Şuhut’ta “En Sessiz” Gece

Şuhut’ta “En Sessiz” Gecemisafir kalem

Eski konaklar kim bilir ne denli bağırış çağırış günler yaşadılar… Düğünler, yaslar, neşeler, hüzünler… Hep şen şakrak ya da feryat figan geçmemiş midir günler; o koca odalarda, eyvanlarda, avlularda?.. Nitekim Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesindeki Hacıvelioğlu Konağı da öyleymiş… 1930′da, henüz altı yaşındayken “dede”sinin konağında kalan Şule Füsun Erkun anlatıyor: “Etrafı yüksek duvarlarla çevrili konağın arka avlusunda, telaşeli bir heyecan yaşanırdı akşamları hava kararırken… Haşhaş kapçıklarıyla karınlarını doyuran mandalar ahıra girerken garip sesler çıkartırlar; kaçacak delik arardık korkumuzdan…” İşte o günlerden sekiz yıl önce, aynı konağın belki de en “sessiz” akşamı; en “çıt” çıkmayan gecesi yaşanmıştı…

 

BuyukTaarruzPanoramasi225 Ağustos 1922′yi, Kurtuluş Savaşı’mızdaki “Büyük Taarruz”un başladığı 26 Ağustos 1922 sabahına bağlayan gece, 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanacak efsanevi “Meydan Muharebesi”nin son planları yapılmış, Anadolu’yu işgalden kurtarmak için artık gün sayan Kuvay-ı Milliye ordusuna son “hazır olun” emri verilmişti; o gece o konakta çalışan Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile birkaç komutan tarafından… dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti.” Ama sonunda erişilmişti… Kağnıların bu mucizesini de Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan okuyalım: “Uzaklarda savaşanların acısıydı gıcırtılar, İnliyordu dağın ardı yasla, Mustafa Kemal’in kağnısı derdi, kağnısına, Mermi taşırdı öte, dağ taş aşardı…” Füsun Erkun da yine o altı yaşındaki Şuhut yaşamında görmüş onları… “Afyonkarahisar’dan Çıktım Y ola” kitabında diyor ki; “… Yollarda kağnılara rastlardık; inleyen gıcırtısı ile… Kurtuluş Savaşı’mızda fedakar Türk kadınının arkasına bağladığı bebeğiyle cepheye mermi taşıdığı kağnılara…” (Ankara-2007) Kahraman “kağnı”lar… Şuhut’taki en sessiz geceden 9 Eylül’e kadar geçen on beş destansı günün kahraman emektarları arasında “kağnı”ların yeri başkadır… Nazım Hikmet, şöyle anlatır Kuvayi Milliye Destanı’nda: “Ayın altında kağnılar gidiyordu

Kağnılar gidiyordu, Akşehir üstünden Afyon’a doğru.

Toprak öyle bitip tükenmez,

Dağlar öyle uzakta,

Sanki gidenler hiçbir zaman, hiçbir menzile erişemeyecekti.

Ama sonunda erişilmişti,

Kağnıların bu mucizesini de Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan okuyalım;

Uzaklarda savaşların acısıydı gıcırtılar, inliyordu dağın ardı yasla,

Mustafa Kemal’in kağnısı derdi, kağnısına;

Mermi taşırdı öte, dağ taş aşardı.

Füsun Erhun’ da yine o altı yaşındaki Şuhut yaşamında görmüş onları… Afyonkarahisar’dan Çıktım Yola… adlı kitabında diyor ki; “…Yollarda kağnılara rastladık; inleyen gıcırtısı ile… Kurtuluş Savaşı’mızda fedakar Türk kadınının arkasına bağladığı bebeğiyle cepheye mermi taşıdığı kağnılara..” (Ankara-2007)

 

Efsanenin tabloları

Şimdi, 87 yıl önceki 25 Ağustos’u 26’sına bağlayan geceyi yine Şuhut’ta “yaşamak” isterseniz, aynı konağın tarihi duvarlarını “Kurtuluş Savaşı Panaroması”na dönüştüren tablolarda sadece kağnılarla değil, bağımsızlığımızın tüm efsanevi kahramanlarıyla buluşabilirsiniz…

Önceki Afyonkarahisar Valisi Muzaffer Dilek’in MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Rahmin Aksungur’dan talebi üzerine aynı okulun hocalarından Prof. Dr. Aydın Ayan’ın yaptığı tablolarda, ulusal onurumuzun o 2 haftasını tüm gerçekliğiyle izleyebilirsiniz…

Nazım Hikmet ile Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizelerinden esinlenilen tablolardaki “destan” için Aydın Ayan diyor ki; “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşu ve kuruluşunu sağlayan savaş, davasına inanan bir halkın topyekn ölümü hiçe saydığı, tarihin ilk bağımsızlık savaşı…”

İşte böylesine bir savaşın “panaroması”nda, örneğin Dağlarca’nın;

“Üç erdi onlar uzak köyden

Biri Karadenizli, Biri Adanalı, birinin doğumu Artvin…” diye tanıttığı şehit ve gazilerle tanışmak ve de Nazım’ın;

“baktı saatine

-beş otuz…

Ve başladı topçu ateşiyle

Ve fecirle birlikte büyük taarruz…”

 

Dediği o yaldızlı gecenin şafağını da

Yaşayabilirsiniz…

 

…Ve “Döğer”i dövemediler…

Aynı “beş otuz” a sadece beş kala “cephe”ye hareket etmek üzere “sessizce” terk edilen Hacıvelioğlu Konağı’nı, Atatürk’ün Nutuk’ta anlatırken der ki; “25 Ağustos 1922’de karargahımızı Şuhut’tan savaşı idare ettiğimiz Kocatepe’ye naklettik…”

Atatürk’ün yaveri Muzaffer Kılıç ise “Başkomutan’ın, o geceki ‘karar anı’nı bakın nasıl aktarıyor: “Benden haritasını istedi. Döğer ile Dumlupınar arasını ölçmemi emretti. Elindeki kalemi bir iki defa bu noktaya vurarak; ‘Döğer… Fakat Dövemeyecekler. Bu kuvvetler hareketsiz kalmaya mahkumdur’ dedi ve bana dönerek; ‘Haritaları topla, hareket ediyoruz’ emrini verdi…”

 

O tarihsel emrin tanığı olmuş konağı, “metruk ve yıkık” haldeyken restore ederek müzeleştiren Muzaffer Dilek diyorki; “Türk’ün bağımsızlığının temellerinin atıldığı bu tarihi binanın yok olmasına seyirci kalamazdım. Vali olarak görevimi yaptığıma inanıyorum…”

 

Bizlerin görevi de çocuklarımız ve torunlarımızla Şuhut’a giderek, bu ülkeyi kurtaranların anılarıyla kuşaktan kuşağa buluşmak değil midir?

Etiketler: , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz