Yıldız Sarayı’nda Bir Şuhutlu


Bundan yaklaşık 100 yıl kadar evvel ilçemizde olgun bir ulema yaşarmış. Tansiyonu yüksek konuşma üslubu, sert sözleri ve dini bilgisi hasebiyle kendisine ‘DELİ HOCA’ lakabı uygun görülmüş. Daha 30’lu yaşlarında namını ve olgun kişiliğini tüm civara duyurmuş bir zat haline gelen Deli Hoca’nın yolu bir gün İstanbul’a düşmüş. Deli Hoca’nın İstanbul’a teşrifini haber alan ilim dünyası ileri gelenleri tez buyur etmişler kendisini dergâhlarına… Gel zaman git zaman mübarek bir Cuma vakti Sultan Ahmet Camii’nde vaaz vermeye davet etmişler Deli Hoca’yı… Rastlantı o’dur ki devrin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’de devlet erkânı ile birlikte Cuma namazını eda etmek için Sultan Ahmet Camii’nde bulunmaktadır. Ricaları kıramayan Deli Hoca minbere çıkar ve devlet erkânının gözünün içine baka baka dönemin Osmanlı’sında kötü idareyi eleştiren bir vaaz verir. İdarecilerin halka zulüm ettiğini dile getiren Deli Hoca gidişatta Padişah’ında vebal sahibi olduğunu söyler. Çevresince kibar ve zeki bir kişi olarak tarif edilen Padişah II. Abdülhamid, olayı şaşkınlıkla karşılar. Camii içerisinde istifini bozmaz, fakat namaz çıkışı Sadrazama ‘Tez kellesini uçurun bu vaizin’ buyurur. Padişah’ın bu buyruğunu yerine getirmek istemeyen Sadrazam Said Paşa, Abdülhamid’i sakinlemek isteyerek, ‘Devletlum bu zaat olgun birine benzer, ya erenlerdense’ der. Bir ermişi katletmekten çekinen Abdülhamid, Hoca’nın ermiş olup olmadığını keşfetmek üzere Yıldız Sarayı’na götürtür. Yıldız Sarayı’nda türlü ikramlarla ağırlanan Deli Hoca, gönül tokluğu ile ömrü boyunca görmediği bu nimetlerden çok mütevazı bir kısmını tüketir ve dua eder. Sadrazam’ın kendisini gözetlediğinden habersiz olan Deli Hoca, kendisini buyur eden Padişah Abdulhamid’e ve milletine şükreder. Devlete ve millete yapılan bu hayır duayı işiten Sadrazam Said Paşa, durumu Padişah’a iletir. Padişah duyduklarının verdiği memnuniyetle Deli Hoca’nın idamından vazgeçer ve ödüllendirilmesini ister. Hiç bir şeyden habersiz Deli Hoca, müsaade istemeye hazırlanırken eline bir kese altın iliştirilir. Altının manasını anlayamayan Hoca, kendisine lütfedilen bu hediyeyi geri çevirir. Sadrazam altının az bulduğunu düşünür bu kez 2 kese gönderir. Hoca tekrar reddeder. Bunun üstüne Sadrazam yanına aldığı 3 kese altına birlikte Deli Hoca’nın ağırlandığı sofaya geçer. Hoca’nın karşısına varıp, 3 keseyi önüne atar ve altınların hikmetini anlatır. Hoca duyduklarına hiddetlenir ve bu 3 kese altını rüşvet sayar. Akabinde şu beyit’i okur;

‘Biri padişah-ül alem, öteki vezir

Bulmaya dehr-i cemiyette ikisi de huzur

Bu üç kese ola ahirette ikisine de kusur’

Deli Hoca’nın bu beyit’ine sinirlenen Sadrazam durumu Padişah’a iletir. Padişah duyduğu bu bedduaya rağmen bu iyi niyetli muhtereme kıyamaz ancak çıkarttırdığı ferman ile Deli Hoca’nın Afyon vilayeti dışına çıkmasını ve buradan başka bir yerde vaaz etmesini yasaklar. Peşine 2 zaptiye ağası takılarak İstanbul’dan Afyon’a gönderilen Deli Hoca’nın bu olaydan sonra Şuhut’un dışına çıkmadığı ve çiftçilikle meşgul olduğu rivayet edilir.

 

Hikaye:Topalmusaoğlu

Derleyen:Hüseyin Ertuğrul Özaşkın

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz