Ozan Arif’in ardından…

OZAN ARİF’İN ARDINDAN

basbugYıl 1975 veya 76 olmalı. Ankara’da üniversitede okuyan abim, okul harçlıklarından biriktirdiği paralarla PHİLİPS marka teyp satın almıştı. “Gramafon ve Plak’’ devrini tamamlamış,’’teyp ve kaset’’ çağı başlamıştı.Yaz tatili için Şuhut’a gelen abimin valizinden önce gıcır gıcır bir  teyp,sonra da onlarca kaset çıkmıştı.Kimler yoktu ki? Barış Manço, Abdülvahap Kocaman, Hilmi Şahballı, Güven Yapar, Aşık Reyhani,Seyit Al ve Ozan Arif’in kasetlerini ilk kez o gün görmüştüm. En çok ilgimi  Barış Manço ile Ozan Arif  çekmişti. Manço’nun uzun saçları, Ozan Arif’in yüzünün neredeyse yarısını kaplayan yeniçeri bıyığı bana enteresan gelmişti. O yıllarda Rus ve Çin emperyalizminin emrindeki kızıl çetelere karşı göğsünü siper eden Ülkücü Hareket, bir yandan da kültür ve sanat faaliyetleri yaparak milli ruhu besliyor,halkımızı ve özellikle gençleri şuurlandırmaya çalışıyordu. Ülkü Ocakları geceler tertip edip milliyetçi sanatçılara konserler verdiriyor, Türk Milletini “komünizm” tehlikesine karşı uyarmaya gayret ediyordu.Şuhut Ülkü Ocakları da 1970’li yıllarda bu tür etkinliklere (konser, konferans, tiyatro) imza atmış, pek çok milliyetçi sanatçıyı ilçemize getirmiştir.

Aşıklık (ozanlık) geleneğinin kökleri Orta Asya’ya kadar uzanır. Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilmesiyle beraber ozanlar da bu coğrafyaya gelmiş, ilahi aşkı, vatan sevgisini terennüm etmişlerdir. Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal gibi ozanlar, çağlar boyunca halkın ve Hakk’ın sesi olmuşlardır. ’’Benim sadık yarim kara topraktır’’ diyen Aşık Veysel’in bir türküsü, bin cilt kitaba bedeldir. Ozan Arif, ülkemizin kızıl teröre boyun eğdiği, devletin görevini yapmadığı (seyirci olduğu) dönemlerde, sazıyla sözüyle ve bedeniyle savaşıyordu. O günleri yaşamayanlar, anlattıklarımızı anlayamazlar. Şehirlerin kurtarılmış bölgeler şeklinde parsellendiği, okullarda eğitim verilemediği, halk mahkemelerinin kurulduğu, hemen her gün 15-20 gencin kör kurşunlara hedef olduğu günlerde, Ozan Arif elinde sazıyla Anadolu’yu bir baştan öbür başa gezerek milletimizi uyarmaya çalışıyordu. Onun tek derdi; vatanımızın bölünmemesi, Al bayrağın gönderden inmemesiydi. Her ülkücü gibi,son bağımsız Türk vatanı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenmesini, kalkınmasını, Türk Milleti’nin refah seviyesinin yükselmesini istiyordu. Mangal gibi yüreği vardı. Gür sesi, insanı titretir ve harekete geçirirdi. Türk’ün haykıran sesiydi. Köroğlu misali, hainlere, işbirlikçilere, boş vermişlere meydan okurdu. Kasetleri elden dolaşıyor, şiirleri ezberleniyordu.

Kahrediyor gardaş kızıl göz meni,

Bu kızıl zincirden gel de çöz meni

Bir kızıl kurşuna verdik ÖZMEN’i

Şehit oldum Allah döktüm kanımı,

İntikam almadan alma canımı.

Derken sürgün yılları başladı. Ülkemizde 12 Eylül askeri darbesi yaşanmış, devletine yardımcı olmaya çalışan ve bu uğurda 5000 şehit veren Ülkücü Hareket, suçlularla bir tutulup zindanlara atılmıştı. Sürgün yıllarını Avrupa’da geçirmek zorunda kalan Ozan Arif yaptığı faaliyetlerle Ülkücü Hareketin yurt dışında çözülmesini engelledi.Konserlerde elde edilen paraları Türkiye’ye yollayarak mağdur ailelere yardım etti.Üzerinden dozerle geçilen teşkilat bu paralar sayesinde ayakta kalabildi. Ozan’ın o günleri anlatan şiiri şöyledir;

Üç gardaştık bir zamanlar üç gardaş

O toprakta, sen zindanda,ben sürgün

Aklımıza gelir miydi hiç gardaş?

O toprakta,sen zindanda,ben sürgün.

Arif der ki, bu çileler bu ahlar

Belki bize bu çilede felah var

Kul bilmesin, bizi bilen Allah var

O toprakta, sen zindanda ben sürgün.

Ozan Arif,  12 Eylül darbesinden sonra fiilen dağılma aşamasına gelen Ülkücü Hareketi, hem Türkiye’de hem de yurt dışında ayakta tutan üç-beş gizli kahramandan biridir. Darbenin başı Kenan Evren’e çok ağır şiirler yazmış, türküler yakmıştır. Zindanda yatan Ülkücü gençlerin umut ışığı olmuş, şiirleri cezaevi duvarlarını süslemiştir.

Hakim bey…Hakim bey..bütün dünyamı

Yıkarak yaptılar benim sorgumu,

C-5 denen yere gözleri bağlı,

Tıkarak yaptılar benim sorgumu.

Kimi vurdu,kimi baktı seyrime

Cop izleri oluk oldu böğrüme,

Sigaranın ateşiyle bağrıma,

Çökerek yaptılar benim sorgumu.

Sürgün yılları bitmiş, Ozan Arif memleketine kavuşmuştur. Kavuşmuştur ama Türkiye, bırakıp gittiği Türkiye değildir. Köprünün altından çok sular akmış, ANAP iktidara gelmiş,vatanın bayrağın yerini “para ve köşe dönme” almıştır. 12 Eylül öncesi vatanı bölemeyen kızılların yerini bir başka “kızıl” almış, yedekte bekletilen PKK terörü sahaya sürülmüştür. Bu sefer bambaşka bir oyun oynanmaktadır. Türk Milleti’nin sinir uçları tahrip edilerek okumayan, kimliksiz, paradan başka değer tanımayan, kökünden koparılmış, etliye sütlüye karışmayan bir nesil yetiştirme gayretleri vardır. “Milliyetçilik ve Ülkücülük” modası geçmiş kavramlar olarak ifade edilmektedir. Liberalizm maskesi altında “yerli ve milli” ne varsa satılmakta, üretim değil tüketim özendirilmektedir. Devletin başındakiler, Batı’nın talebi doğrultusunda, ülkeyi eyaletlere bölme ve federal yapı hazırlığı içindedirler. Onlara göre, PKK hareketi ‘’hakkı yenmiş,ezilmiş bir milletin feryadıdır’’. Yıllar sonra Turgut Özal’la Apo arasında yoğun şekilde mesaj trafiği yaşandığı, postacılık görevini Cengiz Çandar’ın yaptığı ortaya çıkacaktır. Tıpkı 12 Eylül öncesi olduğu gibi devlet yine aymazlık içindedir. Devreye yine Ülkücüler girecektir. Ülkemizde PKK terörünün mahiyetini, çapını, uluslar arası bağlantılarını  ilk keşfeden ve mücadele edenler Türk Milliyetçileri olmuştur. Aynı şekilde, bir Amerika projesi olan FETÖ, devletin her yanını sarmış, ele geçirmiş ama Türk Milliyetçileri başından itibaren bu yapıya uzak durmuştur. Ozan Arif’in bu dönemdeki şiirleri ve ikazları bu konudadır. Ozan’ın üstünde titrediği şey; vatandır, bayraktır, ezandır. Ozan Arif, hiçbir cemaatin, tarikatın emrine girmemiş, devletten başka ‘’devlet’’ tanımamıştır.. Sadi Somuncuoğlu, Ozan Arif’in ardından güzel bir yazı yazdı;

‘’Ozan 69 yıl yaşadı. Hakk’ın yanında,haksızlığın karşısında, daima Türk’ün sesi oldu. Ümitsizliğe, korkaklığa, teslimiyete,mürailiğe (iki yüzlülük),satılmışlığa, dönekliğe, kahpeliğe, ihanete meydan okudu. Yüreğiyle, haysiyetiyle, vicdanıyla hep savaştı; ölmezliğe ulaştı.’’

Ozan Arif’i 16 Şubat 2019 Cumartesi günü Samsun’da toprağa verdik. Allah mekanını cennet etsin. Bize düşen, ebedi aleme göçen kardeşlerimizi, büyüklerimizi hayırla yad etmektir. Yıllarını verdiği,ayakta kalması için ömrünü adadığı Milliyetçi Hareket Partisi, Ozan Arif için bir başsağlığı mesajını çok gördü. Dahası, partinin genel başkanı olan zat, Ülkü Ocakları vasıtasıyla bir genelge yayınlayarak “cenazeye katılmayın” emri verdi. Her ne kadar genelgenin çıkış yeri Ocak olsa da emri kimin verdiği bellidir. ’’Köpeklerin duası kabul olsa gökten kemik yağardı’’ derler. Bu ‘’aşağılık’’ emre rağmen, yurt içinden ve yurt dışından on binlerce Ülkücü, Ozan Arif’le helalleşmek üzere Samsun’a koşmuş, görülmemiş kalabalıkta bir cenaze namazıyla merhumu ebedi aleme uğurlamıştır. Partinin başındaki zat, aynı saygısızlığı rahmetli Abdürrahim Karakoç’un vefatında da sergilemiştir. Elbet kendisi de bir gün ‘’ölüm’’ denilen ‘’değişmez gerçeği’’ tadacaktır. Bakalım onu kimler uğurlayacak ve arkasından neler söylenecektir? İnşaallah cenazesini kaldıracak üç-beş saf cemaat bulunur. Allah herkese Başbuğ Alparslan Türkeş’inki gibi, Ozan Arif’inki gibi bir cenaze namazı nasip etsin.

Şöyle geriye dönüp bakıyorum, Allah’ın rahmetine kavuşmuş Ali Güngör, Mehmet Gül, Abdürrahim Karakoç, Muhsin Yazıcıoğlu ve Ozan Arif gibi (unuttuğum varsa bağışlayın) ömrünü Ülkücü Harekete harcamış, mücadelenin çilesini  çekmiş  kim varsa; hepsiyle sıkıntılar yaşamış, arasını bozmuş, helalleşmemiş bir genel başkan var. Bu insanların  Ülkücülüğüne, vatanseverliğine itiraz edecek bir kişi var mıdır? Sanmıyorum. O halde sıkıntının kaynağı nedir? Bir genel başkana ‘’Ozan Arif’in cenazesine katılmayacaksınız’’ emri verdiren psikoloji; nasıl bir nefretin esiridir? Sana ‘’zürriyetsiz, cibiliyetsiz’’, Ülkücülere ‘’kafatasçı, abdestsizler, Fatiha bilmezler, it sürüsü’’ diyen bir adama sınırsız ve koşulsuz destek vermenin sebebi nedir? Sayın genel başkan, Ozan Arif, MHP’yi değil seni sevmezdi. Neden sevmediğini uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Sen cezaevinde hasta olduğunu duyduğun PKK’lı Ahmet Türk’ün durumunu Cumhurbaşkanına anlatıp serbest bıraktırdın ama son iki yıl Samsun’da hastanede kanser tedavisi gören Ozan Arif’i bir kere aramadın sormadın. Dahası açtığın davalardan da vazgeçmedin. Neden? Bu nefretin sebebi nedir? Arayıp sormadığın, cenazesine katılmadığın Ozan Arif mi Ülkücü; dizinin dibinden ayrılmadığın, saygıda kusur etmediğin, cenazesinde göz yaşı döktüğün Bülent Ecevit mi Ülkücü? Elazığlı bir arkadaşım Ocak ayının 25’inde Samsun’da hastanede Ozan’ı ziyaret etmişti. Arkadaşım, Ozan Arif’e diyor ki;

-Abi bizlere bir emrin var mı?

Ozan Arif cevap veriyor;

-Sizlerden tek dileğim; bayrağa, vatana, ezana sahip çıkmanız.

-Abi memleketin hali nasıl? İlerisini nasıl görüyorsun? Ne yapmamızı istersin?

-Başımızdakilerden biri KUR’AN’ı, diğeri TURAN’ı bitirdi. Bu ikisinden ne zaman kurtulursanız Türkiye o zaman kurtulur gardaşım!

Allah rahmet eylesin. 70 yıllık ömrü boyunca Türk Milletinin emrinde ve hizmetinde olan Ozan Arif, çağdaş Dede Korkut’umuzdu. Ozanlar milletin dilidir. Onlar susarsa cephe çöker. Vatan elden gider…

Etiketler: , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz