Şuhutlular gecesi Pazar günü yapılacak

cagri

ŞUHUT’TA KURAKLIK

Geçen yıldan bu yana ülkemiz ciddi bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya. Beklenen yağışların bir türlü gelmeyişi insanları kara kara düşündürüyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yine eskisi gibi kar yağsa da, Türkiye’nin geri kalan kısımlarında kuraklık riski gün gün büyüyor. Esasen uzmanlar ülkemizin su potansiyeli bakımından zengin olmadığını ve mutlaka tasarruf yapılması gerektiğini yıllardır söylemekteydiler. Tehlike kapıyı çalınca feryat ediyoruz, tehlike uzaklaşınca hemen gevşiyoruz. Maalesef millet olarak bir türlü tedavi edemediğimiz hastalığımız bu….

Aynı şekilde Şuhut konumu itibariyle çok yağış alan, zengin su kaynakları, gölleri, şelaleleri olan bir yöre değil. Bilindiği gibi Şuhut ovasını sulayan dereler; kış mevsiminde etkili yağan karların baharla birlikte erimesiyle beslenerek hayat bulmaktadır. Yani bizim Dinar Suçıkan’da Menderes’i, Çifteler’de Sakarya’yı doğuran kaynaklar gibi çok kuvvetli su kaynaklarımız yok. “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” misali bize ne kadar çok kar ve yağmur yağarsa bizler o kadar rahatız. Allah’tan Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Eroğlu büyük bir memleketseverlik yaparak neredeyse Şuhut’un bütün derelerine gölet yaptırdı da bizler kuraklık ve susuzluk tehlikesinden uzaklaştık. Kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır…

1990’lı yıllarda Türkiye bugüne benzeyen ciddi bir kuraklık yaşamıştı. Özellikle büyükşehirlerde yaşayan insanlar o günleri asla unutamazlar. Gece yarıları musluktan gelecek “tısss!” sesini hasretle beklerdik. O günler geride kaldı. Yetkililer içimizi ferahlatacak açıklamalar yapsa da, su seviyesi hızla düşen göller, barajlar, kuruyan dereler insanları ürkütmeye yetiyor.

Şayet Mart-Nisan-Mayıs aylarında bahar yağmurları gelmezse, yıllardır görmediğimiz bir kuraklık yaşayacağız demektir. Allah esirgesin…

Şuhut’un geçmişi ile ilgili araştırmalar yaparken, kuraklık sıkıntısının birkaç defa kapımızı çalmış olduğunu gördüm. Bunların belki de en fazla şiddetlisi bundan 190 yıl önce yani 1824 yılında yaşanmış ve birkaç yıl sürmüş. 1824 yılında Şuhut ve civarına deyim yerindeyse “bir damla yağmur” düşmez. Baş gösteren kuraklık, susuzluk yetmezmiş gibi bu sefer çekirge sürüleri Şuhut’u istila eder. Mahsul boy vermez, tarlada kalır, onu da çekirge sürüleri yok eder. Kuraklık öyle boyutlara ulaşır ki Şuhut’tan çevre kasaba ve köylere göç başlar. Halkı asıl düşündüren konulardan biride devlete ödenmesi gereken vergilerdir. Çünkü Şuhut, Afyonkarahisar’dan sonra en çok vergi toplanan bir yerleşim merkezidir. Kasabanın ileri gelenleri önce Şuhut Kadısı’na başvurup derdini anlatır, perişan hallerine çözüm bulunmasını talep ederler. Kadı, halkın durumunu özetleyen bir dilekçeyi Karahisar-ı Sahip Mutasarrıflığı’na gönderir. Mutasarrıf Ebu Bekir Paşa’ya hitaben yazılan dilekçede şunlar yazmaktadır: “Birkaç senedir kasabamız havarisine yağmur ve kar yağmamaktadır. Bunun yanında çekirge sürülerinin istilasına maruz kalınca perişan olduk. İşin içinden çıkamayan halkın bir bölümü çevre köylere, kasabalara göç etmeye başladı. Şuhut Kazası halkı öyle perişan bir haldedir ki, devlete ödemesi gereken vergileri ödeyecek hali kalmamıştır. Bilakis devletten kendilerine yardım yapmasını talep etmektedirler.” Mutasarrıf Ebu Bekir Paşa, durumun doğru olup olmadığını anlamak için Şuhut’a bir heyet gönderir. Yapılan tahkikat sonucu Şuhut’un içler acısı hali ortaya çıkar. Çölabad Kazası’nın (Dinar) her sene devlete verdiği 2 bin 500 kuruş verginin Şuhut’a yardım amacıyla gönderilmesine ve Şuhut halkının devlete olan borçlarının affedilmesine karar verilir.

Karahisar-ı Sahip Mutasarrıfı Ebu Bekir Paşa, Şuhut halkına ve devlet görevlilerine bir buyruk gönderir. Buyruk özetle şöyledir: “Bölgemizde birkaç yıldan beri yaşanan kuraklık, yağışların tamamen kesilmesi, çekirge istilası gibi afetler Allah tarafından bir uyarıdır. Şuhut gibi Cami ve Medresesi çok, alim ve faziletli müderrisleri bol olan bir şehirde cemaatle namaz kılınmıyor olması reva görülemez. Bundan böyle tövbe ve istiğfar edip farzların ve sünnetlerin ihmalinden vazgeçilerek imam ve müezzinlerin 5 vakitte ezan okumaları, akabinde Hazreti Muhammed’e salat-ü selamda bulunmaları ve halkında 5 vakit namazı cemaatle kılmaları vesilesiyle afetlerin ortadan kalkacağı, bereketin artacağı, kuraklık ve fakirliğin sona ereceği aşikardır.”

Aradan 50 yıl geçer. 1975 yılında kuraklık yeniden Şuhut’un kapısını çalar. Öyle ki bir ölçek zahire 40 kuruşa yükselir. Bir eve yeten yiyecek 10 eve paylaştırılır. Zaten bu tarihten 13 yıl önce Şuhut’ta çok şiddetli bir deprem yaşanmış ve 300 kişi hayatını kaybetmiştir. Deprem, kuraklık derken Şuhut hızla gerilemeye başlar. Yaptığım araştırmalarda 1862 depreminden sonra Şuhut’un önemini kaybettiğini, hali vakti yerinde olan ailelerin Afyon’a göç ettiğini pek çok medresenin kapandığını, ilim ve kültür faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini tespit ettim. Bu deprem sonrası Şuhut’un nüfusu, ekonomisi, devlete verdiği vergi miktarı gün gün azalmıştır.

Yine büyüklerimizden duyduğum kadarıyla 1940’lı yıllarda birkaç yıl süren bir kuraklık dönemi yaşanmıştır. Bizim çocukluk yıllarımızda (1970’lerde) yağmur duası için Seydi Köyü’ne veya Karlık Köyü’ne gidilirdi. Tabiatın kanı, canı, kısaca her şeyi ‘su’dur. Su olmayınca hiçbir şey olmaz.   Eskisi gibi karlı, yağmurlu, bereketli ve huzurlu günler dilerim.

ŞUHUT GECESİ

Şuhut Kültür ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği GELENEKSEL ŞUHUT GECESİ 23 Şubat 2014 Pazar günü gerçekleştirilecek. Şişli Derviş EROĞLU Kültür Merkezi’nde yapılacak olan geceye başta İstanbul olmak üzere yurdun dört bir yanından çok sayıda hemşerimizin katılması bekleniyor. Hayli zengin bir programa sahip olan gecenin yaklaşan seçimler sebebiyle siyasilerin akınına uğrayacağı tahmin ediliyor. Şuhutlular arasında birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirmeyi amaçlayan gecede hemşerilerimiz hasret giderecek.

Şuhut Kültür ve Dayanışma Derneği’nin artık klasikleşen ŞUHUT GECELERİ’nin ilki 17 Aralık 1994 tarihinde yani tam 20 yıl önce düzenlenmişti. Doğrusu dernek yönetimi olarak hepimiz heyecan içindeydik. Çünkü işin sonunda rezil olmak da vardı. Acaba Şuhutlular geceye ilgi gösterecek miydi? Taksim’deki Beyoğlu Evlendirme Dairesi restoranında misafirlerin gelmesini bekliyorduk. Bir, iki, üç derken hemşerilerimiz salona akın etmeye başladılar. Çok şükür ilk kez düzenlediğimiz geceye 400’den fazla Şuhutlu katılmış, yönetim olarak bizler de rahat bir nefes almıştık. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere yurdun her tarafından yoğun bir katılım olmuştu. Bizi üzen tek şey Şuhut’tan fazla gelen olmayışıydı. Nedeni bir süre sonra anlaşıldı, Şuhut’ta müthiş bir kar yağışı başlamış ve Şuhut-Afyon yolu ulaşıma kapanmıştı. Buna rağmen dönemin Şuhut Belediye Başkanı Nuri Oynağanlı ve iki minibüs dolusu hemşerimiz zorlu bir yolculuğun ardından İstanbul’a ulaşabilmişlerdi. Yanlarında getirdikleri bükme, ağzı açık ve börekleri Şuhutlular keyifle yemişlerdi.

Şöyle geriye dönüp baktığımda, gecenin şeref konuğu olan pek çok büyüğümüzün artık aramızda olmadıklarını görüp hüzünleniyorum. Gecemizin açılış konuşmasını yapan Ahmet Çınar, ardından söz alan Ali İhsan Başol, konuklarımızdan Adil Orhan artık aramızda değiller. Sadece onlar mı? Gecede çekilen fotoğraflara baktığımda genç, yaşlı bir çok ismin aramızdan ayrıldığını farkettim. Yalan dünya derler ya, gerçekten öyleymiş. Dün varsın, bugün yoksun. Yine fotoğraflarda o dönem aktif çalışma hayatı içinde olan hemşerilerimizin bugün emekliliğin tadını çıkardıklarını, torun büyüttüklerini görüyorum. Çocuklar büyümüş, gençlerin saçına ak düşmüş, büyüklerimiz ise birer tonton dede veya babaanne olmuşlar. Dile kolay tam 20 sene geçmiş…

İlk kez düzenlediğimiz Şuhut Gecesi’nde Ahmet Güzelses, Vedat Çetinkaya, Rezzan Yücel gibi dönemin tanınmış sanatçıları sahne almıştı. Şimdilerde emekliliğin tadını çıkaran Refik Köksal hocamız ise Afyon ve Şuhut türkülerinden oluşan bir müzik ziyafeti çekmişti. Hele Karahisar Kalesi türküsünü öyle güzel okumuştu ki, Şuhutlular bir kaç defa aynı türküyü hocamıza tekrar söyletmişlerdi. Doğrusu pek çok acemiliğin yaşandığı ancak her şeyin hoş görüldüğü bir gece olmuştu. Kolay mı? İstanbul’un göbeğinde Şuhutluları bir araya getirmiştik. Yıllardır konuşulan ama bir türlü başarılamayan Dayanışma Gecesini yüzümüze gözümüze bulaştırmadan yapmıştık. Zaten önemli olan başlamaktı, arkası mutlaka gelirdi. 1994’te başlayan gecelerimiz bazı yıllar aksadı. Mesela 1999’da meydana gelen 17 Ağustos depremi yüzünden o yıl gece yapılamadı. Gece düzenleyemediğimiz zamanlarda piknik veya iftar programı yaptık.

Şuhutlular Pazar günü yeniden bir araya geliyorlar. Kasabalı-köylü, sağcı-solcu, zengin-fakir ayrımı olmadan tekrar buluşmanın kıvancını yaşayacağız. Şuhutlular birbiriyle hasret giderecek ve bir yılın muhasebesini yapacaklar. Bütün hemşerilerimizi gecemize bekliyoruz.

 

Etiketler: , , , , , , ,

Yasal Uyarı: www.suhutanayurt.com adresinde yayınlanan makale,haber,resim ve vidyolar tamamen özgün içeriktir bu içeriklerin Şuhut Anayurt Gazetesi Yazı İşleri Biriminden izinsiz olarak kopyalanması ve yayınlanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

Bu Sosyal Ağlarda Haberi Paylaşabilirsiniz.

Bu Habere Facebook Üzerinden Yorum Yapabilirsiniz