Kurtuluş Savaşın’da Şuhut – 3

Aslen Emirdağ/Bayatlı olan Yarbay Arif Bey, iki sadık adamı sabah ezanları okunurken Şuhut’a girdiler.Kali Çayı üzerindeki tarihi Altıgöz Köprüsünden hızla geçerek kasaba merkezindeki Büyük Camiye geldiler. Avludaki söğüt ağaçlarının altına atlarını çektiler.
Namaza gelen halk, meraklı gözlerle bu üç yabancıyı takip etmekteydi. Biraz dinlenen ve ardından abdest alan Arif Bey ve adamları usulca camiye girdiler.
Dört bin nüfuslu Şuhut Kasabası, Afyon’un işgale uğramayan nadir yerlerinden biriydi. Öyle ki tren hattının geçtiği bütün köyler,kasabalar işgal edilmişti. Kim bilir belki de Şuhut “bu medeni vasıtadan” yararlanamadığı için şanslıydı. Ya da kasabanın hayli yüksekte oluşu ve bir çanağı andıran görüntüsü, işgalcileri bu niyetinden vazgeçirmiş olabilirdi. Böyle yerleri işgal etmek de, savunmak ve elde tutmak da zordur…
Bugünkü sabah namazını Hacıbaba-zade Medresesi hocalarından Hacı Hüseyin Efendi kıldırmaktadır. İzmir’in işgali üzerine İstanbul’a protesto telgrafı çekenlerden biri olan Hacı Hüseyin Efendi, gelen yabancılardan kuşkulanır. Öyle ya, hükümet telgraftan rahatsız olmuş ve kendilerini tutuklamak üzere bu üç adamı göndermiş olamaz mı? Neyse ki namaz sonrası belediye reisinin ve kasabadaki Kuvay-i Milliyecilerin lideri Hacı Ziya Beyin bu meçhul kişilere muhabbetle sarılmaları içini rahatlatır.
- Acaba bu gelenler kimdir? Reis beyin ve Hacı Ziya Efendinin samimi ve sıcak ilgisi gelenlerin “düşman” olma ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Şuhut direniş hareketinin lideri Hacı Ziya Bey, birkaç ay önce Afyon’da Redd-i İlhak Cemiyetinin kuruluşunda Yarbay Arif Beyle tanışmış ve alınan kararlara beraber imza atmışlardı. Arif Beyin zekâsına, teşkilatçılığına ve cesaretine hayran kalmıştı.
Namaz sonrası hep beraber cami avlusunu bir şemsiye gibi örten söğütlerin altına oturdular. Arif Bey Afyon’dan nasıl çıktıklarını, Salar Köyünde birkaç eşkıyanın kendilerine musallat olduklarını anlattı. Şuhut’a niçin geldiklerini anlatacağı sırada Hocazade Mustafa Efendi müsaade isteyip;
-“Bir dakika Arif Bey” dedi. Sonra da kendilerini dinleyen kasabalılara seslendi:
- Yahu Şuhutlular misafire böyle mi davranılır? Böyle ağırlama mı olur? Çabuk fırından keşkek, evlerden katmer ve börek getirin. Gelen kişilerinin kim olduğunu bir bilseniz, vallahi çok utanırsınız”
Bu sefer söz sırası Hacı Ziya Beydedir:
-“Hemşehrilerim gelen misafir Afyon ve havalisi Kuvay-i Milliye Kumandanı Bayatlı Arif Bey’dir.İzmir’de mütecaviz Yunan’a direnmiş, baş edemeyince devlet görevinden

mecburen ayrılmış, milletin sinesine dönmüştür. Kısa zamanda Afyon’da Kuvay-i Milliye teşkilatını kurmuş, düşmana korku salmıştır. Benim komutanı olduğum Şuhutlu Milisler de Arif Beyin Karakeçili Alayına bağlıdır. Bunun haricinde bize katılmayan 50–60 kadar Şuhutlu genç bizzat Arif Beyin teşkilatına katılmışlardır. En mükemmel şekilde savaş eğitimi aldıkları için Bozkır, Beypazarı gibi isyan çıkan yerlere gönderilmiş ve isyanı bastırmışlardır”
Bu konuşmalar Arif Beyin mahcubiyetine sebep olur. Ağzından sessizce “Estağfurullah, Estağfurullah” sözleri dökülür. Halkın kafasındaki soru işaretleri yerini sevgi ve hürmete bırakmıştır. Demek ki aylardır namını duydukları, cesareti ile efsane haline gelmiş Arif Bey şu an karşılarında oturmaktadır. Seyitgazi’de elindeki fazla silah ve mühimmatı Kuvay-i Milliyeye vermediği için Jandarma Komutanını vuran, Emirdağ’ı, Sivrihisar’ı, Afyon’u titreten, İstanbul Hükümetinin kellesi için beş bin altın vaat ettiği “deli fişek” Bayatlı Arif Bey!
Az sonra yemekler yenildi, sohbetler edildi. Ardından caminin karşısındaki Belediye binasına geçildi. Kahveler içilirken Arif Bey konuşmasına başladı:
- “Arkadaşlar, biliyorsunuz ki memleketimizin üzerinde kara bulutlar dolaşmaktadır. Düşman her gün bir vatan köşesini işgal etmekte, adım adım hepimizi Anadolu’dan topyekun sürmenin hesabını yapmaktadır. Merkez Komutanlığı yaptığım İzmir’e Yunan kuvvetleri çıkınca silaha sarıldık.Fakat gücümüz az olduğu için geri çekilmek zorunda kaldık. Zaten bizden de Yunan’a karşı koymamız istenmiyordu. Ben bunun üzerine görevimi bırakıp memleketim olan Afyon’a gelerek halkı düşman işgaline karşı uyandırmaya karar verdim. Özellikle Seyitgazi,Afyon, Erkmen, Gazlıgöl, Bayat ve Emirdağ’da kısa zamanda çok mesafe aldık. Kurmuş olduğumuz Alaya pek çok Şuhutlu genç katılınca doğrusu kasabanızı merak ettim. Gençlerinizle ne kadar iftihar etseniz azdır. Ayrıca sizlerin Kuvay-i Milliye Birliklerine para,erzak,kıyafet,silah,mühimmat gibi yardımlarda bulunduğunuzu görüyor ve gurur duyuyorum. Neredeyse Afyon halkı kadar yardım ediyorsunuz. Allah razı olsun!
- “Senden de Allah razı olsun Kumandan”
- “Size diyecek hiçbir şeyim yok. Ne icap ediyorsa yapıyorsunuz. Şuhut’un işgale uğramaması hem sizin hem de bizim şansımızdır. Afyon’da düşman askerleri cirit atıyor. Şuhut bu yönüyle bizim güvencemiz ve sığınağımızdır.
Halktan birisi:
- Arif efendi, cihan harbinde varımız yoğumuz tükendi bitti. Verecek bir canımız kaldı. Kasaba dul ve yetim dolu. Eli silah tutan herkes mücadeleye hazır ama sizin gittiğiniz yol memleketi kurtuluşa götürür mü? Boşu boşuna telef olmayalım.
- Ümitsiz olmayın arkadaşlar. Allah asırlarca İslam’a hizmet eden Türk Milleti’ni düşman karşısında zelil ve mahcup etmeyecektir. Büyük Cihan harbi biteli bir sene oldu. Düşman Anadolu’yu adım adım işgale başladı.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Koyun gibi boğazlanmayı bekleyecek miyiz? Bize esaret ve kölelik yakışır mı?
- Asla! Asla!
Yaşlı bir Şuhutlu:
- Kumandan güzel konuşuyorsun amma geçenlerde kasabaya alavereye gelen bir çerçiden duydum. Padişah’ımız gâvurla anlaşmış ve gâvurlar yakında memleketimizi terk edip gidecekmiş. Boşu boşuna kavgaya girmeyelim.

