Kurtuluş Savaşında Şuhut 15 Mayıs 1919

Kurtuluş Savaşında Şuhut 15 Mayıs 1919

 

Sonunda korkulan olmuştu. Bir zamanlar üç kıtaya hükmeden koca imparatorluğun önce kolları, ardından ayakları gövdesinden koparılmış, elde sadece Anadolu toprakları kalmıştı. Artık ne balkanlarda, ne Kuzey Afrika’da, ne de Orta Doğu’da bayrağımız dalgalanmıyordu. Fakat işin bu noktada kalmayacağı İzmir’in işgaliyle belli olmuştu. Asırlardı Türklere kin güdenlere göre fırsat ayaklarının dibine kadar gelmişti. Son vuruşu yapıp Osmanlıyı buralardan kazıyarak Anadolu yarımadasında 800 sene sonra Bizans’ın ruhunu tekrar dirilteceklerdi.

Ama unuttukları çok önemli bir şey vardı. Ezmeye çalıştıkları millet öyle sıradan bir millet değildi. Aç ve susuz kalsa da esareti asla kabul etmeyen, İstiklal ve hürriyet aşığı bir milletle karşı karşıya idiler. Köklü bir tarihi ve kültürü olan, sayısız devlet kurmuş bir millet.Her hüsranda yeniden doğan,  tam “öldü” derken tekrar dirilen, dağılan ocağını, yurdunu bir anda yeşerten Türk Milleti…

Şuhut Belediye binasında dakikalar hızla ilerliyordu. Mesainin başlamasıyla beraber sessiz olan bina kalabalıklaşmaya başladı. Belediyenin Reis beyle birlikte beş çalışanı vardı. 1912 yılında kurulan Belediye Teşkilatı imkânsızlıklar içinde halka bir şey vermeye çalışıyordu. Kasabanın saygın ailelerinden birine mensup olan Hocazade Mustafa Efendi göreve geldiğinden beri canla başla çalışıyor, Şuhut halkına hizmet etmek için adeta çırpınıyordu. Akıllı, cesur ve kültürlü bir insandı. Buz özelliklerinden dolayı Belediye Reisi seçilmiş, gösterdiği gayretle kendini o makama getirenleri mahçup etmemişti.

Reis bey ilk önce Katibi Halil İbrahim Efendiyi odasına çağırdı. Masanın üzerinde duran telgrafı uzattı. Halil İbrahim Efendi Telgrafı okurken önce şaşkınlık, sonra derin bir üzüntü ve bitkinlik içinde karmaşık duygular yaşadı. Ne Söyleyeceğini bilemedi. Ayakta öylece kala kaldı. Boş gözlerle Reis beye bakarken onun masada küçük bir kâğıda bir şey yazdığını fark etti. Hocazade, düşüne düşüne, bir yanlış yapmamak adına dikkatli bir şekilde yazıyor ve yazdıklarını yeniden kontrol ediyordu. Evet, yazı hazırdı. Kararlı bir ses tonuyla;

“Halil İbrahim Efendi, listede adını yazdığım kardeşlerimi ve büyüklerimi hemen bul, belediyede toplantıya davet ettiğimi söyle. Tüccarlar işlerini, hocalarımız derslerini bırakıp toplantıya gelsinler.Çok önemli olduğunu bilhassa hatırlat” dedi. Katip, yanına Müstahdem İsmail Efendiyi alarak yıldırım gibi binasından çıktı. Geri dönmesi yarım saati bile bulmadı. Listede adı geçenler birer birer binaya gelmeye başladılar.

İlk gelen kasabanın sevilen simalarından Hacı Bekir (Galle) idi. Koşar adım reis beyin odasına daldı.

-          Hayrola reis bey? Bizi aceleyle buraya çağırmanızın sebebi nedir? Ne oldu?

-          Sakin ol Hacı Bekir. Hele diğer arkadaşlarımız da gelsinler, anlatacağım. Çok fena bir durumla karşı karşıyayız.

-          Fena olan şey nedir efendim? Yoksa Padişah Efendimiz mi vefat etti?

-          Hacı Bekir, Padişah vefat etse yerine geçecek şehzademiz hazır. Ama vatan elden giderse bin senedir bu topraklarda yaşayan bizler nereye gideriz, bu milletin hali ne olur? Anlıyor musun?

-          Hocazade açık konuş! Bak herkes geldi. Ne diyeceksen bir an önce söyle, bizleri merakta bırakma.

-          Arkadaşlar, hemşehrilerim. Sabahleyin gelen telgrafa göre yunan, İzmir’e çıkmış. Pek çok şehit ve yaralımız var. İşgalin İzmir’le sınırlı olmadığı, bütün ege bölgesini işgal edecekleri söyleniyor. Anlayacağınız durum çok fena.

 

Bu sefer söz sırası Şuhut’un önde gelen alimlerinden Nebi Hocaoğlu Hacı Abdullah’taydı ;

-“Allah Korusun Reis beyé Biz bu hale düşecek millet miyiz?Yüce Mevla, asırlarca İslamınn bayraktarlığını yapmış bu asil millete mutlaka merhamet eder ve bu vatanı düşman çizmelerinin altında pespaye ettirmez efendim”

- “İnşallah hocam. Lakin biliyorsunuz ki 1.Cihan Harbinde destanlar yazan milletimiz, müttefiklerimiz olan devletlerin yenilmesi üzerine mağlup ilan edildi. Yapılan mütareke anlaşmasına göre, ordumuz silah bıraktı  neferlerimiz terhis edildi. Memleketin akıbeti meçhul. Hükümetin durumu ortada. Padişah efendimiz İngilizlerin gözetimi altında. Elimiz kolumuz bağlı şekilde böyle bekleyecek miyiz? Yunan bugün İzmir’de, yarın Uşak’ta, Aydında, öbür gün Afyon’da. Vatanın kurtuluşu ve selameti için bir şeyler yapılması lazım!”

- “Doğru konuşuyorsunuz Amma” diye söze başlayan Hacı Hüseyin Efendi (Şenbaba) şöyle devam etti;

- “Zaman laf değil iş zamanı. Şu an oda da hazır bulunan arkadaşları ekserisi yedi sekiz senedir muhtelif cephelerde savaştı. Kardeşlerimiz, akrabalarımız şehit oldu. Hala haber alamadığımız arkadaşlarımız var. Ben şahsen memleketin sonunu iyi görmüyorum. Devletimiz, hükümetimiz ve padişah efendimiz rehin alındıysa, biz varız. Esaret, kölelik, mandacılık bize yakışmaz. Alpaslan’ın, Fatih’in, Yavuz’un kanının taşıyoruz toprağımıza göz diken işgalcilere gereken dersi vermeye, vatanı korumaya hazırız!”

Hacı Hüseyin Efendinin coşkulu konuşması başta Reis bey olmak üzere herkesi mutlu etti, cesaretlendirdi. Hocazade Mustafa Efendi, kasabanın ileri gelenlerinin tavırlarından ve sözlerinden çok memnun oldu. Demek ki bu millet genciyle yaşlısıyla, düşmana karşı göğsünü siper edecek derecede gözü karaydı. Reis bey yavaşça oturduğu koltuktan kalktı, odada ki insanları süzdü.

–Arkadaşlar İzmir’in işgalini protesto eden bir telgraf metni hazırlayıp hükümetimize gönderelim. Bu işgalin kabul edilemez olduğunu haykıralım. Milletimiz ne zaman sıkıntıya düşse bi-iznil Allah kurtarmasını bilir. Ordumuzun Terhis edilmesi ile ne yazık ki memlekette emniyet ve asayiş kalmadı. Kanun kaçakları, firariler elini kolunu sallaya sallaya geziyorlar. Birde yunan işgali başladı. Bu fenalıklara dur diyecek bir güç ve kuvvet kalmamıştır. Devletimizin vaziyeti ortadadır. Fakat ne mutlu ki vatanın her yerinde bizim gibi düşünen insanlar gerekli tedbirleri almaya başladılar. Kasabamızda Hacı Ziya Bey, Karaadilli köyümüzde Kara Direk Ahmet Çavuş teşkilatlarını kurdular bilhassa Kara Direk Ahmet Çavuş Çölovasında kanun kaçaklarının hakkından gelmesini bildi. Bizler kendilerine her türlü yardımı yapacak ve yanlarında bir nefer olacağız. Bir ölüm-kalım savaşının içindeyiz. Canımızla, kanımızla, malımızla bu mücadeleye hazır mıyız?

–Hazırız Reis Bey! Hazırız.

Odadakiler  Katip Halil İbrahim Efendinin hazırladığı metnin altına isimlerini yazdırırken görevlerini yapmanın huzuru içindeydiler. Pasif direniş böylece başlamış oluyordu.Çektikleri telgrafın daha ilk basamak olduğunu, devamında çok zor ve çetin şartların kendilerini beklediğini biliyorlardı Şuhut Telgraf Memuru Hasan Efendi kendisine uzatılan metnin İzmir’in işgali üzerine ülkede çekilen ilk protesto telgrafı olduğunu bilmeden makinenin tuşlarına basmaya başladı.

Tarih: 15 Mayıs 1919 Şuhut

YÜKSEK SADARETE,

“Yüzyıllardan beri İSLAM ve TÜRK olan İZMİR’in işgali işitildi. Bu hal mazlum ve masum insanların kanını akıtmaktan başka bir şey olmayacağından öz be öz TÜRK memleketimiz olan İZMİR’İN Osmanlı yönetiminde bırakılması suretiyle adaletin tecelli ettirilmesine aracı olmanızı kanlı gözyaşları ile istirham eyleriz”

Şuhut ahalisi adına Belediye Reisi Hocazade Mustafa, Ulemadan (Alim ve Hocalardan) Hacı Bekir, Nebi Hocaoğlu Hacı Abdullah, Hacı Mehmet

Eşraftan Hacı Bekir (Galle), Mehmet (Kara Mehmet Hoca), Hüseyin (Hacı Hüseyin Şenbabaoğlu), Hoca İbrahim. ( Devamı Haftaya )

 

Yapılan Aramalar:

  • 15 mayıs 1919 gazete haberleri (47)
Etiketler: , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz