AHMET İLASLI: GELDİ, GÖRDÜ, GÖSTERDİ VE GİTTİ – KÖŞE YAZISI- HÜSEYİN BAY
Bugünden yaklaşık yirmi beş yıl önce tanıştım kendisiyle. Belediye başkanlığım sırasında imar planı hazırlamak için çalışmalar yürütüyordum. İmar planı yapılacak saha için bazı resmî kurumların onayı gerekiyordu. Bu kapsamda, Kültür Müdürlüğü’nün de olurunun alınması şarttı.
Müdürlük temsilcisi olarak bir bey geldi.
“Ben Kültür Müdürlüğü’nden geldim.” dedi.
“Buyurun.” dedim.
Bir koltuğa oturdu ve kendini tanıttı. Nahif, samimi, buyurgan olmayan, anlayışlı ve kibar bir beydi. Açıkçası biraz şaşırdım; çünkü ilden gelen birçok memur ya da işçi genellikle daha buyurgan, daha üstten bakan tavırlar sergilerdi. İki saatlik iş için eleman, araç, hatta öğle yemeği talep edenler olurdu. Bazıları doğrudan,
“Başkan, yemeği nerede yiyeceğiz?” diye sorardı.
Ama adının Ahmet İLASLI olduğunu söyleyen bu kişi ne yemek istedi ne de buyurgan bir tavır sergiledi. Bana yalnızca şöyle dedi:
“Eğer zamanın varsa alanı birlikte gezelim. Sizin fikrinizi almam gereken konularda beraber olmamız daha sağlıklı olur.”
Ben de “Tamam.” dedim ve alanı birlikte gezdik. İlk tanışmamız bu şekilde oldu.
Kasabamızda beş alanı, korunması gereken kültürel varlık olarak tespit ettik. Bu alanlar hâlâ korunmaktadır. O günlerde yıkık ve bakımsız hâlde olan iki çeşme ise bugün aslına uygun biçimde restore edilmiş ve faal olarak kullanılmaktadır.
1950’li yıllarda köyümüzden gün yüzüne çıkarılmış ve literatüre “Çıkrık Heykelciği” olarak geçmiş olan tarihî objenin bir temsilini kasabamıza yaptırıp sergileyelim, dedi. O zaman cesaret edemedim. Zaman zaman “Keşke yapsaydık!” diyorum. Ama olmadı, yapamadık.
Sonraki yıllarda, özellikle kültürel, tarihî ve arkeolojik konularda bilgisine ilk başvurduğumuz abimiz oldu. Hiçbir zaman bezginlik, isteksizlik ya da kibir göstermeden sahip olduğu tüm bilgi ve tecrübeyi bizimle paylaştı.
Daha sonra, arkadaşlarıyla birlikte sürdürdüğü Afyon Kitap Kulübü etkinliklerinde yollarımız yeniden kesişti. Orada da bana ve benim gibi yeni katılan arkadaşlara rehberlik ve abilik yaptı. Kitap kulübünün sekretaryasını başlangıçta tek başına yürütüyordu. Eskişehir’e taşınmasına rağmen etkinlik günlerinde gelir, toplantılara aktif biçimde katılırdı. İlerleyen zamanlarda bu görevi Mustafa CEYLAN abiyle birlikte sürdürdü.
Hastalığı nüksettikten sonra, bir iki kez hasta ziyareti vesilesiyle evinde bir araya gelebildik.
Ve ne yazık ki, 06.01.2026 Salı sabahı kendisini kaybettik. Perşembe günü, öğle namazına müteakip; Afyon’un her kesiminden insanların katıldığı kalabalık bir cemaat eşliğinde ebedî istirahatgâhına defnedildi.
Kendisine Allah’tan rahmet, mekânının cennet olmasını diler; ailesine ve sevenlerine başsağlığı temennilerimi sunarım.
Yalın bir insandı. Kalitesinin ve kişiliğinin en güzel tarafı da bu yalınlıkta gizliydi: saf, temiz ve nahifti. Entelektüel birikimi geniş, nezaketi gelişmiş, insaniliği ise üst düzeyde bir beyefendiydi. Afyon ve çevre illerdeki birçok tarihî ve arkeolojik alanın tespiti ve korunmasında büyük emekler verdi; dolu dolu ve verimli bir hayat yaşadı. Geride bıraktığı müzeler, ören yerleri, kitaplar ve makalelerle bize yol göstermeye devam edecektir.
Bize nesiller boyu unutulmayacak olan eserler bıraktı. Yeni müzenin yapılış ve dizaynı konusunda, dönemin müze müdürü Mevlüt ÜYÜMEZ’le yaptığı iş birliği bunun en somut örneklerindendir. Kendisi artık bizimle olmayacak olsa da biz, kendisini unutmayacak ve gösterdiklerini görmeye devam edeceğiz. Başlıkta da ifade ettiğim gibi…
“Geldi, gördü, gösterdi ve gitti.”
İnsanların çoğu ne görebiliyor ne de gösterebiliyor. Birçoğu görse bile göstermiyor. Çok ama çok azı hem görebiliyor hem de gösterebiliyor. Ahmet abi, bu ender insanlardandı. Hem çoğumuzun göremediğini gördü hem de gördüklerini bizlere gösterebilmek için son nefesine kadar çalıştı, didindi.
İyi ki vardı.
Ve iyi ki kendisini tanıma şerefine erişenlerden biri oldum…
