AKRAN ZORBALIĞI VE ŞİDDETİ
Yaşadığımız son yüzyılda ülkemizde ve dünyada toplumsal çalkantılar, bireysel ve sosyal depresif olaylar hepimizde şoke edici şaşkınlıklara yol açmaya başladı. Türkiye’de ve dünyada teknolojinin ve iletişimin hızla gelişmesiyle ve buna paralel olarak bu gelişmeye uyum zorlukları insanlığın sosyal çırpınışlarına neden olmakta ve içinden çıkılmaz sorunlar ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; iletişim araçlarının kontrolsüz bir şekilde yoğunlaşması çocuklarda, gençlerde ve yetişkinlerde neyin iyi neyin kötü olduğu karmaşası yaratmaktadır.
Televizyonlarda, sanal alemde dolaşımda ve yayında olan programlar, diziler, filmler vs. insanlarda algı yaratmaya yönelik etkiler bırakmaktadır. Çağımızda reyting canavarı iyi, kötü demeden denetimsiz, filtresiz insanları sömürme aracığı olarak kullanmakta ve toplumsal dengeleri altüst etmektedir.
Basın-yayın organlarında son zamanlarda izlediğimiz, gördüğümüz olağandışı olaylar bireysel ve toplumsal endişelere ve tedirginliklere neden olmaktadır. Bazı yetişkinlerde gördüğümüz rezaletlerin, ahlaki çürümenin etkisiyle gençlerde ve çocuklarda olumsuz yansımaları kendini göstermeye başlamıştır. Bir toplumda büyüklerin ve ebeveynlerin yanlış yaşam biçimleri ve davranışları çocukları ve gençleri karakter ve kişilik olarak yitirmemize sebep olmaktadır.
Ülkemizde ve dünya genelinde toplumsal çarpıklıkların neticesinde çocukların ve gençlerin toplumdışı adli vakaları patlak vermiştir.
Geçen yıl ocak ayında, İstanbul’da Mattia Ahmet Minguzzi’nin 15–16 yaşlarındaki bir grup başıboş çocuk görünümlü katiller tarafından hunharca katledilmesi ülke genelinde infiale sebep olmuştur. Nitekim 2026 yılı ocak ayında benzer bir olay 16 yaşlarındaki Atlas Çağlayan’ın serseri çocuk güruhu tarafından acımasızca bıçaklanarak öldürülmesi bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu son iki çocuk katliamı ve cinayeti işleyen serseri çocuk güruhu toplumumuzda dehşet etkisi yaratmıştır.
Millet olarak vuku bulan bu cinayet ve katliamlar toplum vicdanını yaralamıştır. Hepimizin gerçekleşen bu acı durumlar karşısında durup düşünmemiz gerekir. Bizler bu noktaya nasıl geldik?! Yıllarca televizyonlarda, filmlerde vurdulu kırdılı, mafyavari ve magazin ağırlıklı sorumsuz yayınlarla çocuk ve gençlerde kişilik ve karakter bozukluklarına yol açtık… Büyükler olarak yeni kuşaklara yanlış örnek olduk… Çocuk ve gençleri otokontrol yapmadan başıboş, kendi hallerine bıraktık… Sonuç ortada, bedelini ağır ödüyoruz!…
Bizde güzel bir atasözü vardır:
“Bakarsan bağ, bakmazsan dağ (çorak) olur!”
Bu talihsiz katliamlar karşısında bizlerin başımızı iki elimize alarak düşünmemiz gerekiyor artık…
Biz nerede hata yaptık!…
Vahşi, çocuk yaştaki katiller güruhu tarafından öldürülen masum yüzlü Mattia Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan gibi güzel çocuklarımızın vebali hepimizin boynundadır…
Ne ekersek, onu biçeriz… Rüzgâr eken, fırtına biçer!.. Son zamanlarda patlak veren bu talihsizlikler toplum olarak yılların ihmaller zincirinden kaynaklanıyor tabii ki… Başta toplumsal değerlerin hiçe sayılması, insan yetiştirme, yönlendirme yanlışlıkları, eğitimsizlik gibi olumsuzluklar her yerde ve her zaman başımızı ağrıtıyor, sosyal huzursuzluklar, adaletsizlikler ortaya çıkıyor, olumsuz labirentlerde boğuluyoruz…
Ülke yönetimlerinde “Adalet, mülkün (milletin) temelidir.”
İnsan hayatı hiçbir zaman ucuz olmamalıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Kısasta her zaman hayır vardır” ayeti insan hayatına verilen değeri göstermektedir. İnsan öldürmek en büyük günahtır ve kefareti ağırdır. Evrensel hukukta suçu önleyicilik ve caydırıcılık esastır.
Maalesef ülkemizde ve bazı ülkelerde yasaların yetersizliğinden ve bazı uygulama hatalarından adalet tecelli edememekte, bahsettiğimiz insani mağduriyetler acılar yaşanabilmektedir. Kanunlar güçlüden yana değil, haklıdan yana düzenlenerek toplum vicdanını rahatlatmalıdır.
Yukarıda anlattıklarımızdan bütün bunlardan önemlisi bireysel ve toplumsal insani bilincimizi geliştirmektir. Hepimiz zalimin değil, mazlumun yanında olmalıyız.
Türkiye’de hâl böyleyken Dünya’nın her tarafında da buna benzer toplumsal trajediler maalesef yaşanmaktadır. Örneğin ABD’de çocuk yaştaki eşkıyaların silahla okul baskınları yüzlerce öğrenci çocuklarının katliamına yol açmıştır…
Bunların yanısıra çocukların öldürülmesi, kadınların hunharca katledilmesi insanlık vicdanının aşındığını, toplumsal bilincin ve tepkinin azaldığını bizlere acı bir gerçek olarak göstermektedir.
Ülkemizdeki ve başka ülkelerdeki insan hayatına kasteden insani dramların kökeni teknolojik gelişmelerin kötüye kullanılması, eğitim yetersizliği ve etik kuralların göz göre göre çiğnenmesidir.
Bireysel ve toplumsal trajedilerin önüne geçmek için vakit geçirmeden tüm insanlığın sorumluluklarını ihmal etmeden gereken hukuki, ekonomik, sosyal tedbirlerini etik kurallarla yerine getirmesi dünyanın huzuru için önem arz etmektedir.
İnsanlığın değerleri evrensel olarak hepimiz için yaşamsal öneme sahiptir.
Sonumuz “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” olmaması dileğiyle “Yaşanabilir Bir Dünya” istiyoruz.
Huzurlu ve barış atmosferinde yaşamlar hepimizin olsun.
Çağdaş ve adaletli aydınlık yarınlar umuduyla…