- Kardeşlerim, eğer düşman çekilip gidecekse dün Afyon’a gelen ve tren istasyonu bölgesini işgal eden Fransız ve İtalyan birlikleri neyin nesi? Bunlar Afyon’a gezmeye mi geldiler? Bu haberlere inanmayın. Halkın direnişini, kıyamını engellemeye çalışıyorlar. Şu an kasabanızın burnunun dibinde yani Afyon’da iki bine yakın düşman askeri var.
- Deme yahu! Essah mı söylüyorsun kumandan?
- Maalesef söylediklerim doğru. Şuhut daha düşman çizmesi görmedi. Ama bakarsınız haftaya buraya da gelebilirler. Zaten Sandıklı’ya girmek için hazırlık yapıyorlarmış. Peki siz Afyon’daki rumların, ermenilerin neler yaptığını duydunuz mu?
- Hayır.
- O zaman beni iyi dinleyin. Afyon’daki 3–4 bin rum ve ermeni Yunan askeri İzmir’e çıktığı günden bu yana evlerine, balkonlarına Yunan bayrağı astılar. Turunç handaki bir Rum terzi Afyon’a gelen Fransız ve İtalyan askerlerine “Nerede kaldınız, 500 senedir sizi bekliyorduk. İntikam intikam!” diye bağırıyordu. Maalesef şimdiden halka eziyete başladılar.
- Allah belalarını versin! Asırlardır onları kendimizden ayırmadık. Bizler askere gittik, onlar ticaret yaptı zengin oldu. Kasabamızdaki bütün inşaatları ermeniler, rumlar yapar. Ticaret ellerindedir. Bir elleri yağda, bir elleri baldadır. Hepsinin gözüne dizine dursun!
- Dahası var. Eğirdir ve Barla tarafında yüzyıllardır beraber yaşadığımız rumlar günlerdir bayram ediyorlar. Uluborlu, Karaadilli ve Çölovası’nda eşkıyalığa başladılar. Azdılar. Kasabanıza bağlı Arızlı köyünde kadınlara musallat oldular. Allah’tan Karadirek Ahmet Çavuş ve Arızlı köylüleri bu canilere gereken dersi verdiler. Peki devlet nerede? Namusumuzu, canımızı ve malımızı kendimiz koruyacaksak devlete ne ihtiyaç? Bizleri koruyup kollayacak devlet otoritesi olmayınca meydan bunlara kaldı.
- Peki, ne yapacağız Kumandan?
- Arkadaşlar, Şuhut’ta Hacı Ziya Bey bizim teşkilatımızın temsilcisidir. Ona destek verin. Şu an düzenli orduyu kurmaya çalışıyoruz. O vakit, sağda solda direnen bütün milli kuvvetler tek çatı altında toplanacak.
- İnşallah.
- Eli silah tutan herkes yaşlı veya genç, kadın veya erkek fark etmez hep beraber direneceğiz. Şuhut bizler için cephe hudududur. Kıymetlidir. Eğer burası işgal edilirse Afyon cephesi tamamen çöker.
Bu sefer Nebihocaoğlu Hacı Abdullah’ın sesi duyulur:
- Arif Bey, hiç merak etmeyiniz Şuhut halkı istisnasız Kuvay-i Milliye ile beraberdir. Zaten bizler İzmir’e Yunan
çıktığında Şuhut Kasabası olarak İstanbul Hükümetine bir protesto telgrafı çekip safımızı belli etmiştik. Kasabamız adını “şehit” kelimesinden alır. Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde bu topraklarda büyük savaşlar oldu. Her karış toprağında şehit kanı vardır. Efe Sultan, Karlık Sultan, Seydi Sultan, Mahmut Sultan isimli Horasan Erenleri kasabamızda şehit oldular. Bizler onların torunları olarak savaştan kaçmayız. Şerefsizce yaşamaktansa adam gibi ölmeyi tercih ederiz.
- Helal olsun Hocam
- Biz Şuhutluyuz, Şehit nesliyiz bu mübarek toprakları düşmana çiğnetmeyiz!
Belediye Reisi Hocazade Mustafa Efendi:
- Arif Bey, halkımızın hissiyatını gördünüz. Müsaadenizle bir soru soracağım, lütfen
- samimi cevap veriniz. Anadolu’daki yangın söndürülebilir mi? Bu hayâsız ve mütecaviz işgal durdurulabilir mi? Siz mert bir insansınız, hem de hemşehrimizsiniz. Değişik değişik haberler alıyoruz, hangisi yalan, hangisi doğru emin olamıyoruz.
- Reis bey haklısınız. Geçen sene imza olunan Mondros Mütarekesinin ardından memleketimiz işgal edilmeye başlandı. Bu saldırılar bilhassa mayıs ayından beri çok şiddetlendi. Ortada devlet otoritesi kalmayınca, ülkenin her köşesinde eli silah tutan vatansever halkımız kendi çapında teşkilatlanmaya başladı. Her köy, her kasaba, her vilayet kendi göbek bağını kendi kesiyor. Şimdi ise milli kuvvetler tek elde toplanmaya ve bir ordu haline getirilmeye çalışılıyor. Kongreler ve toplantılar yapılıp, milletin istikbalinin tehlikede olduğu ve bu feci durumda yine milletin azim ve kararı ile kurtulabileceğimiz ilan ediliyor. Vaziyet budur.
- Kumandan, bütün bunlar kendi başına mı olacak? Bu hareketi sevk ve idare edecek lider kim?
- İnanın her şey yolunda gidiyor aziz kardeşlerim. Biz Türkler tarih boyunca sayısız devlet kurduk. Pek azını yaşatabildik. Fakat hiçbir zaman devletsiz kalmadık. Bir devlet yıkılır, diğeri kurulur. Milletin sinesinden bir kahraman çıkar ve halkımız onun peşine düşer. Artık gaflet uykusundan uyandık. Padişah efendimize hürmetimiz sonsuzdur. Ama kendisi köşeye sıkışmış ve işgalcilerin esiri haline gelmiştir. Çok şey yapmak istese de yapacak durumu ve imkânı kalmamıştır. Bu kuşatmayı kıracak olan sizlersiniz. İstanbul’u unutun! Ne yazık ki İstanbul kendi can derdine düşmüş vaziyettedir.
- Padişah efendimiz değilse, yeni liderimiz kimdir?
- Kuvay-i Milliye içinden birbirinden kıymetli komutanlarımız vardır. Ama birisi var ki Anadolu’yu karış karış geziyor, halka direnmeyi, mücadele etmeyi aşılıyor. Zaten bu isyan ateşini o yaktı. Anadolu kıyamının lideri: Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’dir.
- Adını hiç duymadık. Enver’i, Talat’ı, Cemal’i, Kazım Karabekir’i, Fahrettin Paşayı biliriz de Mustafa Kemal’i hiç tanımayız.
- Ben kendisiyle Trablusgarp’ta beraber savaştım. Ölümden korkmayan, kurmay zekâsı en yüksek seviyede değerli bir kumandandır. Enver Paşa gibi ihtirası aklının önüne geçmiş biri değildir. Bizler kendisine inandık. Sizlerde inanın ve güvenin.
- Sağ ol Arif Bey. Ümidimizi ve şevkimizi artırdınız. İnşallah muzaffer olacağız. Hiç endişe etmeyin, Şuhut halkı bu mücadelede üstüne düşeni fazlasıyla yapacaktır. Bize itimat ediniz.
- Zaten güvenmesek buraya gelirmiydik arkadaşlar? Hakkınızı helal ediniz. Biz buradan Dinar’a geçeceğiz Dinar Jandarma Komutan’ı Arızlı’lı Bekir Bey bizleri bekliyor.
- Ne hakkı? Asıl siz hakkınızı helal ediniz. Vatan için rahat ve sıcak koltuğunuzu bırakıp yollara düştünüz, ölüme meydan okudunuz, bizlere can yoldaşı oldunuz Arif Bey.
Az sonra Arif Bey ve adamları kasaba halkının hayır duaları arasında Karaadilli tarafına doğru yola çıktılar. (devamı haftaya) Ustahasanoğlu

Etiketler: , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz