerin belediye meclis ve il genel meclis üye adayları konusunda çeşitli rahatsızlıklar var. Maalesef Şuhut gibi küçük yerleşim yerlerinde belediye meclis üyeleri belirlenirken “sülalesi kalabalık mı?”, “oy potansiyeli çok mu?”, “alınan kararlara itiraz eder mi?” gibi faktörler daha etkili oluyor. Oysa adaylarda aranması gereken şey“ ehliyet ve liyakat” olmalıdır. Şuhut’un mevcut sorunlarına çözüm üreten, hayalleri olan, hizmet aşkıyla dolu kadrolara ihtiyacımız var.
RESTORE EDİLEN HAMAMI KİM YAPTIRDI?
Gençlik Caddesi’ndeki tarihi hamamın restorasyon çalışmaları tamamlandı. Bu konudaki gayretlerinden dolayı sayın bakanımız Prof.Dr.Veysel Eroğlu ve Şuhut Belediye Başkanımız Recep Bozkurt’a müteşekkiriz. Çocukluğumuzda bir mezbelelik halinde olan, değil girmeye bakmaya korktuğumuz hamamın son durumunu görünce gözlerime inanamadım.
Öteden beri hamamın ismi ve ne zaman yapıldığı konularında çeşitli ihtilaflar mevcuttur.Geçen hafta sosyal medyada ve bazı yayın organlarında hamamla ilgili yazılar çıktı. Bize göre restoresi yeni biten hamamın adı “Hamza Paşa Hamamı” değildir. Hamza Paşa Hamamı, halen belediyemiz tarafından işletilen parkın arkasında bulunan hamamdır. Bu hamam uzun yıllar Ali Agah Timurtaş’ın oğlu Mustafa Rüştü Timurtaş tarafından işletilmiştir.
Yenilenen hamamın ismi “İSKENDER BEY HAMAMI” olup, burası hakkında önümüzdeki günlerde belgelere dayalı geniş bir yazı yazacağız. İstanbul’da yaşayan Sabri Şenbabaoğlu (92), bir sohbetinde çocukluk yıllarında bu hamamın faaliyette olduğunu ve “YENİ HAMAM” diye bilindiğini anlatmıştı.

 

 

Etiketler: , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz