Zekeriya Yıldız ve son eseri SÜRGÜN SULTAN

Bundan 20 yıl önce İstanbul’da bir grup arkadaş ‘Şuhut HİSAR’ adıyla bir gazete çıkarıyorduk. O yıllarda Şuhut’ta yayınlanan gazete veya dergi olmadığından bizler İstanbul’da yaşayan Şuhutlular ‘Hisar’ adını verdiğimiz gazete dergi karışımı bir yayın organı ile bu ihtiyaca cevap vermeye çalışmıştık. ‘Hisar’ın Şuhut ayağında sağolsun Mehmet Abdioğlulları ile Müzahir Özaşkın’ın çok emeği vardır.
‘Şuhut Hisar’ Gazetesi’nin standart köşelerinden biri de ‘Şuhutlu Yazarlar-Alimler-Şairler’ başlığını taşıyordu. Her sayımızda yaşayan veya geçmişte iz bırakmış şahsiyetlerden birisini tanıyorduk. Ahmet Beyani, Hamza Vusali, Ali Agâh Efendi gibi değerlerinin yanında o yıllarda Doçent olan Veysel Eroğlu, Ömer Akın vb. bilim adamlarına yer veriyorduk. Şunu üzülerek gördüm ki ilçemizden fazla yazar, şair ve romancı yetişmemişti. Bunun sebeplerini ayrıca tartışmak gerekiyor. Sonraki yıllarda yeni yeni imzalar görmeye başladık, umutlandık, sevindik. Bu isimlerin başında Zekeriya Yıldız gelmektedir. Kendisi 1970 yılında Karadilli kasabasında doğdu.
Zekeriya Yıldız’ı yaklaşık 30 yıldır tanıyorum. Afyon Lisesi’nde Edebiyat öğretmenimiz ve aynı zamanda müdür yardımcımız olan Ahmet Çete hocamızın odasında başlayan dostluğumuz, daha sonra İstanbul’daki üniversite hayatı ve devamı olmak üzere 30 yıldır sürüyor. Lise yıllarında Türk Standartları Enstitüsünün açmış olduğu bir makale yarışmasında Türkiye birincisi olduğunu hatırlıyorum.
İstanbul’a geldiğimde Yeni Asya yayın grubunda yazılar yazan Zekeriya Yıldız, Yavuz Bahadıroğlu’nun yanında üslubunu ve çizgisini buldu. Üniversite sonrası Kaymakamlık yerine ekmeğini kalemden çıkarmaya karar verdi. Yayıncılık, radyoculuk, reklamcılık yaptı. Yaklaşık 20 yıldır Eyüp Belediyesi’nde Kültürel birimlerde görev yapmakta olan Yıldız’ın birçok eseri yayınlandı. En son geçtiğimiz Ocak ayında yayınlanan ‘SÜRGÜN SULTAN’ adlı eseri büyük ilgi gördü ve satış listelerinin en üst sıralarına tırmandı. Osmanlı Padişahlarının sonuncusu ve en tartışmalı ismi olan Sultan Vahdettin’i anlatan eserini bir solukla okuyacaksınız. Bu esere geçmeden Zekeriya Yıldız’ın yayınlanmış diğer çalışmalarından bahsedeyim. 1992 yılında ‘Kürt Gerçeği’ adını taşıyan ilk eseri yayınladı. PKK terörünün ülkemiz gündeminde bir numaraya oturduğu çalkantılı bir dönemde piyasaya çıkan kitap büyük bir ilgi ile karşılandı. Güneydoğu sorununu Osmanlı Devleti zamanından bu tarafa geniş bir şekilde tahlil ettik sonra PKK-ASALA bağlantısı üzerinde duruyor. Dış güçlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki emellerini deşifre eden kitap, sonuç bölümünde bu büyük problemin nasıl çözülebileceğine ilişkin teklifler sunuyor.
Ardından 1993 yılında ‘BOSNA-HERSEK’ adlı eserini yayınlayan Yıldız, Avrupa’nın ortasında yaşanan 20. Yüzyılın son soykırımını anlatıyor. 1996 yılında ‘Bediüzzaman ve Milliyetçilik’ adıyla 3. Eserini okurlarının beğenisine sunan Zekeriya Yıldız, diğer iki eserinde olduğu gibi bu eserinde de aktüel bir konuyu gündemine aldı. Milliyetçiliğin tarihi kökenleri, müsbet milliyetçilik, menfi milliyetçilik, ırkçılıkla milliyetçilik arasındaki fark gibi hassas konuları Bediüzzaman Said Nursi’nin penceresinden değerlendiren yazarımız, bu eseriyle ülkemizde uzun zamandır tartışılan ‘milliyetçilik dinimize göre haramdır’ safsatasını yerle bir etmiş, dinimizin uygun bulduğu milliyetçilik düşüncesini en düzgün şekilde anlatmıştır.
Doğrusu o yıllarda ‘ İslam’a göre milliyetçilik haramdır’ diye enselerinde boza pişiren kesimlerin bugün bir numaralı Amerikan aşığı olması ayrı bir trajedidir. O vakitler ‘Büyük Şeytan’ adını verdikleri Amerika il Cumhuriyet tarihinin en sorunsuz dönemini yaşayan-yaşatan bu zevat; Amerika ile stratejik ortaklık adı altında başta İran olmak üzere bütün İslam ve Türk Coğrafyasına girişilen son haçlı seferinin gönüllü Kurşun askeri olmayı tercih ediyor.
Derken ‘’POLİTİKA SÖZLÜĞÜ’’ …
Zekeriya Yıldız ‘’ Politika Sözlüğü’ adlı eseriyle aslında yıllardır eksikliği hissedilen önemli bir konuya parmak bastı. Politik terimler, şahsiyetler, partiler, kuramlar, tabirler hatta politik argolar bu kıymetli eserinde anlatıldı.
Ardından ‘Hasbahçede Sonbahar-LALE DEVRİ’ adıyla bir tarihi roman yayınladı. ‘Hasbahçede Sonbahar’ Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecini hazırlayan sebepleri, tarihi gerçeklerle sentezleyerek anlatan bir roman. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ekseninde şekillenen sosyal ve idari olayları, akıcı bir dil ve gerçekçi tasvirlerle ortaya koyan roman 18. yüzyıl Osmanlısının panoramasını çiziyor. Bu eser 2008’de yayınlandı ve ikinci baskısı geçtiğimiz yılın Kasım ayında yapıldı. Yakında televizyonlarda aynı ‘Muhteşem Yüzyıl’ gibi dizisi yayınlanırsa sakın şaşırmayın.
Zekeriya Yıldız’ın son eseri ‘Sürgün Sultan’, Sultan Vahdettin’in İstanbul’daki son günlerini ve ardından Avrupa’ya gidişini anlatıyor. Biliyorsunuz resmi tarih tezine gör Sultan Vahdettin bir hain. Fakat ortaya çıkan belgeler, Vahdettin’in kesinlikle vatan haini olmadığını, bu sıfatı hak edecek hiçbir davranışının bulunmadığını ifade ediyor. Bülent Ecevit bile Başbakanlığı döneminde(2001) ‘ Vahdettin hain değildi’’ diyerek bir gerçeği teslim etmişti. Çökmekte olan bir devletin son padişahı, yenik çıktığı 1. Dünya Savaşı sonrası galip devletlerin esiri haline gelmiş ve bugün için içimizi acıtan davranışlara imza atmıştı. Ama o günün şartları göz önüne alındığında başka türlü davranmak mümkün müdür? Bu tartışılacak bir konudur. Ama bize göre hiçbir Osmanlı Padişahı hain değildi, hele vatan haini hiç değildir.
Sultan Vahdettin’in Milli Mücadele sırasındaki davranışları tartışılabilir. Kendisine bazı şeyler dikte ettirilmiştir. Ve kendisi dirayetli davranamamıştır. Herkesin 2. Abdülhamit olması ve onun gibi davranması mümkün değildir. Bu yönüyle Vahdettin iradesi zayıf bir padişahtır. Ancak ülkede karışıklık çıkmaması için Avrupa’ya hicret etmiş gurbet ellerde parasız-pulsuz can vermiştir. Pekala İstanbul’dan ayrılırken hazineyi boşaltıp ömrünün sonuna kadar rahatça yaşayabilirdi. Ama öyle yapmadı. Sadece kendisine ait bir miktar para ve mücevherle gitti. Atatürk’ü Anadolu’ya gönderirken verdiği para da, kendisine ait atların satışıyla elde edilmiş şahsi parasıydı. En azından Sultan Vahdettin kimileri gibi hırsız değildi.
Sultan Vahdettin’i Avrupa’da karşılayanlar, onu yeni Türkiye Cumhuriyet’ine karşı kullanmak amacındaydılar. Bunu da denediler. Ama olmadı. Atatürk’ün Musul ve Kerkük’ü almak üzere hazırlandığı sırada doğu Şeyh Sait isyanını çıkaran dış güçler (özellikle en başta İngiltere) Vahdettin’den hala taşıdığı Halife sıfatıyla isyana destek ve teşvik talebinde bulundular. Fakat kabul etmedi. Ayrıldığı topraklarda kurulan yeni devletin başını sıkıntıya sokacak girişimlerde bulunmadı. Vefat ettiğinde borçlarından dolayı haciz yapıldı, 15-20 gün cenazesi ortada kaldı. ‘Ölürsem cenazemi buralarda bırakmayın, ezan sesi olan bir yere gömün’ vasiyeti üzerine vefat ettiği İtalya’da değil hayli maceralı bir yolculuk sonrası Şam’a getirilen merhum Padişahın naaşı burada Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmış olan caminin bahçesine defnedildi.
İyiki varsın Zekeriya YILDIZ !…

Yapılan Aramalar:

  • zekeriya yıldız biyografi (52)
  • zekeriya yıldız hayatı (37)
Etiketler: , , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz