Ustahasanoğlu’nun yazısı…


Bir hizmet adamı

İstanbul’da başınız sıkıştığı vakit yanına varabileceğiniz kişilerin başında Ali Rıza Şenbabaoğlu gelir. İş, okul kaydı, küslük, dargınlık, cenaze, düğün, sınav… kısaca aklınıza ne gelirse hemen her konuda Ali hocamız imdadımıza yetişecektir. Hemde hiçbir karşılık beklemeden. Hatta bir ara İstanbul’daki hemşerilerimiz arasında; “Acaba hocamız ay’a gitmek için NASA’dan bilet ayarlayabilir mi?” şeklinde espiriler dolaşır olmuştu. Varın gerisini siz hesap edin…

 

Ali Rıza Şenbabaoğlu hocamız gerek kişiliği, gerekse mesleği hasebiyle korkunç bir çevreye sahiptir. ‘Korkunç’ demem boşuna değil. Hocamızın çevresi öyle geniştir ki; Başbakan’dan; Bakanlara, sanayicisinden; bürokratından; mütevazi bir fabrika işçisine kadar her seviyeden insanı o daire içinde görmek mümkündür. Kendisini böyle sevdirmiş bir başka insanı daha bulmak zordur.

 

Hocamız öğretmenlik mesleğinden emekli olduktan sonra bir yandan dershanecilik, bir yandan da aktif siyaset yapmaya başladı. Nihayet 2009 yerel seçimlerinde Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı oldu. O koltuğu hakkıyla doldurabilen nadir insanlardan olan Ali hocamız, yıllardır hayalini kurduğu Şuhut Vakfı’nın hayata geçirilmesinde büyük emek harcadı. Van’da meydana gelen deprem sonrası gecesini gündüzüne katarak kurtarma ve yardım çalışmalarına katıldı. Yaklaşık 6 bin afetzedeye yardım götürdü. 4 tır yardım malzemesi yolladı. Söz konusu faaliyetler Üsküdar Belediyesi namına yapılsa da lokomotifin Ali hoca olduğunu söylemeye gerek yok. Van merkeze bağlı Güveçli köyünü pilot bölge seçerek öyle bir çalışma sergilendi ki köy adını “Üsküdar Köyü” olarak değiştirdi. Hocamız hem Üsküdar, hem Afyon, hem de Şuhut için uğraş veriyor. Böyle bir hemşerimiz olduğu için ne kadar sevinsek azdır.

 

Dilaver Düzgün hocamızdan selam var…

Gazetemizin geçen sayısında yayınlanan “ESKİ KAYMAKAMLARIMIZ” başlıklı yazımız siz değerli okurlarımızdan büyük ilgi gördü. Yazımızın amacı basitti. Artık isimlerini hatırlamakta zorlandığımız Kaymakamlarımızı yeniden anmak, hizmetlerinden bahsetmek ve kendilerini unutmadığımızı göstermekti. Çünkü Şuhut halkı vefakâr ve kadirşinastır. Yavrusunun doğumunu gerçekleştiren ebeyi, hemşireyi, kendini tedavi eden doktoru, çocuğunu okutan öğretmeni, adalet dağıtan savcıyı,  hâkimi, güvenle yaşamasını sağlayan polisi, askeri, namazını kıldıran imamı, devletine saygının bir gereği olarak sever, hürmet eder. Hele çalışkan, samimi ve güler yüzlü olanlarını hiç unutmaz.

 

Söz konusu yazımız “Kaymakam” odaklı olduğu için sadece onlardan bahsedebildik. Bir kısım okur, “öğretmenlerden, doktorlardan bahset, onları unutma!” diye bizi aradı. Fakat böyle bir çalışmaya ne gazetemizin sayfaları yeter, ne de bizim hafızamız. Birde yazacağımız yazının tüm okurları tatmin etmesi gerekir. Bu konuyu bir kişiye yüklemek yerine Şuhut halkından eli kalem tutan aynı zamanda vicdan sahibi objektif kimselerin kolektif bir şekilde yazmaları gerekir diye düşünüyorum.

1980’lerin sonunda ilçemizde görev yapan bir edebiyat öğretmeninden bahsetmek istiyorum. Erzurumlu olan hocamızla kısa sürede kaynaşmıştık. Çünkü bizlerde edebiyata, şiire, sanata meraklıydık. Kelimenin tam anlamıyla “DADAŞ” olan hocamız, genç yaşına rağmen ağır, olgun, efendi ve ciddi tabiatlıydı. Yeri geldiğinde konuşurdu. Hafızası kuvvetliydi sahasına hâkimdi. Üniversitedeki hocalarıyla devamlı irtibat halindeydi. Sürekli okurdu. Meslek hayatına lise öğretmeni olarak devam etmeyeceği belliydi. O yıllarda ilçemiz de okuryazar takımının tek sığınağı Çağrı Kırtasiyede tadına doyum olmaz sohbetler yapılırdı. Dönemim siyasi, edebi ve kültürel tartışmaları bu küçük işyerinin sıcak ve samimi ortamında bizim gibi yeniyetmelerle Dadaş hocamız gibi pek çok aydını bir araya getiriyordu. Hocamız her zaman ölçülü, seviyeli, sakin ve bilgi doluydu. Kayabelen Köyü İlköğretim Okulu’nda görev yapıyordu. Derken hocamız bir gün aramızdan ayrıldı ve memleketine, Erzurum’a gitti. Mezun olduğu bölüme asistan olmuştu. Artık kendisinden ve sohbetlerinden mahrum kalmıştık. Bizlerde kaderin çizdiği yolda yürümeye başladık. Dünya telaşı her birimizi bir yana savurdu. Yıllar yılları kovaladı…

 

Günlerden bir gün komşumuzun oğlu Erzurum Atatürk Üniversitesi’ni kazanınca hocamızın adı aklımıza düşüverdi: Belki bizi hatırlar deyip selamımızı söyledik. Yeğenimiz kendisini bulmuş. Telefon ettiler. Başta zorlansa da, bizleri tek tek hatırladı. Kendisini yıllar sonra unutmadığımız ve aradığımız için çok duygulandı. Yaklaşık 2 yıl kaldığı Şuhut’u ve bizleri özlediğini söyledi. Belki yarım saat konuştuk. Geride kalan yıllardan, isimlerden söz ettik. Sonra 2010 yılının Ağustos Ayı’nda profesör olduğu müjdesini verdi. Şuhut’un meslek hayatına çok şey kattığını ve unutmasının mümkün olmadığını sözlerine ekledi. “Yolunuz Erzurum’a düşerse mutlaka beklerim. Misafirimiz olursunuz” dedi.

 

Hocamız Dilaver Düzgün (soyadı gibi dosdoğru), 1985 yılında mezun olduğu Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Halk Edebiyatı ve Halk Kültürleri dersi veriyor. Erzurum Edebiyat, özellikle Halk Edebiyatı sahasında bir ekoldür. Fikret Türkmen, Saim Sakaoğlu, Bilge Seyidoğlu gibi sahasında otorite hocaları vardır. Erzurum; aşıklık kültürünün hala çok kuvvetli olduğu bir yöredir. Bu gelenek nesilden nesile aralıksız devam eder. Dilaver hocamızın aşıklar, halk ozanları hakkında yazılmış pek çok kitabı ve makalesi mevcut. Sahasının en yetkin bilim adamlarından hocamıza sağlıklı ve uzun bir ömür dileriz.

 

Belediyemize bir teklif

İşimiz gereği bütün Anadolu’yu geziyoruz. Gitmediğimiz bir yurt köşesi kalmış mıdır? Güneydoğu’da birkaç il hariç Türkiye’yi bir baştan diğer başa gezdik. Gezilerde oranın sosyal hayatı, kültürü, giyim kuşamı, tarihi dokusu, cadde ve sokakları, gelenek ve görenekleri gibi farklı noktalarını izlemeye çalışırım. Yani şehrin ruhunu anlamaya gayret ederim. Öyle zengin tarih ve kültür mirasına sahip şehirler gördüm ki; hayran olmamak elde değil. Bazı yerleri anlatmaya bile gerek yok. ‘Modern şehircilik, Avrupai şehircilik’ yapıyoruz diye her şey katledilmiş. Doğallığı, güzelliği ve kimliği yok edilmiş.

 

Gezerken cadde, bulvar, sokak, okul isimlerine çok dikkat ederim. Eğer bir şehir geçmişi ile barışık ve vefalıysa; Kendini var eden isimleri sokağına, kütüphanesine, parkına taç yapmıştır. Köprü yerlerde bu durum hemen hissedilir. Ama şehirciliği ruhsuz, estetikten yoksun bina yığını sanan zihniyeti görüverince keyfimiz anında kaçıveriyor. Mesela TOKİ aynı tarz mimariyi her yerde uyguluyor. Büyük hata. Her bölgenin farklı bir mimari anlayışı ve çizgisi var. Bunu binalara yansıtmak çok mu zor? Trabzon’a yaptığın binayı Diyarbakır’a, Muğla’ya, Gaziantep’e nasıl dikebilirsin? Bu standart yapılaşma, kültürel zenginliğimizi yok ediyor. Bir diğer sıkıntıya gelince, konulan isimlerde hep aynı… Oysa o toprakların yetiştirdiği isimleri caddelere, parklara koymak gerekmez mi? Hiç bilmediğiniz bir yere giderseniz cadde, sokak adlarından oranın hangi partili olduğunu rahatlıkla anlıyorsunuz. Ama neresi olduğunu çıkarmanız mümkün değil. Yerel kültür yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Global kültür her şeyi egemenliği altına almış. Yani bir çiçek tarlası düşünün. Çeşit çeşit çiçek türleri varken hepsi yok olmuş ve tek tip çiçek sarmış her yeri… İşte öyle bir durum söz konusu.

 

Bu kadar laftan sonra nereye varacağımı merak ediyorsunuz. Elbette konumuz, gündemimiz ve ortak derdimiz Şuhut… Ben öncelikle Orman ve Su İşleri Bakanımız Prof. Dr. Veysel Eroğlu adının ilçemizde bir bulvara verilmesini yıllardır öneriyorum. Bunu geçmiş

Belediye Başkanlarımıza da söyledim. Nedense Bakan beyin bunu kesinlikle kabul etmeyeceğini söylediler. Nerden biliyorlar? Belediye Meclisi böyle bir karar alırsa kim hayır diyebilir? Belediyenin yaptıracağı iş merkezine de hocamızın adının verilmesi gerekir diye düşünüyorum. Veysel Eroğlu’nun 1994 yılında İSKİ Genel Müdürü olarak başladığı hizmet yolculuğu gözümüzün önündedir. Gerek Türkiye’ye gerekse Şuhut’a yaptığı hizmetler ortadadır. En kısa sürede bu borç ödenmeli ve hocamızın adı ebedileştirilmelidir.

 

İlçemizin cadde ve sokak isimleri gözden geçirilmeli, kalıcı olanlara dokunulmamalı. Ama ‘laf olsun, torba dolsun’ kabilinden; yöremizle hiçbir ilgisi olmayan isimler pekala değiştirilebilir. Yeni yerleşim merkezlerinde aynı sıkıntıyı görüyorum. (Taşlıca Mahallesi) Güzel ve anlamlı isimler koymakta bir belediye hizmetidir. Güneydoğu’da vatanın birliği ve bütünlüğü için şehit olmuş hemşerilerimizin isimlerinin cadde ve sokaklara verilmesi çok isabetli olmuştur. Bunun yanında ilçemize hizmet etmiş eski belediye başkanlarımız, kaymakamlarımız, öğretmenlerimiz, din adamlarımız, şairlerimiz, bilim adamlarımız unutulmamalıdır. Halkımızın gönlünde yer edinmiş bu değerli isimleri Şuhut’un Cadde, sokak, bulvar, okul, park, kütüphane, köprü, iş merkezi gibi yaşam alanlarında görmek istiyoruz. Bir komisyon kurulur ve bu isimler rahatça tespit edilebilir. Sadece kamu görevlileri değil, ilçemizin yetiştirdiği esnaf, çiftçi, sanayici, sanatkâr, kanaat önderi gibi sembol isimlerde bu listeye dâhil edilebilir. Herhalde bu sokaklara çiçek, böcek isimleri vermekten daha anlamlı olacaktır. Hizmet edenin unutulmaması ve ödüllendirilmesi gelecek adına bizleri umutlu kılacaktır.

 

Yapılan Aramalar:

  • ali rıza şenbabaoğlu (35)
Etiketler: , , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz