KÖŞE YAZISI Tarık Özaşkın Köşe Yazarı

2025 PALA DAYI VE KARDEŞLERİNİN OLDU – KÖŞE YAZISI – TARIK ÖZAŞKIN

1 Ocak 2026 6 dk okuma
Paylaş:

Şuhut’a bağlı Dadak Köyü’nün Dipsiz Yaylasında yaşamını sürdüren Pala dayı ( İsmail Dadak) ve kardeşleri; doğallığın ve bozulmamışlığın sembolü olarak halkın gönlünde taht kurdular.
Modernite; bütün geleneksel değerleri yok ettiği ve farklılıkları ortadan kaldırdığı için, Pala dayı ve onun gibi kendisini koruyarak geçmişe bağlı kalan insanlar ilgiyle takip ediliyor.
Milletleri birbirinden ayıran renklerin ve zevklerin kaybolduğu, bütün dünyanın “tek tipleştiği”, aynı giysisi giyip aynı saç tıraşını olduğu, aynı müziği dinlediği günümüzde orijinal kalabilmek büyük bir başarı olsa gerek.
Dünyayı etkileyen faktörlerin başında hiç şüphesiz “sosyal medya platformları” geliyor; YouTube, Facebook, WhatsApp, Messenger, Instagram ve diğerleri…
“Uzakları yakın eden” bu platformlar; yaşlı dünyamızı “küçük bir köye” dönüştürmeyi başardı. İşin kötüsü sır, mahremiyet, gizlilik, güvenlik diye bir alan bırakmadı.
Dünyada 6 milyar , Türkiye’de ise 59 milyon insan sosyal medyayı kullanıyor.
Pala dayıyı yüz binlerce kişi takip ediyor. Dipsiz Yaylasında yaşayan, hayvancılık ve tarımla uğraşan bir aileyi bu kadar ünlü yapan şey ne olabilir ?
Öyle ya ülkemizde elini sallasan bir sosyal medya fenomenine çarpıyor. Son derece sade, mütevazi bir yaşam süren Dadak ailesini zirveye taşıyan sebep nedir?
Bana soracak olursanız ilk neden; doğal olmaları…Yapmacık değiller. Rol yapmıyorlar.
Dünyaya ayak uydurmak yerine zamanı durdurmayı tercih etmişler. 1970’lerin modası İspanyol paça pantolon, yakası geniş ceket, sivri yaka gömlek ve dar beden yelekle “geçmişten gelen insanlara” benziyorlar.
Elli yaşından büyükler iyi hatırlar; eskiden komşuluk, akrabalık hatta hemşehrilik ilişkileri ne kadar sıcak ve samimiydi.
İnsanlar haber verme gereği duymadan çat kapı misafirliğe gider, vakit çok geçerse yatıya kalırdı. Köye giden son arabayı kaçıran insanlar Şuhut’ta yaşayan bir akrabasına ya da ahbabına teklifsiz gider ve geceyi onda geçirirdi.
Evde tuz ,yağ veya şeker kalmadıysa komşudan istenirdi. Geri vermek şart değildi. Okuldan gelen çocuk kendi evlerinin kapısı kilitli ise direk komşu teyzeye gider , bir güzel karnını doyururdu.
Mahallede televizyonu ilk kim aldıysa onun evi adeta sinema salonuna döner, bütün komşular çoluk çocuk o eve doluşurdu. Ev sahibi misafirler gidinceye kadar çay ikramı yapardı.
İşi bozulan esnafa, çiftçiye, sanatkara el uzatılır, kefil olunurdu. Hastaya, garibana, meczuba, yetime sahip çıkılırdı.
Düğün eşyası “harman veresiye” satılır, esnafla borçlu seneden seneye hesap görülürdü.
Şuhut’un en eski köylerinden iken 1970’li yılların ortasında Çay İlçesi’ne bağlanan İnli Köyü’nün bizden nasıl ayrıldığının hikâyesini yıllar önce İlker Çetin yazmıştı.
İnlili gençler “Çay’a bağlanalım” görüşünü savunurken köyün yaşlıları “Şuhut’tan ayrılmayalım” diye itiraz etmişler. Yaşlılara göre; “Şuhut esnafı güler yüzlü, çeşidi bol ve anlayışlıdır, veresiye verir, geç ödesen bile kızmaz. Ama Çay’ın esnafının yüzü gülmez, çeşidi azdır, veresiye vermez , ödeme gecikirse adamın yakasına yapışır.”
Her köyde mutlaka “köy odası” yani “misafirhane” bulunurdu. Büyükçe köylerde her sülalenin ayrı ayrı “odası” olur, köye yolu düşenler buraya “buyur” edilirdi. Şimdilerde akraba akrabasından kaçıyor veya görmezden geliyor.
Eskiden Şuhut’ta güzel bir âdet vardı; hali vakti yerinde aileler köylerden öksüz, yetim ya da fakir aile çocuklarını yanlarına alır ( evlatlık – besleme) büyütüp yetiştirdikten sonra yuvasını kurardı.
Kız çocuklarına dikiş dikmeden yemek yapmaya, temizlikten görgü kurallarına kadar her şey öğretilir, evlatlık çocuklar ailenin diğer çocuklarından ayrı tutulmazdı.
Listeyi daha da uzatmak mümkün, asırların birikimi olan gelenek ve görenekler, sosyal kurumlar, toplumsal değerler ne yazık ki “modern zamana” yenik düştüler.
Pala dayı ve kardeşleri; özlemini çektiğimiz eski günleri ve yaşam biçimlerini bugüne taşıdıkları için seviliyor ve izleniyor.
Saflık ve doğallıklarını koruyup samimiyetlerini kaybetmedikleri için beğeniliyor.
Sıcacık orijinal Şuhut ağzı ile konuşan; yerel kültürümüzü oluşturan bütün değerleri, gelenek ve görenekleri (aile yaşam biçimi, yemek, folklor, çiftçilik, hayvancılık vb. yaşatmayı başaran Pala dayı ve kardeşleri, ulusal ölçekli televizyon kanallarına çıkarak ilçemizin tanıtımına büyük katkı sağladıkları gibi Şuhut’un marka değerini de artırdılar.
Dijital çağda yaşıyoruz ve insanlar “gördüğüne inanıyorlar”. Kentleri yönetenler; tanınmak ve popüler olmak için sinema ve dizi filmlere ev sahipliği yapıyor. En canlı örnek; Sivrihisar… TRT ekranlarında yayınlanan “Gönül Dağı” dizisi bu küçük ilçeyi Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Selçuklu Devleti’nin kadim merkezlerinden olan ( aynı zamanda Nasrettin Hoca’nın memleketi ) tarihi Sivrihisar İlçesi, yaz kış on binlerce yerli ve yabancı ziyaretçinin akınına uğruyor.
Pala dayı ve kardeşleri; günlük yaşamlarından kesitler sunarak “patates sucuk ve keşkek diyarı Şuhut’un adını” hafızalara kazıdılar ve ilçemizi Türkiye’ye tanıtmayı başardılar.
Milyonlarca lira para harcamaya gerek duymadan, sahnesiz, dekorsuz, hilesiz ve son derece doğal bir tanıtım…
Şuhut Kaymakamlığı ve Şuhut Belediyesi doğru bir strateji geliştirerek Pala dayı ve kardeşlerini ; 25 Ağustos Zaferyolu Etkinliklerinden başlayarak tarihi ve doğal güzelliklerimizin ve yöresel ürünlerimizin tanıtılmasında “ekran yüzü” olarak ön plana çıkarmalıdır.