Tarık Özaşkın yazdı

amerika kesfiCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya attığı ”Amerika’yı Kristof Kolomb’dan yüzyıllar önce Müslüman seyyahlar keşfetti” iddiası, sadece ülkemizi değil dünyayı da sarstı. Başta muhalefet olmak üzere, ilim çevreleri, basın, sosyal medya, ilgili veya ilgisiz bütün kesimler konuya balıklama atladılar. İspanya’dan yani Kolomb’un memleketinden itiraz sesleri yükseldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan iddiasını ”ispat etmesi” istendi.
Şüphesiz Cumhurbaşkanı bir ”siyaset ustası” ve yukarıdaki açıklamaları yaparken ”muradı” bambaşka. İlk hedef, siyasetin merkezi olduğu fikrini beyinlere yerleştirmek, gündemi dilediği şekilde belirlemek ve ”ben buradayım!” mesajı vermek. Bu noktada Cumhurbaşkanı amacına ulaşmış demektir. Önümüzdeki günlerde bu tür ilginç çıkışlara karşı hazırlıklı olmalıyız. Kimse ondan eski cumhurbaşkanları gibi ”protokol görevi ” yapmasını veya konsere gitmesini, sergi açmasını beklemesin. Bekleyenler fena yanılır. 1000 odalı ”Ak-saray’ın ne maksatla yapıldığını da pek yakında göreceğiz. Amerika’da PENTAGON binası neyse Türkiye’de AK SARAY binası da aynı işlevi görecektir. “Yeni Türkiye’nin sevk ve idare merkezi, ordugâhı, beyni burasıdır. Bunu hiç ama hiç unutmayın…
Konuyu dağıtmayalım. Amerikanın keşfi; Batı dünyasında da bir tartışma konusudur. Kimileri Kolomb keşfetti derken, bazıları da Amerika Vespuci isminde ısrar ederler. Nihayet Cumhurbaşkanımız, bu iki isme karşılık “Amerika’yı Müslüman seyyahlar keşfetti” teorisini ortaya attı. Gerçi bu iddia asırlardır gündemdeydi, özellikle İslam Bilim Tarihi konusunda ”otorite” olan Prof. Dr. Fuat Sezgin başta olmak üzere pek çok bilim adamı bu görüşü savunmaktaydılar. Fakat bu iddiayı destekleyecek belge ve bilgiler ne yazık ki pek zayıftır. Her şeye rağmen gururumuzu okşayan, göğsümüzü kabartan ve cümle âleme “ işte biz buyuz!” dedirten iddia, cumhurbaşkanının ağzından dillendirilince gündemin tepesine oturuverdi. Dünyada liderler mensup oldukları millete öz güven aşılamak için bu tür ”gurur okşatıcı” sözler sarf ederler. Mesela Atatürk’ün ”Bir Türk dünyaya bedeldir” ifadesi aynı amaca yöneliktir. Konuya bu açıdan baktığım için Cumhurbaşkanının açıklamasını yadırgamadığım gibi, itiraz edenlerin gayesini hiç anlamadığımı da itiraf etmeliyim. Genelde İslam âleminin, özelde ise Türk Milleti’nin insanlığa faydalı nice keşfi, icadı ve faaliyeti mevcuttur. Ancak asırlardır içinde yaşadığımız ”bozgun psikolojisi” bizi öyle ezik ve ürkek bir hale getirdi ki, Batının her dediğini ”yegâne gerçek” olarak kabul etmeye başladık. İnsanlığın önünü açan her icadın batılılar tarafından yapıldığı, Müslümanların bilim adına hiçbir şey yapmadıkları yalanına inandırıldık. Oysa Avrupa ortaçağın karanlığını yaşarken İslam Âlemi Endülüs’de, Bağdat’da, İskenderiye’de, Kaşgar’da, Horasan’da, Şiraz’da bilimin ve teknolojinin zirvelerini zorluyordu.

Bu arada kafamı kurcalayan bir şeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Hadi batılıların dedikleri gibi, Amerika’yı Kolomb veya Vespuci keşfetti diyelim. Peki, onlar kıtaya ayak bastıkları zaman orada kimler yaşıyordu? “Yerli” denilen Kızılderililer, İnkalar, Aztekler, Mayalar… Peki, milyonlarca insanın yaşadığı, yurt bellediği, ekip diktiği yerler nasıl olur da mesela 1492′de ”keşfedillir?”.Demek ki daha önceden birileri bu toprakları ”keşfetmiş”,ardından beğenmiş, sevmiş ve yerleşmiş. Yani Kolomb veya Vespuci ,Amerikaya gelmeden evvel bu topraklar Tapu Kadastrodan geçmiş anlayacağınız…
Merhum Prof. Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN, uzun yıllar Amerika’da Kızılderilileri araştırmış, Kızılderilililerin Türk olduğuna dair kitaplar yazmıştı. Türkkan’a göre, Kızılderili Türkler, Orta Asya’dan Amerika kıtasına Bering Boğazından geçerek ulaşmışlar, orada bir medeniyet kurmuşlar. Aradan çok uzun yıllar (asırlar) geçmesine rağmen aradaki inanılmaz benzerlik insanı -

- şaşırtıyor. Ortak kelimeler, müşterek kültür unsurları, tek Allah inancı, Şamanizm, kilimlerdeki motiflerden yemeklere, ölüm adetlerinden ağıtlardan düğünlere kadar pek çok konuda aynı rengi taşıdığımız Kızılderili kardeşlerimiz, Orta Asyadan çıkıp soluğu Teksas’ın geniş otlaklarında almışlardı. Onlar da tıpkı bizler gibi domuz eti yemiyor, tek eşliliği tercih ediyordu. Özellikle ”Meluncan” denilen Kızılderili boyu, bizlerle aynı genetik yapısına sahiptiler. (Elvis Presley de bir Meluncandır.)
Cumhurbaşkanı ortaya bir mevzu attı, ortalık birbirine girdi. Amaç zaten bu idi ve amaç “hâsıl oldu”. Ne AKSARAY, ne zam, ne işsizlik (işsizlik patladı,3 milyon kayıtlı işsizimiz var, kayıtsızları da sayarsak 5-6 milyon… Dükkânı olduğu halde vergisini ödeyemeyen, Bağ-Kurunu yatıramayan, yarı müflis esnaflara ”kayıtsız işsiz” deniyor. Yani ölmüş ama hala haberi yok),ne çözüm süreci denen kepazelik, ne ayakkabı kutusu ne de kol saati… Hepsi unutuldu gitti.

 

 

ŞUHUT-AFYON YOLU NE OLACAK?

Afyon şehir merkeziyle ilçemizi birbirine bağlayan 24 km.lik karayolunda gün geçmiyor ki bir kaza olmasın. Ağzıkara sapağından başlayıp Halımoru köprüsünde son bulan kısım, araç sürücüleri için büyük tehlike arz ediyor. Bu yolda kimleri kaybettik, kimler sakat kaldı; sıralamaya kalksam bu sütun yetmez.
İlimizdeki karayolları ağı içinde en tehlikeli olanı hiç şüphesiz Şuhut-Afyon yoludur. Diğer yolardaki araç yoğunluğuna ve meydana gelen kazalara bakacak olursak, ilçemizi Afyona bağlayan yol açık ara kaza birincisidir. Yıllardır Antalya yolunun Şuhut’tan geçeceğine dair yazılar okurum. Kime sordum ise, farklı bir güzergâh tarifi yapıp kafamı karıştırmıştır. Belki 20-30 yıldır aynı şeyleri dinler, dinledikçe umutlanırım…
Türkiye son 10 yılda karayolları konusunda bir ”devrim ” yaşadı. Sürekli seyahat ettiğimiz için bu durumu bizzat görüyor ve takdir ediyorum. Yıllar boyu bir kamyonun peşine takılıp saatler harcadığımız Bozüyük-Bilecik rampaları ne hale geldi? Ya Bolu Dağı? Devletimiz yıllar boyu bir ”kangren” haline gelen karayolu sorununu öyle-böyle halletti ama Şuhut-Afyon yolu hala problem olaya devam ediyor. Asfalt dökülüyor, daha doğrusu mucura ”asfalt damlatılıyor”,araçlar yolda zor bela ilerliyor, kayıyor, camlara yağmur gibi taş geliyor…
Yetkililerden ricam şudur; Afyon –Şuhut yolu güzergâhı değiştirilemez mi? Artık koca koca dağların bağrı dev makinelerle delik deşik edilip tüneller yapılıyorsa, denizin altından trenler, üstünden köprüler geçiriliyorsa, gelin Şuhut yoluna bir el atın! Madem teknoloji her şeyi yeniyor,”yok’u yok ediyor”,gelin Şuhut yoluna bir el atın! Gazetelerde, televizyonlarda ”Şuhut yolunda kaza ” haberleri duymak ve okumak istemiyoruz. İlgililere ve ”ilgilenenlere” duyurulur…

Etiketler: , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz