MÜTHİŞ GAÜNDEM YAPAY ZEKA!.. KÖŞE YAZISI – YILMAZ AYDIN
Ülkemizde ve Dünya’da yapay zekâ, teknolojik gelişmelerle baş döndürücü bir şekilde gündemin baş köşesine yerleşti. Bu gelişmelerle bilinirliği arttı, büyük bir talep gördü ve geniş bir alanda kullanımı yaygınlaştı. En çok kullanım alanı da metin üretimi oldu ve hâlâ oluyor. Söz gelişi yapay zekânın yazım kültürü içerisinde ne kadar kullanılabileceği ile ilgili tartışmalar öne çıkmaya başladı. Esasında bu durum yazım kültürü ile sınırlanmıyor günümüzde… Yenilikleri kabullenmekteki toplumsal direncimizin tarihsel süreç içerisindeki görünen yüzü oluyor tabii ki…
Buradaki esas konu, bilimsel gelişmelerin nasıl olacağını gelin hep beraber tarihsel yolculuk yaparak tespit edelim. Bu yolculuğu yapay zekâ aracılığıyla yapmak bize daha da ilginç gelebilir düşüncesindeyim, ne dersiniz?
Tarihsel yolculukta yapay zekâ platformlarına şu soruyu sorarak başlayalım:
“Selçuklu ve Osmanlı yıllarından bu yana Türk toplumunda teknolojik gelişmelere gösterilen dirençle ilgili bilgiler mevcut mudur?” Verilen cevap; tabii ki mevcuttur. Bu bilgiler ışığında, geçmişten günümüze toplumsal dirençlerin sebepleri; toplumsal ve dini yapı, yasa bağlamı farklılaşma, ekonomik yapı, siyasi yapı, eğitim sistemi, yabancı düşmanlığı, modernleşme karşıtlığı gibi faktörler karşımıza çıkıyor. Ayrıca Cumhuriyet döneminde teknolojik yeniliklere karşı tutumların değiştiği ve yeniliklere daha açık bir tutum sergilendiği “Yapay zekâ” tarafından ifade edilmektedir…
Yapay zekâya bir de şu soruyu sordum:
“Osmanlı döneminde Türk toplumunun teknolojik yeniliklere karşı tutumu nasıldı?” Yapay zekânın verdiği cevap;
“Osmanlı döneminde Türk toplumunun teknolojik yeniliklere karşı tutumu genel olarak dirençliydi. Bu direncin sebepleri arasında toplumsal ve dini yapı, kuşak farkı, sosyo-ekonomik durum, muhafazakâr eğitim sistemi, yabancı karşıtlığı vardır. Ancak, Osmanlı döneminde teknolojik gelişmelere karşı tutumlar homojen değildi ve bazı kesimler yenilikçiydi.” diye bahsediyor Yapay Zekâ…
Bu cevaptan da anlaşılacağı üzere Türk toplumunun yeniliklere karşı net bir şekilde karşı çıkmadığı görülüyor. Gelişmelere karşı çıkanların sebeplerinin sosyo-ekonomik, siyasi, dini, ekonomik ve kuşak farklılıkları olduğu bariz bir şekilde ortadadır.
Şimdi gelelim günümüzdeki gelişmelerin ne durumda olduğunu gözlemleyelim. 2000 yılı öncesi ve 2000 yılı sonrası olarak durumu inceleyelim. Dünyadaki teknolojik devrimin hızla toplumlara enjekte olması, ister istemez yeniliklerin de rekabet açısından benimsenmesini zorunlu kılıyor. Bu gelişmeler de “Yapay Zekâ” kullanımıyla hızla ivme kazanıyor…
Yapay zekâ teknolojisinin özellikle sosyal bilimler için araştırma sürecine sürat kazandıracağı kesindir. Yapay zekânın avantajı, bilimsel araştırmaları daha geniş kapsamlı, verimli, bilimsel özellikleriyle mükemmel hâle getirmesidir.
Örneğin mobilya üretiminde ortaya çıkan yeni teknolojiler, üretim hızını artırdığı gibi üretim sürecini yöneten ustanın önemini daha da ön plana çıkaracağı aşikârdır. Buradan anlayacağımız “Yapay Zekâ”nın da ustanın elindeki teknolojik araçlardan bir tanesi olduğunu yorumlamak olacaktır.
Yapay zekâlardan faydalanırken bir insanın görevi burada başlıyor. Düşünmek ve yaratıcı fikirler üretmek… Artık bir fikrimiz varsa yapay zekâ ile onu hayata geçirmek, daha hızlı, daha az maliyetli ve daha kolay…
Günümüzde dünyada bu güne kadar üretilen bilgi ve ürün miktarından çok daha fazlasının oldukça kısa bir zamanda geçileceği bir “İnovasyon” (yenilik) ve üretim çağı yaşayacağız…
Bu çağa ayak uydurmak için “Yapay Zekâ” konusunda ülkemizde bir farkındalık oluşması önemlidir. İlk iş olarak eğitimle işe başlanmalı, öğretmenlerle meslek içi eğitimlerle işi ele alarak “Yapay Zekâ”nın detaylarıyla eğitim seferberliğiyle bu konuya toplum olarak vakıf olmalıyız. Çünkü çağımız “Bilişim Çağı”dır…
Zamanın gereklerine karşı artık zaman kaybetmeden pozisyon almamız gerekiyor…
O hâlde son söz şu olsun;
Yapay zekâ ve bilişimle, “GELECEK” bizim olsun!
