Tarık Özaşkın yazdı…

tarik ozaskin2013’ten kalanlar

2013 yılı ne kadar çabuk geçti farkında mısınız? Daha dün yeni aldığımız takvimin kalın yaprağına bakarak inşallah bu yıl hayırlı ve uğurlu olur diyorum. Koca yıl değim yerindeyse rüzgâr gibi geçip gitti. Şimdi ise yeni bir seneye başlamış, hatta 2 haftasını tüketmişiz bile. Günler, aylar, yıllar ne çabuk eskiyor. Zamanı durdurmak imkânsız, zamanla yarışmak kimin haddine. 1 saniye sonra ne olacağını bilmiyoruz. Bu bilinmezlik bizim dünyaya sarılmamızı sağlıyor. Öyle ki bazen hırstan sağımızı solumuzu görmeyecek duruma geliyoruz. Her şeyimiz dünya oluyor. Ama sonra diyoruz ki; bu dünyanın sonu var.  İnsan hayal ümit ve sabırla gününü tamamlamaya çalışıyor. Acaba bu yıl bize neler getirecek? veya bizden neler götürecek? Hayatın zorluklarına, acılarına ve çilesine rağmen her daim mutlu olmalıyız. Zaten her şey bizim için değil mi? Önce sağlık, sonra huzur ailemize şehrimize ülkemize ve bütün insanlığa her yeni gün yeni bir başlangıç olmalı bize. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Niçin küçülüyor eşya uzakta, gözsüz görüyorum rüyada nasıl? zamanın raksı ne? Bir yuvarlakta, sonu varmış onu öğrenmek asıl” geçen yıl yazmayı düşünüp bir türlü elimin varmadığı konular oldu. Bunları bir kenara not ettim. Fakat sonra gündemin yoğunluğu ve benim tembelliğim birleşince bu konular arada kaynayıp gitti. Müsaadenizle bu hafta köşemi 2013 yılından devreden muhtelif konulara ayırmak istiyorum.

1) Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Dağıtıldı. 2013 yılı ödülleri yılın son haftasında törenle sahiplerine verildi. Ama 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun gölgesinde kaldığı için gündem de hak ettiği yeri bulamadı. Cumhurbaşkanlığı ödülleri ilk kez 1995 yılında Süleyman Demirel döneminde verilmeye başlamıştır. Adında yer aldığı gibi Kültür ve Sanat alanında eserler vermiş ve topluma mal olmuş sanatçılara verilmek üzere ihdas edilen ödüller başlangıcından itibaren her yıl tartışmalara neden olmuştur. Kamuoyunun tepki gösterdiği isimlerin yanı sıra isabetli tercihler itibar etmeyin de yapılmıştır. Bu yıl ödüle layık görülen isimler İskender Pala (edebiyat), Fuat Sezgin (İslam bilim Teknoloji), Daron Acemoğlu (Sosyal Bilimler), Bekir Karlıağa (Belgesel), Tarihi Kentler Birliği (Kurumsal) ve Ahmet Kaya (Müzik)… Ödüller Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından sahiplerine verilirken Ahmet Kaya adına ödülü eşi Gülten Kaya’ya takdim edildi. Cumhurbaşkanı Ahmet Kaya bir dönemin mağdurudur diye söze başladı. Artık bu acılar yaşanmasın diye devam etti. Kaya’ya yanlış yapıldığını ifade ederek sanki devlet adına özür diledi. Ülkemiz kamuoyu böyle önemli bir ödülün neden Ahmet Kaya’ya verildiğini anlayamadığı gibi zamanlamasını da manidar buldu. Hele dile getirilen linç baskısını hiç söylemedik. Bir yemekte çıkan münakaşa bir insanın ülkesini terk etmesine sebep oluyorsa bu memlekette kimse kalmaz. Herkes soluğu yurtdışında alır. Ödül alan diğer insanlara diyeceğimiz bir tek kelime yok. Her biri sahasında başarılı olmuş isimler. Ancak Ahmet Kaya ismine itirazım var. Merhum Ahmet Kaya protest müziğin önde gelen temsilcilerinden biridir. 12 Eylül sonrası doğan muhalif politik müzik akımları bir dönem öyle etkili oldu ki arabesk müziğin tahtını bile salladılar. Kimi şarkı ve şarkıcıların yasaklanması efsanenin daha da büyümesine sebep oldu. Özgür müzik denildi. Bu türün önde gelen temsilcileri Zülfü Livaneli, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Rahmi Sağtuk, Ferhat Tunç, Selda Bağcan gibi sanatçılardı. Ne var ki normalleşen Türkiye şartlarında bu akımlar etkisini kaybetmeye başladılar. Kimi sinemaya kimi yazarlığa kimi de politikaya yönelen bu isimlerden özellikle Ahmet Kaya son dönemlerinde Kürt kimliğine vurgu yapmaya başladı. Vaktiyle Yılmaz Güney’in sinemada yaptığı etnik çıkışı, müzik sahasında denemeye kalkıştı. Magazin Gazetecileri Gecesi’ndeki olayı bahane ederek provakatif bir çıkış yaptı. Böylece cepheyi genişletmeyi siyasal Kürt Hareketi’nin kanatları altında dünya çapında yeni bir Yılmaz Güney olmayı denedi. Olay unutulup gidecekken yurtdışına çıktı. Toplumsal bir linçe maruz kaldığını söylüyordu. Oysa yapı olarak “lümpen” denebilecek kadar dejenere, politik kimliği karışık, hoyrat bir insandı. Hele onun gibi 12 Eylül’de hapis yatmış bir insanın tekrar içeri girerim korkusuyla yurtdışına kaçması çok temelsiz bir iddiadır. Onun hicreti ancak “reklam kokan bir hareket” olarak değerlendirebilir. Pek çok kişi merhum Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya ve kayınbiraderi Yusuf Hayaloğlu’nun tesirinde kaldığını, “altyapı yetersizliği” yüzünden 2 kardeşinin elinde oyuncak olduğunu ifade etmektedirler. Doğrusu sesini beğendiğimiz, pek çok şarkısını ezbere bildiğimiz ama fikren hiç sempati duymadığımız bir sanatçıydı. Ahmet Kaya gibi böyle tartışmalı bir ismin Cumhurbaşkanlığı ödülünü alması acaba hangi hesabın sonucudur? Acaba açılım projesi sebebiyle mi? Bu ödüle layık görülmüştür. Cumhurbaşkanlığı makamı 75 milyonu temsil eder. Cumhurbaşkanı aldığı kararlarda mensubu olduğu milletin duygu ve düşüncelerini göz önüne almalıdır. Politik hesaplar uğruna ne idüğü belirsiz projeler adına milletin vicdanı sızlatılmamalıdır. Ahmet Kaya ismi bu ödülü almamış Barış Manço, Ahmet Özhan, Zeki Müren, Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Mehmet Özbek, İzzet Altınmeşe, Cem Karaca, Musa Eroğlu, Erkin Koray, Zekai Tunca gibi sanatçılardan çok mu değerlidir. Bir İbrahim Tatlıses dahi Ahmet Kaya’dan daha çok ödüle layık değil midir? Cumhurbaşkanlığı gibi makamlar milletin sevdiği ve artık ortak değeri haline gelmiş kişilere verilecek ödülleri tartışmalı isimlere vererek kendi değerlerini ve makamlarını tartışmalı hale getirmemelilerdir.

2) İslam Ansiklopedisi’ne göre Şuhut yok. Türk Diyanet Vakfı’nca yayınlanmakta olan İslam Ansiklopedisi’ni yakından takip ediyorum. İlk cildi 1988 yılında çıkmış olan ansiklopedi şuan da 43 cilde kadar ulaştı. Ülkemizde devam eden tek ansiklopedi çalışması olarak gösterebileceğimiz bu kıymetli çalışmada Ülkemizi saygın ilim ve kültür alanların da yazı yazmaktadırlar. İslam Ansiklopedisi hem Türkiye’de hem de dünyada ilgi ile takip edilmektedir. Ne var ki? İslam Ansiklopedisi’ne göre dünyada Şuhut diye bir yer yok. Bu çalışmanın 39. cildinde Şuhut maddesi olması gerekirken Şuhut adeta “buharlaşmış” ve diğer maddelere geçilmiştir. Köklü ve zengin bir tarih birikimine sahip ilçemizin yok sayılmasını ansiklopedi heyeti adına bir eksiklik, Şuhut namına büyük bir ayıp olarak değerlendiriyoruz. Oysa şuana kadar çıkan 43 cilde ülkemizin yüzlerce ili, ilçesi hatta beldesi tanıtılmıştır. Acaba Türk Diyanet Vakfı ve Ansiklopedi Tertip Heyeti Şuhut’u gözden mi kaçırmıştır? Ya da ciddi bir ihmal mi? söz konusudur. 1000 yıllık Türk ve İslam beldesi Şuhut neden İslam Ansiklopedisi’nde kendine yer bulamamıştır. Eğer ciddiyetsizlik ve ihmal varsa bu ansiklopedinin ilim âlemindeki saygınlığına gölge düşürür. Zaten ansiklopediler uzun soluklu çalışmalar olduğundan bir gazete, bir dergi gibi hata yapma şansı çok düşüktür. Geniş bir zaman periyodunda kaynaklar taranarak ağır ağır meydana getirirler. Bu yüzden ansiklopedilerin yayınlanması uzun yıllar sürer acaba diyorum bizim Şuhut’un başına gelenler başka ilçelerin başına da mı gelmiştir? O zaman vay halimize.

3- Büyük Cami (Ulu Cami ) ve Vakıf Hamamı restore çalışmaları başladı. AKP hükümetinin beğenmediğim hizmetlerinin başında tarihi eserlerimizin ihyası ve restorasyon çalışmaları geliyor. İşim icabı Türkiye’nin dört bir tarafını geziyorum. Son yıllarda bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan pek çok tarihi eserin Vakıflar Genel Müdürlüğü ve İl Özel İdareleri tarafından tabiri caizse “hayale döndürüldüğünü” görüyorum. Başta Cami ve Mescitler olmak üzere han, kervansaray, köprü, medrese, hamam, şifane, külliye, türbe gibi ata yadigârı tarihi eserlerimiz sil baştan tamir edilmektedir. Şuhut’ta Büyük Cami (Ulu Cami) ve Vakıf Hamamı restorasyon çalışmaları başlamış olup; tahminen 2015 yılında bu 2 güzide tarihi eserimiz halkın hizmetine sunulacaktır. Gençlik Caddesi’nde Kasalaklar’ın işyerinin arkasında kalan diğer tarihi hamam ise kendisine uzanacak yardım ellerini beklemeye devam ediyor. Bir dönem çevresi temizlenmiş ve sonra restore çalışmaları başlayacak gibi olmuştur. Ama maalesef arkası gelemedi. İnşallah bu tarihi eserimiz de bir gün yıkılıp gitmekten kurtulur diye temenni ediyorum. Bu vesile ile bir üzüntümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Doğup büyüdüğüm mahalleye adını veren Altıgöz Köprüsü bugün mevcut değildir. Ne kadar uğraştıysam bir tane fotoğrafına ulaşamadım. Prof. Dr. Ali Osman Uysal kimi kaynaklarda Germiyanlı eseri olarak belirtilse de Altıgöz Köprüsü’nün Selçuklu döneminden kalma olduğunu yazıyor. Uysal’a göre Şuhut köprüleri şunlar; Altıgöz, İskenderbey, Üçgöz, Sohbethane… Keşke Altıgöz Köprüsü bugün ayakta olsaydı. Bir diğer temennim tarihi Şuhut evlerinin belediye tarafında restore edilmesidir. Sayıları iyice azalan Şuhut evleri ve birkaç işyeri yok olup gitmekten kurtarılmalıdır. Bu ilçemiz tarihine ve kültürüne büyük bir hizmet olacaktır.

4-Sinada Kültür Sanat Edebiyat Dergisinin 2. sayısı yayınlandı. Anadolu’da dergicilik yapmak büyük bir cesaret işidir. Değerli hemşerimiz Hasan Başdemir nice zorlukların üstesinden gelerek Sinada Dergisi’ni yayınlamayı başardı. Büyük edebiyat dergisinin kalitesinde zengin bir içerik ve geniş bir yazar/çizer kadrosuyla yola koyuldular. Taşrada yazmanın çizmenin, bir şeyler üretmenin ne kadar zor olduğunu en iyi bilenlerdenim. Sevgili Hasan, Şuhut’ta güzel şeyler yapabileceğini cümle âleme ispat ettin. İsim olarak geçmişten süzülüp gelen Sinada’yı derginize ad olarak seçmenden kıvanç duydum. Özüne ve köklerine ne kadar bağlı olduğunu göstermiş oldun. Yolun açık olsun. 1970’li yıllarda Şuhut Lisesi öğrencileri “Meşale” adıyla bir dergi yayınlamışlardı. Bende bir sayısı mevcuttu ne yazık ki kaybettim. Dolayısıyla Sinada Şuhut’ta doğan 2. dergi olmuş oluyor. İnşallah uzun yıllar yayınlanır. Benim şahsi görüşüm Sinada yıllarca yaşayacak ve bir mektup görevi ifa edecektir. Şiir, hikâye, araştırma, deneme, hatıra, film ve kitap tanıtımı derken 96 sayfalık dopdolu bir dergi ile karşılaşıyoruz. Son derece profesyonel kaliteli ne yaptığını gayet iyi bilen bir yazar kadrosu var. Sinada Dergisi’nin bu sayısında öğreniyorum ki ilk sayı 3000 adet basılmış ve bütün Türkiye de ilgi ile karşılanmış. Bu ciddi bir rakam. 3 ayda bir yayınlanması planlanan Sinada, İnşallah bir süre sonra aylık periyoda dönüşür. Yazarlarda bu birikimi, donanımı ve heyecanı görüyorum. Sinada’ya uzun bir ömür diliyorum.

30 yıldır gurbette yaşıyorum. Eskiden sık sık memlekete gider gelirdik. Sonraları ziyaretlerimiz seyrekleşti. Geçim telaşı, çoluk çocuk derken Şuhut’tan ayrı kaldım. Ne kadar ayrı olsakta kalbimiz ve gönlümüz Şuhut’ ta…

Osman Atilla’nın şiirinde söylediği gibi;

tarik ozaskin            Çoğunuz beni Ankaralar’da sanır;

            Afyon’da bir dam çökse yüreğim parçalanır…

Allah’tan teknoloji öyle gelişti ki; artık insanlar kıtalar ötesiyle bile yüz yüze görüşebiliyorlar. Cep telefonu ise büyük bir nimet gencinde yaşlısında zengininde fakirinde telefon var. Sanıyorum cep telefonu sayısında dünyada ilk sıradayız. Doğal olarak Şuhut’u aradığımızda ilk söylediğimiz ne var ne yok ölen kalan var mı şeklinde oluyor. Maalesef son yıllarda ilçemizde trafik kazalarında artış var. Duyduğumuz her ölümde sebep ya kanser ya trafik kazası. Kazalar nice insanımızın ölümüne sakat kalmasına sebep oluyor. Ocaklar sönüyor. Çocuklar öksüz yetim kalıyor. Akranlarımdan en az 10 kişiyi kazalarda kaybettim. Maalesef Şuhut-Afyon karayolunu özellikler Halımoru rampasından Ağzıkara virajına kadar olan kısmı büyük tehlike arz ediyor. Geceleri yeterli ışıklandırma olmadığı için kazalar meydana geliyor. Isparta ya giderken Şuhut yolunu kullanan komşularımız yolun hem dar hem de tehlikeli virajlarla dolu olduğunu söylüyorlar. Yetkililerden ve sayın bakanımız Veysel Eroğlu’ndan ricamız Şuhut-Afyon yolunun gerekirse güzergâhı değiştirilerek modern, geniş ve güvenilir bir yol haline getirilmelidir…

Etiketler: , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz