ŞUHUT’UN İLÇE OLUŞUNUN 66. YILI HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ

ŞUHUT’UN İLÇE OLUŞUNUN 66. YILI HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ

Cumhuriyet ilan edildiğinde Afyon ilinde 5 ilçe ve 12 nahiye mevcuttu. Söz konusu ilçeler; merkez ilçe, Bolvadin,  Dinar, Sandıklı ve Aziziye (Emirdağ). Şuhut o tarihteki idari yapılanmaya göre Afyonkarahisar il merkezine bağlı bir nahiye merkeziydi. Şuhut’un neden ilçe olamadığı ayrı bir yazı konusu olabilir. Nüfus, ekonomik gelişmişlik, coğrafi şartlar uygun olmasına karşılık Şuhut ilçe  olabilmek için 23 yıl bekledi ve ancak 1946 yılında bu hakkı elde edebildi. Şuhut’tan sonra 1953’te Sinanpaşa, 1958’de Sultandağı ve Çay, 1959’da ise İhsaniye ve Dazkırı ilçe oldular.

 

Günümüzde Afyon’un ilçe sayısı merkez ilçe ile beraber 18’e yükselmiş durumda. 1923 yılında 12 olan kasaba (nahiye) sayısı ise 108’e ulaşmıştır. Bu kasabaların 6 tanesi Şuhut’a bağlıdır.

 

Şuhut’un ilçe olma mücadelesi yıllar boyu sürdü. Politikacılar verdikleri sözlere rağmen ayak sürüdüler. Şuhut’un nasıl ilçe olduğunu gazetemizde yayınlanan “Kaymakamlar” başlıklı yazımda anlatmış; zamanın bakanlarından Hilmi Uran beyin gayretleri sonucu kaza olabildiğimizi dile getirmiştim. Tatil dönüşü yolunu kaybeden Hilmi Uran’ın maceralı seyahati, Şuhut’ta son buluyor, halkın candan ve sıcak ilgisi bakanı öyle etkiliyor ki; Ankara’ya varır varmaz konuyu TBMM gündemine getirip Şuhut’u -Afyonkarahisar’ın muhalefetine rağmen- ilçe yapıyor.

 

Cumhuriyet’in 15. yılında yani 1938 yılında yayınlanmış Afyon il yıllığına göre; <<Şuhut, Afyonkarahisar’a bağlı ve 4 bin nüfuslu bir nahiye merkezidir.Cumhuriyet’ten evvel tamamen mühmel (ihmal edilmiş) ve bakımsız bir yerdi. BUGÜN İLÇE OLMAYA MÜSAİT VE MÜSTEİT BULUNAN ŞUHUT, GÜNDEN GÜNE İNKİŞAF EDEN BİR KASABADIR>> deniliyor. Şuhut o dönem sadece Bolvadin’den küçük olmakla beraber, Dinar, Emirdağ ve Sandıklı ile aşağı yukarı aynı seviyeye sahipti. Fakat yarışa geç başlayan bir koşucu gibi çok gerilerde kaldık ‘atı alan Üsküdar’ı geçti’ misali rekabet halinde olduğumuz ilçeler bizi kat be kat geçtiler.

 

Şimdi sizlere Şuhut’un ilçe olması sebebiyle yazılmış eski bir şiiri tekrar hatırlatmak istiyorum. O yılların toplum psikolojisini yansıtması açısından önemli bulduğum şiiri, Merhum A. Ragıp Şeyda Soydaş 1946 yılında yazmış. Kendisini rahmetle anıyoruz.

http://www.suhutkultur.org/

 

(0212) 232 57 52

bilgi@suhutkultur.org

 

ŞENLENSİN ŞUHUT

<<Şuhut’un kaza olması hasebiyle>>

İlçelik verildi güzelim Şuhut,

Gülün açtı artık, hazanı unut,

Dert dolu yüklerin oldu bir bulut,

Yükselsin göklere, dinlensin Şuhut…

***

Kaç defa kırıldı bu kase tabak,

Kaç defa değişti menzile göz aç bak,

Çoktan verilmişti, ilçelik bu hak,

Şakısın bülbüller, dillensin Şuhut…

***

Yıllarca endişe içinde kaldık,

Ha bugün, ha yarın; hayale daldık,

Bütün ümitleri Allah’a saldık,

Çalınsın çalgılar, şenlensin Şuhut…

***

ŞEYDA’da Şuhut’ta açtı gözünü

Kim esirger acep senden özünü

‘Nahiyedir’ diye etme sözünü

Afyon’un kazası bellensin Şuhut

 

BÜYÜK ZAFER’E DOĞRU (15 Mayıs 1919)

Kurtuluş Savaşı’nda Şuhut

Mayıs’ta bir başka güzeldir Şuhut… Soğuk ve yağışlı geçen kış mevsimi yerini bahara bırakırken giderayak bir sürpriz yapmış ve Nisan Ayı’nda bazı günler kasabaya lapa lapa kar yağmıştı. Nihayet Mayıs ayı gelince ‘kış’ artık istenmeyen misafir olduğunu anlamış, altı ay sonra geri gelmek üzere veda edip gitmişti.

 

Kasabanın güneyini bir duvar gibi çevreleyen Kumalar Dağı, zirvesinde biriken karların erimesiyle Şuhut ovasına can veriyor, kestane rengi bozkır yemyeşil bir örtüye bürünüyordu. Kırlarda rengârenk çiçekler, tarlalarda boy veren ekinler yeniden doğuşun ve dirilişin habercisi gibiydiler. Hele o güzelim söğüt ağaçları…

 

Tabiatta her şey yolunda giderken Şuhut sıkıntılı günler yaşıyordu. Bu yıl ki Hıdırellez eskiye göre sönük geçmiş, kasaba halkı Hisar’ın ardında Zöbbethane (Sohbethane) mesire alanında öylesine toplanmıştı. Eski eğlenceden eser yoktu. Savaş halinde olan bir millet nasıl eğlenebilirdi ki? Trablusgarp’tan Balkanlar’a; Çanakkale’den Galiçya’ya; bir yaprak gibi savrulan vatan evlatları her geçen yılın bir öncekine göre daha kötü olduğunu görüyorlardı. Umutlar tükeniyor, moraller bozuluyordu. Cephelerden gelen kötü haberler, bütün memleketi ümitsizliğe sevk ediyordu. O kadar çok şehidimiz vardı ki! Cepheden sağ dönenler için hayat çok zordu. Sanki ölmeyerek büyük bir günah işlemişlerdi. Çarşıya-pazara utanarak çıkıyor, hele şehit olmuş arkadaşlarının ana-babalarını görünce yerin dibine giriyorlardı.

 

Kasaba’da herkes “acaba yolun sonuna mı geldik?” diye umutsuz bir şekilde derin düşüncelere dalıyordu. 1. Cihan Harbi bitmiş, Mondros Mütarekesi imzalanmış, mağlupların safındaki Osmanlı başına neler geleceğini bilmeden bir meçhule gidiyordu…

 

Gece boyu kâbuslar gören Şuhut Belediye Reisi Hocazade Mustafa Efendi, kan-ter içinde uyandığında sabah ezanı okunuyordu “Allah hayretsin, hayırlara vesile kılsın” diye söylendi. Yanık sesli müezzin Yusuf Hoca’nın okuduğu ezan biraz olsun ruhunu hafifletmiş, aklını başına getirmişti. Önce abdestini aldı, ardından 600 senelik büyük camiye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Hala gördüğü rüyaların tesirindeydi. Öyle ki Cami kapısında kendisini karşılayan Ömer Efendiyi fark etmedi bile. Namaz sonrası evine geçmedi. Vaktiyle Ermeni ustaların yaptığı iki katlı belediye binasına yöneldi. Sabahın o saatinde binada kendinden başka kimse yoktu. Odasına girdi ama masasına oturmadı. Odanın güneye bakan penceresinden Şuhut Kasabası’nı izlemeye koyuldu. Sonra gözü tepelere, ardından Kumalar dağına ve en son masmavi gökyüzüne kaydı. Devlet-i Al-i Osmanî çatırdıyordu. Bir zamanlar üç kıtaya hükmeden devlet küçüle küçüle Anadolu’ya sıkışmış, tıpkı yaralı bir aslan gibi kendini hayattan koparacak insafsız avcısını bekliyordu.

 

“Hey gidi koca Osmanlı hey” diye mırıldandı. Âdeti olmadığı halde tütün sardı. Yaktığı sigarayı derin derin içine çekerken kahvaltı yapmadığı aklına geldi. Ama canı kahvaltı yapmak istemiyordu. Oysa sabah namazından evine döndüğünde eşi kendisine kuvvetli bir kahvaltı yaptırmadan evden bırakmazdı.

 

Aradan geçen dakikalar boyunca ne sigarasını söndürdü ne de pencerenin önünden ayrıldı. Kapıyı çalarak içeri giren Müstahdemi İsmail Efendi, makam odasındaki kesif tütün dumanına çok şaşırdı. Çünkü Reis Bey kırk yılda bir sigara içerdi. “Muhakkak Reis beyin canını sıkan bir şeyler olmalı” diye düşündü. Bir şeyler söylemek istese de Hocazade Mustafa Efendi’nin keyifsiz hali buna engel oldu. Belediye Reisi, Müstahdemi İsmail Efendi’ye çok güvenir, kimi sırlarını söylemekten, hatta bazı konularında fikir danışmaktan çekinmezdi.

Gece boyu gördüğü kötü rüyalardan bahsedeceği sırada kapının çalındığını duydu. Bu kez gelen Şuhut Telgraf Memuru Hasan Efendi’ydi. Hasan Efendi’de kendiside moralsiz ve huzursuz görünüyordu. Elindeki telgrafı uzatırken

-“Efendim İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmiş. Allah, cümle ümmeti Muhammed’e yardım etsin” dedi.

Reis bey

-“Demek ki gördüğüm rüyaların muradı buymuş” dedi ardından  “Bugünleri de görecekmişiz, İnşallah Devletimiz bu hayâsızlığa ve işgale mani olacaktır” diye ekledi. Bir süre üçünden de ses çıkmadı. İşgal altındaki İzmir’i düşündüler. Acaba şuan oradaki kardeşlerimiz ne zorluklar içindeydiler? Mondros Anlaşmasıyla düzenli ordularımız bir bir dağıtılıyor. O halde İzmir’e kim ne şekilde yardım edebilir ki?

Bir anda Hocazade Mustafa Efendi’nin aklına yıllar önce İzmir’e göç eden arkadaşı Hacıvelizade Sami Bey geldi. Öyle ya Sami beyde İzmir’de yaşıyordu.

Acaba O’nun başına bir şey gelmiş miydi? Eşi çocukları acaba ne haldelerdi? Kasaba’nın büyük ailelerinden birini mensup olan Sami Bey, birkaç yıl önce işlerini daha da büyütmek için Şuhut’tan İzmir’e göç etmişti. Kısa zamanda İzmir piyasasında dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile adını duyurmuş ve bir hayli ilerletmişti. Ara sıra selamlarını aldığı arkadaşı acaba ne haldeydi? <<Devamı gelecek sayıda

Etiketler: , , , , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz