Sabri Şenbabaoğlu ile sohbet

TARIK-‘’Sabri Şenbabaoğlu’’ Şuhutlular için anlamlı bir isim.İlçemizde dünyaya gelen,50 yaşına kadar Şuhut’ta yaşamını sürdüren,daha sonra İstanbul’a taşınarak yeni bir hayata ‘’merhaba’’ diyen bir hemşehrimiz.Şimdilerde 90 yaşına girmeye hazırlanan (Allah uzun ve sağlıklı bir ömür versin) Sabri Şenbabaoğlu beyefendi ile geçmişten bugüne bir ‘’muhasebe’’ yapalım dedik.

-Sabri Şenbabaoğlu kimdir?Bizler sizi yakinen tanıyoruz.Özellikle genç kuşakların tanıması adına kendinizi tanıtır mısınız?

-Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.1930 yılında Şuhut’ta dünyaya geldim.Ailemizin kökenleri Çobankaya Köyüne kadar gitmektedir.Ailemiz alimleri,hocaları ile tanınan, Osmanlı döneminde ‘’Hacı Baba-zade Medresesi’’ adıyla bir eğitim kurumuna sahip köklü bir ailedir.Okul çağımız gelince, o yıllarda Şuhut’un tek okulu olan ‘’Zaferyolu İlkokulu’’na kaydoldum.Zaferyolu İlkokulu bizim zamanımızda tek katlı idi.Birinci sınıfların ayrı odası vardı.Diğer sınıflar yan yana idi.Sınıf öğretmenim aslen Afyonlu olan Kamil Ceran’dı.Yine Afyonlu olan ,’’Çöp Hasanlar’’ sülalesinden Mehmet ve Abdullah efendiler başka sınıfların hocasıydı.Sıtkı Şenbabaoğlu,Zekiye Külahlı,Gani Bey gibi çok kıymetli öğretmenlerimiz vardı.Gani bey Şuhutlu değildi,doğulu idi ancak ilçemizi çok sevmişti.Şuhutlular da Gani beyi çok sevmişti.Hem kendisinin hem de eşinin mezarı Şuhut’tadır.

WhatsApp Image 2018-10-22 at 21.31.46Sınıflar ortalama 65-70 kişilikti.Bunların ancak 7-8 tanesi kız öğrenciydi.Aileler kızlarını okutma konusunda çekimser davranırdı.Ben sınıfın orta halli talebelerindendim.Derslerim çok iyi değildi,idare ederdim.Sınıf arkadaşlarımdan bazıları; İlhan Özer (genç yaşta vefat etti.Veteriner Fakültesinde Doç.Dr idi.Nazım Özer’in kardeşi),Tahsin Delikanlı,Ali Kaya,Mustafa Öncül,Hasan Eyvazoğlu,Abdullah Dağlı,Emin Karakoç,Nuri Özenç.Öğretmenler kesinlikle torpil yapmazdı.Şöyle ki; benim amca oğlum Sıtkı Şenbabaoğlu 5. Sınıfta hocamız olmuştu.Akraba olmamıza rağmen beni sınıfta bıraktı ve ben ilkokulu 6 senede bitirebildim.Okuldan eve gelince kalemi,defteri,çantayı bir kenara atar,sokağa oynamaya giderdim.Oyun bitince babamın dükkanına gider yardım ederdim.Ticareti,alışverişi çok seviyordum.

İlkokul bitince Şuhut’ta ortaokul olmadığından ya tahsil hayatıma  son verecektim ya da Afyon’a gidecektim.Rahmetli ağabeyim Nuri Afyon Lisesinde okumakta idi.Babam dedi ki ‘’oğlum sen de okuyacak mısın?İstiyorsan seni de ortaokula yazdıralım’’.Ben okumak istemedim.Çalışma hayatını,ticareti,alışveriş yapmayı çok seviyordum.Babam kuşağındaki dükkanın anahtarını uzatarak ‘’o zaman hadi dükkana Sabri’’ dedi.Böylece 12-13 yaşlarında bakkallığa başlamış oldum.

-Sabri bey o yıllarda Şuhut’ta ticaret dünyası nasıldı?Daha doğrusu 1940’lı yıllardaki Şuhut’u anlatır mısınız?

-Bundan 75 yıl önceki Şuhut, 3000 küsur nüfuslu bir kasaba idi.Ben 8-10 yaşlarında yumurta toplardım.Kasabayı bir uçtan diğer uca 10 dakikada dolaşırdım.Altıgöz Köprüsünü geçtikten sonra şimdiki Şuhut parkına  kadar her taraf bahçe ve tarla idi.Asıl Şuhut, parktan sonra başlardı.Ticaretin merkezi Büyük Caminin karşısı,Uzun Çarşı,Eski kasaplar içi ve vakıf hamam civarı idi.O yıllarda Şuhut’un ticari potansiyeli çok genişti.Bize bağlı 37 köyün yanı sıra Çay,Sandıklı,Dinar ve Sinanpaşa’nın köyleri alışveriş için Şuhut’a gelirdi.Küçük baş hayvancılık,yün yapağı tiftik,yumurta,afyon,dokumacılık,bakkaliye,manifatura  gibi branşlarda kasabamız çok ilerlemişti.Afyon’un büyük tüccarları Şuhut esnafına güvenir,kredi tanırdı.Hacınebiler,Topal Musalar,Hocaoğlugil,Hacı Ömerler,Saçaklılar,Bekir Beyler (Oynağanlılar),Abbaslar,Hacı beyler,Hacı Veliler,Hacı Babalar,Araslar önde gelen ailelerdi.Bu aileler hem çiftçilikle ,hem de ticaretle uğraşırdı.

-Köylerimiz nasıldı?

-Köyler içinde Balçıkhisar birinci gelirdi.Benim çocukluğumda Balçıkhisar’da 13-14 tane bakkal dükkanı vardı.Nereden biliyorum?Çünkü onlara toptan bakkaliye eşyasını biz verirdik.Küçük baş hayvancılık Balçıkhisar’ın ana geçim kaynağı idi.Karaadilli de zengin bir köydü.Atlıhisar,Anayurt iyiydi.(Anayurt deyince aklıma geldi.Mustafa Oğuz bey  ‘’Anayurt’’ ismi çok beğenirdi.’’Anayurt ismi ne güzel bir isim,nereden buldularsa çok güzel isim bulmuşlar’’ derdi).O dönemin en zengin köylerinden biri de EfeKöyü idi.Mahmut Köyü bugünkü kadar zengin değildi.Çünkü köyün arazisi hep Şuhutlularındı.Sonradan Almanya’ya gidenler Mahmut Köyünü toparladı.Çakırözü o dönemde bugün olduğu gibi vişne,elma,sebze,meyve üretirdi ve durumu iyiydi.Çakırözü’nde kavakçılık çok meşhurdu.Başören’de hayvancılık kuvvetli idi.Çobankaya orta halli bir köyümüzdü.Karlık,Senir fakirdi.Bedeş,Ağin çalışkan ve zengin köylerdi.

-Sabri bey siz henüz ilkokulda iken 2.Dünya Savaşı başladı ve yaklaşık 6 sene sürdü.O günlere dair neler hatırlıyorsunuz?

-Biz ilkokul 2.sınıfta iken savaş başladı.Tabii biz çocuğuz, ilk başlarda neyin ne olduğunu bilmiyoruz.Sonra aklımız ermeye başladı.Aklımda kalan ilk şey şudur; biz mahallelerde gezerken kapı önlerinde kadınlar sohbet ederdi.’’Almanlar dünyaya –el aman! dedirtecekmiş’’ diye konuşurlardı.Yani Almanya dünyayı dize getirecekmiş!Sonra büyüklerimiz tekrar askere alınmaya başladı.’’1327’liler askere alınacakmış’’ dediler.Yani 1910-1911 doğumlular o tarihte 30 yaşlarında idi.Tekrar silah altına alındılar.Kahvelerde,evlerde,misafirliklerde,gezeklerde her yerde savaş konuşulurdu.Benim nüfus cüzdanımda ‘’ekmek aldığıma dair’’ bir mühür vardır.Karneyle ekmek dedikleri budur.Benden bir kere 6 lira yol parası (vergisi) aldılar.Devlet yol yaptığından bütçe açık verdiği için halktan vergi toplanırdı.Almanlar dünyayı titretti.Avrupayı bir baştan öbür başa kısa zamanda alıverdiler.Rusya’ya girdiler ama soğuktan araçları,tankları dondu.Bu Almanların sonu oldu.Türkiye Cumhuriyeti bir milyon askeri ihtiyatta tuttu.Çünkü Hitler bize de saldıracaktı.Fakat Hitler Türklerin ne kadar cesur ve gözü kara bir millet olduğunu bildiğinden olsa gerek bize bulaşamadı.İnönü ülkemizi harbe sokturmadı.Çok politik davrandı.Nasıl 2.Abdülhamit Han büyük devletler arasında manevra yapa yapa Osmanlıyı 33 sene yıkılmaktan kurtardıysa İnönü de bizi savaşın dışında tutmayı başardı.O yıllarda devlet öşür vergisi aldı.Tarladan kalkan mahsulün belli bir miktarını ‘’öşür’’ olarak aldılar.Toplanan  arpa,buğday,nohut,mercimek camilere konuldu.O yıllarda halk ve devlet bir karara vardılar,dediler ki ‘’Şuhut’ta Büyük Cami bize yeter.Diğer camilere vergi olarak toplanan  mahsulleri koyalım’’.Çünkü binlerce çuval hububatı koyacak depo zaten yok.En emin yer camiler.Bir de hırsızlar camiye girip çalamazlar diye herhalde,Şuhut’taki camilere hububat konuldu.Askerler camilerde nöbet tuttu.Sadece Büyük Camide ibadet yapıldı.Baş ,İplik,Yeşil,Yalı,Terleyen (Hisarda),Hacı Musa,Çiftçi Camilerinde birkaç sene ibadet yapılamadı.İstanbul’a giden büyüklerimiz derlerdi ki,’’Sultanahmet Camisine erzak koymuşlar.Askeriye camiye ot koymuş.Atları da avluya bağlamışlar.’’Yine o döneme dair hatırladığım şeylerden biri de şu; devlet halka devamlı surette nüfusu artırın,çocuk yapın, diye propaganda yapardı.Rahmetli Hasan amcamın tam 9 çocuğu vardı.Devlet amcama ikramiye verdi.Çocuklarının dam başında toplu fotoğrafını çektiler.Bu fotoğraf memleketin her tarafına dağıtıldı.O dönem askerlik çağına yaklaşan 17-18 yaşındaki Şuhutlu gençler de eğitime alındılar.Savaşa hazırlık olsun diyerek,aynı acemi birliğinde olduğu gibi temel eğitim verildi.O yıllarda kıtlık çektik,ekmek karneyle verildi ama Allah’a şükür açlığından susuzluğundan ölen olmadı.Daha mühimi harbe girmedik.’’Bekara karı boşaması kolay gelirmiş’’.İsmet Paşa ömrünü harp meydanlarında geçirmiş bir komutan,harbin ne olduğunu ondan iyi kim bilir?Savaşı kazanacağının garantisi yok.

-Sabri bey, 2.Dünya Savaşı 1945’de bitti.Siz de ortaokula gitmeyip ticarete atıldınız.Bir yıl sonra 1946’da Türkiye demokrasiye geçiyor.Çok partili hayat başlıyor.Şimdi de o günlerden bahsedelim isterseniz.

-1945 yılında 15 yaşında iken komşumuz Topal Musaoğlu Hacı Abdullah Sarıtepe  İstanbul’a mal almaya giderken yanında beni götürdü.O sırada babam rahatsızdı.Hem piyasayı öğreneyim hem de babam hasta olduğu için Hacı Abdullah Sarıtepe  beni İstanbul’a götürdü ve piyasayı gezdirdi.Daha sonra kendim gelip gitmeye başladım.O dönem bakkal dükkanımız vardı.Adımız bakkal ama içeride hırdavat,kırtasiye,zücaciye,nalburiye,camcılık… ne ararsan var.Çalışmayı,üretmeyi,alışveriş yapmayı o kadar seviyordum ki gece-gündüz koşuşturuyordum.İstanbul’a giden Şuhutlu tüccarlar ya Çukurhan’da ya da Küçük Karadeniz Oteli’nde kalırdı.İstanbul’u gördükçe kafamda ufuklar açılıyordu.

1946 yılında çok partili hayata geçildi.Demokrat Parti kuruldu.Şuhut’ta Bekir Oynağanlı,İzzet Ersoy,Mühsüroğlu Ziya Özkan,Mehmet Akçeşme,Kamberoğlu gibi ileri gelenler teşkilatı kurdular.O dönem Şuhut Belediye Reisi Hüseyin Kuray idi.Millet DP’ye büyük alaka gösterdi.Demokrat Parti 1946 seçimlerinde sadece Şuhut’ta belediye seçimini kazanabildi.Diğer kaza ve nahiyelerde CHP kazandı.Önce İzzet bey,sonra Bekir bey reis yapılsa da türlü baskılarla Şuhut Belediyesi  tekrar CHP’ye verildi.Bu olay halkımızda derin bir yara halini aldı.Ben de siyasete çok meraklı idim.Demokrat Parti saflarına katıldım.

1946 yılının en mühim olayı Şuhut’un kaza yapılmasıdır.Halk öyle sevindi ki adeta bayram etti.Davullar çalındı.Nahiye müdürünün yerine Kaymakam tayin edildi.Memur sayısı arttı.Şuhutlulara bir güven geldi.Devlet kaynakları daha fazla ayrılmaya başlandı.Eskiden resmi işler için Afyon’a gidilirdi.Kaza olduktan sonra her şey ayağımıza geldi,masraflarımız azaldı.

1948 yılında henüz 18-19 yaşlarında iken dönemin Şuhut Askerlik Şube Başkanı Yüzbaşı Şirin Şahin ,Afyon Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Cüneyt Mollaoğlu’nun teşviki ile Şuhut’ta bir spor kulübü kurmak istiyor.Bu işi kim yapabilir ,diye araştırırken rahmetli Mustafa Oğuz (Oğuz Bey)  hoca beni tavsiye ediyor.Yüzbaşı zaten bizim müşterimizdi.Bana bu işi yapıp yapamayacağımı sordu.Ben çok atılgan biriyim,hemen kabul ettim.Şirin Şahin, sporu çok seven,gençlerin spor yapmasını arzulayan ,güler yüzlü,sempatik bir kişiydi.Onun desteği ile Şuhut’ta spor kulübü kurduk.Ben de başkan oldum.Şirin bey sadece Afyon’dan değil Eskişehir’den,Isparta’dan kulüp bulur ve bizle maç yaptırırdı.Şirin Şahin Şuhut’ta sporun yaygınlaşması,halka yayılması,ilçemizin tanıtımı yolunda çok emek sarfetmiştir.Keşke adını stadyuma veya stadın olduğu caddeye verseler.O derece Şuhut aşığı bir insandı.İlçemizden ayrıldıktan sonra da Şuhut’la  alakasını kesmemiştir.

Şirin Şahin’in yardımı ile askerliğim İstanbul’a çıktı.Benim arzum da buydu,İstanbul’da askerlik yaparken piyasadan kopmamak böylece Şuhut’a mal sevkiyatına devam etmek istiyordum.Ama asıl düşüncem; askerden sonra ticaret hayatımı İstanbul’da sürdürmekti.Metris Çiftliğinde askerliğim sırasında ağır bir rahatsızlık geçirdim.Terhis olduktan sonra bize Şuhut’a dönmek nasip oldu.İstanbul hayallerim suya düştü.Ağır iş görmem yasaklandığı için manifaturacılığa heves ettim.Dükkanımızın karşısındaki depoyu temizleyip  manifatura mağazasını açtım.(Şimdi Uzun Çarşıda Necip Şenbaba ile Hilmi Şenbaba’nın arasında kalan işyeri)Çeşit yapmak üzere rahmetli Sıtkı Uysal’la birlikte İstanbul’a gittim.7 bin lira sermayem vardı.Yarısına manifatura,yarısına da bakkaliye,hırdavat malzemesi aldım ve mağazayı açtım.Unutmadan hatırlatayım, bu sıralarda Demokrat Parti’de görev almaya başladım.Her gün belediyeye giderdim.Ortam hoşuma giderdi.Siyasi tartışmalar,haberler beni heyecanlandırırdı.

-0 yıllarda Belediye Reisi kim?

-Mühsüroğlu Ziya Özkan’dı.Geniş arazi sahibi,çiftçilik yapan,sakin,efendi bir büyüğümüzdü.1950-1960 arası tam 10 yıl belediye başkanlığı yaptı.O dönem çok önemli bir olay yaşandı.Bekir Oynağanlı Demokrat Parti listesinden Afyon Milletvekili oldu.(14 Mayıs 1950).Bekir beye muhteşem bir uğurlama töreni yapıldı.Parkta Atatürk Anıtının önünde kasabanın ileri gelenleri konuşmalar yaptılar.Hocalar dua etti.Çok kalabalık bir tören oldu.İlk milletvekilimiz Bekir Oynağanlı’dır.Bekir bey müthiş girişimci,iş görmeyi seven,becerikli,asaletli bir insandı.İnsan ayrımı yapmazdı.Herkesin talebini yerine getirmek için çalışırdı.İnsanlara tepeden bakmazdı.Memleketimizi gururla temsil etmiştir.Allah gani gani rahmet eylesin.

-Derken 1960 yılında askeri darbe oluyor.27 Mayıs darbesinde neler yaşadınız?

-Ben 1950-1960 arası bir yandan ticaretle uğraşırken diğer taraftan da politika ile uğraştım.İşlerimi ilerlettim.RE-SA diye bir şirket kurdum.Bakkaliye,manifatura,mütahhitlik,nakliye işleri yapıyordum.24 saat bana yetmiyordu.İnkılap oldu,Belediye Reisi Ziya bey görevden alındı.Bir komutan belediye reisi oldu.Şuhut’ta tutuklama falan olmadı.Adnan Menderes,Celal Bayar tutuklandı.Adnan Menderes inkılaptan bir sene önce Şuhut’a gelmişti.Eski hükümet konağının balkonundan Şuhut halkına güzel bir konuşma yapmıştı.Ben de yanındaydım.Mahşeri bir kalabalık toplanmıştı.Bütün köyler Şuhut’a akmıştı.Menderes konuşurken bir adliye memuru ‘’sayın başvekil şu memurların durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?’’ diye laf atınca ortalık karıştı.O memuru tutukladılar.O gün Menderes’in cebine herkes mektup,pusula koyuyordu.Kimi iş istiyordu,kimi başındaki bir sıkıntıyı anlatıyordu.Rahmetli çok kibar bir insandı.Darbe olduğunda CHP’liler sokaklarda davul çaldırdı.Şuhut Jandarma Komutanı olan albay hükümet meydanına ‘’Demokrasi Çeşmesi’’ yaptırdı.Yani demek istiyor ki,demokrasi geldi kana kana için.Bu da bizleri rencide etti.Demokrasi Çeşmesi 1965 yılında Adalet Partisi seçimleri kazanınca yıktırıldı.Rahmetli Musa Kazım Taş bir traktörün arkasına halat bağlayarak çeşmeyi yıktı.

İnkılaptan bir-bir buçuk sene sonra Adnan Menderes ve iki arkadaşı idam edildi.O gün dağ-taş ağladı.Türkiye’nin kara günüydü.İnsanların içi kan ağlıyordu ama ne yapabilirsin ki?Yine ilginç bir bilgi vereyim, Hilmi ağabeyim (Şenbaba) Menderes ve arkadaşlarının bütün davalarına katılarak destek vermiştir.o da ayrı bir cesaret işi.

-Yapmış olduğunuz ticari işlerden bahseder misiniz?

-Başta ifade ettiğim gibi bakkal dükkanımız vardı.Ben ilave olarak manifatura dükkanı açtım.Benim sürekli olarak yeni ve değişik işlere merakım vardı.Şuhut’ta ilk kez kahve ve tuz değirmenini ben getirdim.Şuhut’taki 10 kahvehanenin hepsine kahveyi biz veriyorduk.Tuz değirmenimiz çok faaldi.Toptan tuz satışı yapardık.Gazoz imalatına girdim.O yıllarda ne Coca Cola,ne Pepsi vardı.Çok güzel iş yapıyorduk.Sonradan İbrahim Eroğlu ve Derdaklar gazoz işine girdiler.Rekabet olunca kar oranları ve satış düştü,ben de makineleri Balıkesir’li birine sattım.Parasını da alamadım.

Daha sonra nakliye ve inşaat işine girdim.Sabri Aykanat  ve ailesiyle uzun yıllar kamyonculuk yaptık.Şuhut Pancar ihalesini yıllarca ben aldım.Sonra Hocaoğlu Refik Uysal’la  RE-SA diye bir şirket kurduk.Afyon’da Saraçlar Çarşısında bir yazıhane açtık.6-7 sene Refik Uysal’la ortaklık yaptık.Şuhut ve köylerinde,aynı zamanda Afyon’un kazalarında  okul,enstitü,pancar dairesi,depo ,Tarım Kredi Kooperatifi vb. sayısız inşaat yaptık.Hepsinden yüzümüzün akıyla çıktık.Şuhut Pancar Dairesini de biz yaptık.Afyon Çimento Fabrikası’nın kalker taşı ihalesini yıllarca biz aldık.RE-SA şirketi olarak 3 tane kamyonumuz vardı.İhalenin büyüklüğüne göre Şuhut’tan kamyon kiralardık.Şuhut  PTT ihalesini biz aldık.PTT ihalesi çok enteresandı.Kamyonlarımıza sıfır lastik karşılığı PTT gönderilerini  bedava taşıyorduk.Daha sonra Refik Uysal’la ortaklığımız bitti.Ama ben işlerime devam ettim.

-Sabri bey hayatınızın İstanbul safhasına geçmeden, Şuhut’la ilgili bazı şeyler sormak istiyorum.Şuhut’ta  ekonomik yapı nasıldı?Halkın geçim kaynakları nelerdi?

-Şuhut, ekonomik olarak Afyon’un önde gelen kazalarından biriydi.Tarım ve hayvancılık geçim kaynağımızdı.Belli başlı 10 civarında sülale vardı.Şuhut ekonomisine bunlar yön verirdi.En başta gelen Hacınebiler.(Elçiler).Şuhut’un en zengin ailesiydi.Geniş arazileri,binlerce küçük ve büyükbaş hayvanı,ticarethane sahibi olan Hacınebioğlu Abdullah,çok hayırsever bir insandı.Büyük Camide özellikle sabah namazlarını o kıldırırdı.Nerede cami,köprü,yol,çeşme yapılıyor; Hacı Abdullah en büyük yardımı o yapardı.Hacınebilerin en az 30 köyde koyun sürüsü vardı.(Bir sürü en az 100, en fazla 300 koyundan oluşurdu)Özellikle Balçıkhisar’da ve Başören’de binlerce koyunu vardı ve bunları ortağa verirlerdi.Abdullah amcanın oğlu Ahmet Ağa kaşar payniri üzerinde çok yatırım yaptı.Türkiye’de en çok kaşar üretimini Ahmet Ağa yapardı.’’Kaşar Kralı’’ diye anılırdı.Şuhut onlara yetmez oldu.Bu sefer Aydın’da büyük mandıra satın aldılar.Ege bölgesinin sütünü neredeyse Ahmet Ağa toplardı.Mandırada çalışmak üzere Şuhut’tan pek çok işçi,usta Aydın’a gurbete gittiler.

Hocaoğlugil (Uysallar) varlıklı,asaletli bir sülaleydi.Hacınebiler gibi hayvancılık,çiftçilik ve ticaret yaparlardı.Şuhut kaza olduğunda memurlar kalacak yer bulamadığı için Hocaoğlugil kendi arsalarına 4 tane modern daire yaptırdılar.Kaymakama,savcılara,hakimlere tashih ettiler.Abbaslar yumurtacılıkta ileri gitmişti.’’Salamura Yumurta’’ diye bir şey vardı.Bidonlara yumurtalar yerleştirilir üzerine kireç dökerlerdi.Bu yumurtalar 6 ay-bir sene bozulmazdı.Saçaklılar yumurta.Çiftçilik,hayvancılık,un değirmeni işi yaparlardı.Çok çalışarak arazi sahibi oldular.Hacı Veliler aynı şekilde varlıklı,geniş arazilere sahip,bir kolu İzmir’de,bir kolu Şuhut’ta olan zengin bir sülaleydi.Okumaya önem verirlerdi.Topal Musaoğlu Hacı İbrahim’in her ne kadar manifatura mağazası varsa da asıl geliri çiftçilik ve hayvancılıktı.Hayırsever bir insandı.Çok arazileri vardı.Oğlu rahmetli Hacı Abdullah ve torunu Mehmet aynı  hasletlere sahip,düzgün,efendi insanlardır.Mühsürler (Özkanlar) çiftçilik yapardı.Şuhut ovasında çok arazileri vardı.Bekir beyler (Oynağanlılar) arazi sahibi,benzinlik,kahvehane,gayrimenkul sahibi kudretli ve asaletli bir ailedir.Hasan Camcı 15 günde bir İstanbul’a mal almaya giderdi.Benim manifatura mağazası açtığım dönem Şuhut’ta en güzel işi Hasan Camcı yapardı.Kayalılar,Eroğlu sülalesi,Araslar,Kırdeliler ,Hacı Ömerler,Hacıbabalar,Tobiler (Çiftçiler) ileri gelen ailelerdi.Yün yapağı tiftik ve afyon piyasası Şuhut’ta belirlenirdi.Bolvadin,Sandıklı,Çay,Sinanpaşa,Afyon ve civar illerden gelenler yün yapağı tiftiği Şuhutlu tüccarlara satardı.Çünkü en iyi ve peşin fiyatı Şuhutlu tüccarlar verirdi.

-Sabri bey bir zamanlar Şuhut’ta Dokumacılar Kooperatifi varmış.Anlatır mısınız?

-Bizim çocukluğumuzda Şuhut’ta muazzam bir dokumacılık faaliyeti vardı.Her evde dokuma tezgahları bulunurdu.Tıpkı Denizli’de olduğu gibi,bez,çarşaf,baş bezi dediğimiz hanımların dışarıda giydiği düz veya desenli örtüler dokunurdu.1950’lerde Şuhut’ta bir kooperatif kuruldu.Başkanlığına Hüddelioğlu Hasan Eryol getirildi.Kooperatif imal edilen ürünleri toptan İstanbul’a gönderiyordu.Hüddelioğlu Hasan çok becerikli bir insandı.Sonradan mahalle muhtarı da oldu.İğnecilik yapardı.İlkokul mezunu olduğu halde bir doktor kadar tıbbi bilgilere sahipti.Rahmetli babama hastalandığında birkaç sefer iğnesini yapmıştı.Hastalarla iyi diyalog kurduğundan olsa gerek rahmetli babam ‘’oğlum Sabri eve hükümet tabibini getirme, Hüddelioğlu gelsin.O daha bilgili.Konuşunca moralim düzeliyor’’ demişti.

–Ramazan ayı  nasıl geçerdi?Bayramlar nasıl kutlanırdı?

-Mübarek Ramazan ayın gelmesi ile beraber Şuhut’u bir huzur ve sükunet sarardı.Halk her gün teravih namazını bir başka camide kılardı.Hali vakti yerinde aileler 30 gün boyunca kasaba halkına iftar verirdi.Zengin –fakir ayrımı yapılmadan herkes davet edilirdi.İçki içenler bir aylığına tövbe ederdi.Ramazan yaz aylarına denk geldiğinden sahura kadar kahvelerde,cami avlusunda,Hisarda,çay boyunda sohbetler edilirdi.Evlerde diğer zamanlara nazaran fazla çeşit yemek yapılırdı.Ramazanın son 10 günü kasaba halkından biri itikafa girerdi.İtikafa giren kişinin dürüst,düzgün,namuslu,emin kişi olmasına dikkat edilirdi.Büyük Camide minarenin dibinde itikaf odası vardı.İtikaftaki  kimse,10 gün boyunca dünyadan elini eteğini çeker,ibadet ve zikir yapar,sadece tuvalet ihtiyacı için dışarı çıkardı.Bol bol Kuran okurdu.Bu kişinin sahur –iftar yemeğini  Abbaslar verirdi.O yıl Şuhut’un başına bir felaket,acı ve kederli bir olay gelmezse ‘’ itikafa giren muhterem kasabayı kurtardı’’ derlerdi.

Bayramlar çok güzel geçerdi.Bayrama yakın evlerde temizlik,hazırlık başlar,alışverişler yapılır,elbiseler dikilir,tatlılar hazırlanırdı.Gerek Ramazan, gerekse Kurban Bayramı çoşkuyla kutlanır,küsler barıştırılır,kabirler ziyaret edilir,yaşlıların,hastaların gönlü alınırdı.Bunları anlatırken burnumun direği sızlıyor.Bayramlar birlik beraberlik kardeşlik günleridir.

-Bildiğim kadarıyla gençliğinizde ‘’gezek’’ grubunuz vardı.Anlatır mısınız?

-15 kişilik bir gezek grubumuz vardı.Muhittin Köksal,İbrahim Eroğlu gibi arkadaşlarım vardı.Haftada bir toplanırdık.Toplantılarımız dışarıda değil evlerde olurdu.Sohbet ederdik.Müzik çalınır türkü söylenirdi.Ekseriye oyun oynanırdı.Yüzük oyunu gibi.Gezeğin hangi evde yapılacağına karar verildikten sonra yemek taksimi yapılırdı.Durumu iyi olanlara tatlı ve börek getirme görevi verilirdi.Ben ekseriya 6 yumurtalı çılbır getirirdim.Kışın mutlaka arap aşı yapılırdı.Tel helva çekilirdi.Siyaset politika konuşulmazdı.İçki içilmezdi.Bol muhabbet yapılır,şakalar gırla giderdi.Derdi olan varsa çaresi aranırdı.Her mahallenin bir gezek grubu vardı.

-Sabri bey Şuhut’ta bugüne kadar etnik kökene veya mezhebe dayalı bir kavga,çatışma yaşandı mı?

-Bizler mezhep veya ırk nedir,inanın bilmezdik.Kardeş gibi geçinirdik.Şuhut’ta 10 kadar Alevi-bektaşi aile mevcuttu.Aynı şekilde 4 köyümüzle Balçıkhisar’da bir mahallemiz Alevidir.Ben bunca yıllık ömr-ü hayatımda en ufak bir kavga,çatışma,ima bile hatırlamıyorum.Konusu bile geçmemiştir.Şuhut’un geçmişinde insan ayrımı,hor görme,baskı gibi şeyler olmadı.Dışarıdan gelenler de çok rahat etmiştir.Kars’tan gelen Karakoçlar’la Öküz Çayırı meselesinden dolayı 1960’larda küçük bir sürtüşme yaşansa  da ölen yaralanan olmamıştır.Balkanlardan gelen bizim ‘’Macirler’’ dediğimiz insanlarla kardeş gibi geçindik.Sen ‘’KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ŞUHUT’’ kitabını hazırlarken anlatmıştım.Yunan işgali sırasında evlerini terk eden binlerce insan Şuhut’a hicret etmiş,2 yıla yakın kasabamızda kalmıştır.Şuhut ,hoşgörü ve medeniyet şehridir.

-Şuhut’tan İstanbul’a gitme hayalleriniz nasıl gerçekleşti?

-Yukarıda anlattığım gibi,askerden beri gözüm İstanbul’da idi.Alışveriş,üretim,yatırım yapma,istihdam oluşturma gibi şeyler beni heyecanlandırıyordu.Kabıma sığamıyordum.Şuhut’ta belli bir yere gelmiştim.Müteahhitlik,bakkaliye,manifatura,nakliye gibi sektörlerde ilerlemiştim.Siyaseti çok seviyordum.1968-1972 arası Adalet Partisi’nden il genel meclisi üyeliği yapmıştım.O dönem en çok üzüldüğüm şey ; İnli Köyünü Çay İlçesine kaptırdık.Sabri Ölmez,Mehmet Akçeşme ve ben çok uğraştık ama İnli Köyü Çay’ı tercih etti.Selevir Barajı yüzünden İnli’nin Şuhut’la ulaşımı zorlaşmıştı.Çay İlçesi ise İnli’ye kadar güzel bir yol yaptırdı ve orayı kendine dahil etti.Bu arada hatırlatayım,rahmetli Bekir Oynağanlı bana ‘’Şuhut Belediye Başkanı’’ adaylığı teklif etti.Kabul edebilirdim ama gözüm İstanbul’daydı.Ayrıca 1972 seçimlerinde il genel meclisi seçimlerinde önseçimde bana bir oyun oynandı.Ön seçimi kaybettim.Karaadilli’li Mustafa diye bir arkadaşımla baban rahmetli Hüseyin Özaşkın dediler ki ‘’bağımsız aday ol,biz seni destekleriz’’.Netice müstakil aday oldum,Adalet Partisi’nden ve CHP’nin aldığı oylardan fazla oy alarak seçimi kazandım.Bu olaylar beni Şuhut’tan uzaklaşmaya zorladı.Bolvadin Yapı Sanat Enstitüsü inşaatından aldığım 30 bin lira ile İstanbul’a gittim.İstanbul’daki hemşehrimiz olan  Kuraylar’a danıştım.Onlar Sirkeci’de otelcilik yapmamı tavsiye ettiler.30 bin lira hava parası ile Kilis Palas Oteli’ni kiraladım.5 yıl boyunca otelcilik yaptıktan sonra Gaziosmanpaşa Taşlıtarla’da bir giyim mağazası kiraladık ve tekstil sektörüne adım attık.Bu mağazayı şimdi Vatan Compüter’in sahibi olan  Nuri Vatan’dan devraldık.Nihayet 1974 yılında Beyazıt’ta bir handa gömlek imalatına girerek toptancılığa başladık.Şu an dört oğlumun hepsi,kimi Osmanbey’de,kimi Adapazarı’nda, tekstil sektörüyle uğraşıyorlar.Ben ise evden camiye,camiden eve hayatımı sürdürüyorum.1948 yılında evlendiğim eşim Mediha hanımı geçen yıl Ocak ayında kaybettim.

-Sabri bey sizi fazla yorduk.Son olarak neler söylemek istersiniz?

-Çok teşekkür ederim.90 yıla yaklaşan hayatımda şunu gördüm; bize düşen çalışmak,sebat etmek,sürekli yenilik peşinde koşmaktır.Hem bu dünya için, hem de öbür taraf için çalışmalıyız.Ticarette kazanmak da var kaybetmek de.Asla isyankar olmayacağız.İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.Peygamberimiz böyle buyuruyor.Gençlere şunu tavsiye ederim; cesaret,sebat etmek (yetinmek),dürüstlük,israftan ve cimrilikten uzak kalmak.Planlı,programlı olunuz.Hayır hasenatta yarışınız.Kazandıklarınızın zekatını veriniz.Her şeyi devletten beklemeyiniz.Bunlara riayet ediniz.Ama her şeyin üzerinde kader var.Kaderinizde ne varsa başınıza o geliyor.

Şuhut’ta doğmaktan,Şuhutlu olmaktan dolayı çok mutluyum.Şuhut mübarek bir belde.Şehitler yatağı.Dört bir tarafı mübarek zatlarla dolu.Şuhut insanı temiz,samimi,çalışkan,iyi niyetlidir,dinine bağlıdır.Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.Bütün hemşehrilerime sağlık,mutluluk ve huzur dilerim.

-

 

Etiketler: , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz