17 ARALIK SÜRECİ VE ŞUHUT

yolunsonuYolun Sonu

Peygamberimize (S.A.V.) “kazancın hangisi en iyi ve temiz olandır?” diye sordular. Alemlerin efendisi “kişinin emeği ve aldatma olmayan meşru ticaretle elde edilen kazançtır” buyurdular. Sözün özü; haram yoldan, meşru olmayan şekilde kazanılan paranın bereketi ve hayrı olmaz.

Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi, 29. Ayet:             “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. Karşılıklı rızaya dayalı ticaretle yiyin. Haram ile nefislerinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz size merhamet eder”

Dinimizin büyük günahlardan saydığı kötü fiillerden biri KUL HAKKIDIR. Rüşvet almak-vermek, haksız kazanç sağlamak, nüfuz ticareti, yetim hakkı yemek, Beytül mala el uzatmak şiddetle yasaklanmış ve Müslümanların bunlardan uzak durmaları emredilmiştir.

***

“17 Aralık” Türk siyasi hayatında sembolleşen ve adeta beyne kazınan bir gün oldu. Tıpku “19 Mayıs” – “12 Eylül” – “29 Ekim” – “19 Eylül” gibi… Mesela 12 Eylül denildiğinde hemen aklımıza 1980 askeri darbesi gelir. Artık “17 Aralık” denilince, Cumhuriyet tarihinde ilk kez yargının yürütmeye yanı hükümete “yolsuzluk, rüşvet ve ilk kez yargının yürütmeye yani hükümete “yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma” iddiasıyla açtığı savaş hatırlanacaktır.

Peki 17 Aralık’ta ne oldu da, bu tarih bir “milat” olarak ülke tarihine geçti?

Ayakkabı kutularına istiflenmiş dolarlar, para kasaları, para sayma makinaları, 700 bin dolarlık kol saati, elbise kılıfı içinde gönderilen paralar… Çok değil 2 ay önce, savcıların yaptığı baskınlarda bunların ele geçirildiğini gördük. Yargı, uzun süren takip sonucu başta bakan çocukları olmak üzere pek çok bürokrat, işadamı ve siyasetçiye operasyon yaptı. Hiç kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Hükümet, 12 Eylül referandumu sonrası yıllardır hayalini kurduğu kendi vergisini oluşturmaya, etkili ve kilit noktalara güvendiği adamlarını yerleştirme başladı. Çankaya’dan sonra nihai hedef olan yargı ele geçirilmişti artık. “Eski Türkiye” tasfiye edilmiş, ileri demokrasiye geçilmiş ve “Yeni Türkiye” inşası başlamıştı. Fakat hükümeti şok eden yumruk, hiç beklemediği bir yerden “yeni arka bahçesi” yargı cephesinden gelmişti. Büyük bir şaşkınlık yaşanıyor, herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yargının ikinci ve daha büyük hamlesi başladığında hükümet şoku atlatmış hatta karşı atağa geçmişti. İlk kez adli kolluk, savcılara eşlik etmemiş, emre uymamış, yeni göz altılara izin vermemişti. İkinci operasyonda hedef Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve başında bulunduğu TÜRGEV idi. Bundan sonra neler yaşandığını tekrar anlatmaya lüzum yok. Hükümet-paralel yapı kavgası ülkeyi bir baştan öbür başa sallamaya başladı. On bine yakın polisin, yüzlerce savcı ve hâkimin görev yerleri değiştirildi. Hani derler ya, “devletin çivisi çıktı” tam o şekilde sancılı bir süreç ve derin kriz ortaya çıktı. “At izi, it izi, birbirine karıştı” İddialar, suçlamalar, dinleme kayıtları, gizli görüntüler havada uçuşurken, hem devletin hem de milletin içine düştüğü sıkıntı korkutucu boyutlara ulaştı. Biz buna “devletin cinnet geçirmesi” diyoruz.

Olaylar sanki duruldu derken bu kez ATV ve SABAH’ın satışı ile ilgili iddialar gündeme bomba gibi düştü. İş adamı Ahmet Çalık’ın şaibeli bir biçimde satın aldığı ATV ve SABAH, ciddi zarar ediyordu. Ayrıca Çalık cemaate yakın bir insandı ve Fethullah Gülen – Tayyip Erdoğan kavgasında “arada ezilme” tehlikesi yaşıyordu. Başbakan, gazetenin “Müteahhit Lobisi’nden” Cemal Kalyoncu’ya satılması ve bununla ilgili finansman sıkıntısının bir havuz oluşturularak aşılmasını istedi. Bu işle ilgili olarak Binalı Yıldırım görevlendirildi. İddiaya göre; eski Bakan artık hükümetin “Kadrolu Müteahhidi” haline gelmiş, 8 iş adamına durumu aktarıp “beyler, pamuk eller cebe!” demişti. Her iş adamı gücü nispetinde ve devletten aldığı ihale oranına göre bir rakam belirleyip ortak havuza aktardı. Bağışta bulunan müteahhitlere hızlı tren, demiryolu, kara yolu, tünel, havalimanı gibi ihaleler için söz verildiği, bazılarının da maliye’ye olan borçlarının silindiği iddia ediliyor. Cengiz İnşaat, Limak Kolin İnşaat firmaları başta olmak üzere 8 firma kendi aralarında kısa sürede 630 milyon dolar para topladılar ve ATV-SABAH grubunu alarak Cemal Kalyoncu’ya bu tutarı aktardılar. İşte bu meşhur toplantı polis takibine takıldı. Eğer dinlediklerimiz doğru ise vay bu memleketin haline! İddialar çok vahim. “İş adamı, Bürokrat, Hükümet” üçlüsü sistematik yolsuzluk yapıyor, devlet ihaleleri belirli firmalara veriliyor, bu firmalarda paranın bir kısmını bürokratlara ve siyasetçilere aktarıyor. Siyasetin yasa dışı yollardan finanse edilmesi kanunlarımıza göre suç teşkil ediyor. Yani ‘al gülüm, ver gülüm’ sistemi kurulmuş, devlet kaynakları belli firmalara aktarılmış oluyor.

Polis takibine takılan bağış toplantısının kahramanlarından iki tanesini yakından tanıyoruz. Nihat Özdemir ve Celal Koloğlu… Havuza toplam 115 milyon dolar bağışladığı iddia edilen Nihat Özdemir Şuhut Limak Kız Meslek Lisesi’ni, 100 milyon dolar verdiği iddia edilen Celal Koloğlu Şuhut İlim ve Kültür Merkezi’ni yaptırdı. Kendi aralarındaki konuşmaları anlatmaya ahlakım el vermez. Toplantının yıldızı Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu’na şöyle diyor; “artık bizi kimse tutamaz, milletin …….a koyacağız” Şuhut İlim ve Kültür Merkezi’ni yaptıran hayırsever iş adamı Celal beyin cevabı hayli enteresan: “İnşallah, inşallah!” Lütfen seviyeye bakar mısınız? Bu insanlar Türkiye’nin en tanınmış müteahhitleri, 3. Köprüyü, 3. Havalimanını bunlar yapacaklar. Rahmetli Necip Fazıl hiç sevmediği birinden bahsederken şöyle demiş; “alçak bile bir seviye ifade eder, bu adam çukur çukur!”

Gözlerini para hırsı bürümüş, ihale almak için kırk takla atan “gelene ağam, gidene paşam!” zihniyetinin ürünleridir bunlar. Kimse kusura bakmasın ama bu ‘saygın’ iş adamlarının adını bile bilmedikleri Şuhut’a hayır hasenatta bulunmaları bana çok ‘manidar’ geliyor. Herhalde bizim kara kaşımıza, kara gözümüze aşık değiller!

Bütün bu iddia ve ithamlara taraflardan en ufak bir açıklama gelmedi. Acaba suskunluk, iddiaları kabul etme anlamı mı taşıyor?

Kesinlikle yalakalık veya korkaklık olarak değerlendirmeyin ama sayın Bakan Veysel Eroğlu’nu her türlü iddiadan ve yaftalamadan tenzih ediyorum. Hükümete çok ama çok yakın bir bürokrat kardeşim aynen şunu söyledi; “Ali Babacan, Veysel Eroğlu, Beşir Atalay ve Bülent Arınç kabinenin en temiz isimleridir. Doğrusu gururlandım, bir Şuhutlu olarak iftihar ettim. Fakat İlim ve Kültür Merkezi hakkında serzenişte bulunmak istiyorum. İleride belki ilahiyat fakültesi olacak, belki bölge Kur’an Kursu olarak hizmet verecek olan Şuhut İlim ve Kültür Merkezi’nin yapımının böyle şaibeli bir isme nasip olmasını içime sindiremiyorum. Bu eser tepeden tırnağa Şuhutlular’ın helal paraları ile yapılmalıydı. Belki yapımı uzun yıllar sürebilir, bugünkü gibi ihtişamlı olmayabilirdi. Aynı duyguları Şuhut Kız Meslek Lisesi içinde taşıyorum. Bizler Avrupa içlerine sefere giderken, yediğimiz üzümün parasını asmanın dalına bırakmış bir milletin evladıyız.

Tekrar başa dönecek olursak, siyasetin yasa dışı kaynaklarla finanse edilmesi partiler arasındaki rekabeti haksız şekilde etkilemektedir. Bu mafyatik düzeni kuranlar, iktidar yarışında bir adım önde koşmaya başlıyorlar. Bir parti, sevenlerinin üç-beş kuruş katkısı ile yaşamaya çalışırken, bir diğeri oluşturduğu yolsuzluk düzeniyle güçlendikçe güçleniyor. Yani son model Mercedes ile Murat 131 otobanda kapışıyorlar. Ne kadar etik bir yarış?

SABAH-ATV satışında Yüce Divan yolu gözüküyor. Bir zamanlar Türk Ticaret Bankası’nın ve Milliyet Gazetesi’nin iş adamı Korkmaz Yiğit’e satışında fatura dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a kesilmiş, Yılmaz Yüce Divan’da yargılanmıştı.

‘Sular bulanmadan durulmaz’ diye güzel bir atasözümüz vardır. Cemaat-Hükümet kavgasına bu pencereden bakmak gerekir diye düşünüyorum. Belki bu olay, devamında bir sürü hayırlı gelişmeye sebeb olabilir. “Temiz toplum ancak ve ancak temiz devletle mümkün olabilir” Önce devlet idarecilerimiz dürüst, ahlaklı ve iradeli olacak. Mahkeme kadıya mülk değildir. Yani devlet, siyasetçilerin malı ve çiftliği olamaz. Uzun süren iktidarlar, zaman içinde yorgun düşer ve patinaj yapmaya başlarlar.

Bizde en büyük sorun; sistem meselesidir. Demokratik düzenimiz ve devlet yapımız hala alaturkadır. Şeffaf, hesap veren, insanı merkez alan bir sistem oluşturamadığımız için sık sık krizle karşılaşıyoruz. Her yeni iktidar, devleti kendine benzetmeye çalışıyor. Oysa devleti yönetmek ayrı, devleti ele geçirmek ayrıdır. Bizde maalesef iktidarlar ikinci yolu tercih ettikleri için darbelere, krizlere, bunalımlara maruz kalıyoruz. Eğer kalıcı ve sağlam bir sistem oluşturulsa, iktidara kim gelirse gelsin, devlet çarkı tıkır tıkır işler. Ne yazık ki bizim gibi ülkelerde kişiden kişiye değişen ve şekil alan yönetim yapısı, ne demokrasi kültürüne, ne devletin bekasına ne de milletin refahına katkı sağlamıyor. Uzun ince bir yolda gece gündüz gidiyor ama menzile bir türlü varamıyoruz. Yoksa yarın iktidara CHP veya MHP gelse değişen pek bir şey olmayacaktır. Yapısal reformlar olmadan, devletle milleti kaynaştıracak bir model oluşturmadan bir arpa boyu yol alamayız. Aynı iş adamlarını bu sefer Kılıçdaroğlu’nun Bahçeli’nin yanında görme ihtimalimiz çok yüksek.

Son yıllarda yaşadığımız bu ve buna benzer olaylar; Türkiye’nin keyfi idareden demokrasiye, tek adamlıktan çoğulculuğa, şeffaf bir yönetime, kalıcı ve adil bir sisteme geçmesinin artık bir zorunluluk haline geldiğini gösteriyor.

Sandıktan çıkmak her şeyi halletmiyor. Putin’de sandıktan çıkıyor, Beşar Esad’da. Mesele demokrasiyi özümseme, devlet çarkını işler hale getirmedir. Bu kafayla Anayasa’yı değiştirsek ne olur? Önce kafaları değiştirelim. Bu ülke önce kendini kahraman ve vazgeçilmez zannedenlerden kurtaracak ve ancak bu şekilde adam olacaktır.

Biz sizlere emanete sahip çıkmanız için yetki veriyoruz. Bu ülke siz yokken de vardı, siz gittikten sonra da var olmaya devam edecektir. Peki bütün bunlara karşı çözüm öneriniz nedir? Yapmamız gereken yazımızın ilk iki paragrafını tekrar okumaktır. Bilmem anlatabildim mi?

Etiketler: , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz