SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI – Yılmaz AYDIN
Son yaşadığımız yüzyılda akıllı telefonlar ve sosyal medya uygulamalarının hayatımıza girmesiyle insanlar bambaşka bir kişiliğe büründü. Bir zamanlar insanlar dış görünüşüne göre karşılanır, edebiyle ağırlanır, fikirlerine göre uğurlanırdı…
Bu günkü zamanlarda ise beğenilme duygusu, sosyal bir tatmin olmaktan ziyade psikolojik bir alışkanlığa dönüştü neredeyse…
Kendini ifade etme özgürlüğü, kendini kabul ettirme dayatmasına evrildi. Beğenilme arzusu artık sadece bir his, duygu değil de adeta varolma mücadelesi olarak görünüyor. Öyle ki bazı insanlar beğenilmek uğruna farklı ortamları, başarıları, duyguları hatta özel yaşantıları dahi paylaşabiliyor. Salgın gibi bir moda ya da sosyal akım gibi yayılan bu durum, yaşamın her alanını işgal etmiş durumda. İnsanlar artık yaptığı bir iyiliği, aldığı ödülü, hatta yaptığı hataları, kabalığı bile paylaşıyor; “Beni görsünler” diye…
Sosyal medya, beğenilme isteğinin şiddetiyle değerini yitiren insanların yarış arenası oluyor. Herkes görünmek, tanınmak, övülmek istiyor; böylece beğenilme arzusu (narsizm) kendileriyle rezilliğe dönüşüyor…
Neredeyse yaşamın her alanında insanlar “sıradan olma”, “görünmeme”, “beğenilmeme” endişesi taşıyor. Bu öyle bir hâle geldi ki ünlü yazar, akademisyen, sanatçı, gazeteci, siyasetçiler bile bu kaygıyı taşıyor. Esnafı, memuru, çiftçisi, amiri; dindarı, iş adamı,eğitimsizi veya cahili de…
Bugün birçok sosyal medya ağı (Facebook, Instagram vs.) “beğeni” butonlarıyla dolup taşmakta… Kimisi okuldan, camiden, makam odasından, sokaktan, tarladan, dükkândan, fabrikadan vs. paylaşıyor…
Kimisi eşini, çocuğunu, kedisini, köpeğini, anne ve babasını, arkadaşını; kimi gezdiği yerleri, yediği yemeği, bindiği arabayı, evini, balkonunu, çiçeğini meydana çıkarıyor “beğenilsin” diye… Görünmek için, görünür olmak için insanların gözüne sokmak için…
Bazen yaptığı iyiliği, aldığı ödülleri, işlediği günahı bile paylaşıyorlar sadece reyting yapmak için… Hep insanın gözünde olmak, hep sahnede olmak istiyorlar; aktörler gibi gündem olmak istiyorlar, izlenmek istiyorlar…
Başkaları için yaşıyorlar, yaşamın hiç tanımadığı insanları beğenilene indirgerken, hayatını ucuzca satıyorlar.
Geçmiş zamanlarda işte, okulda, özel hayatta takdir edilmek yeterliyken; bu günlerde sosyal medyada bir statüye dönüşmüş durumda… Evlilik, nişan, merasim, vefat, taziye… Hepsinin duyurusu paylaşılıyor; ardından fotoğraflar, videolar peşi sıra geliyor. Resmî kabul ve ağırlama törenleri ardı sıra gösteriliyor. Lüks mekânlardan sokaklara kadar konum bildirme modası yayılıyor…
Gezilen yerler, yenilen yemekler, giyilen kıyafetler, yapılan saçlar neredeyse “nispet edercesine” gösterilir hâle geldi.
En yakınını kaybeden biri bile, acıyı yaşayamadan kabir başındaki görüntüleri bile paylaşabiliyor. Ama beğenilme duygusu bir tatmin olmuyor…
Öyle paylaşımlar da oluyor ki, ahlak, edep ve haya dışı olanlar da var ne yazık ki…
Oysa günümüzde yaşantımızda iyilik de, kabahat de gizli olmalı değil mi? Benim “özelim” diye bir alanımız yok muydu? Mahremiyet en kıymetli hazinemiz değil miydi? “Göze gelirsin” korkusu ile “gözde kalır” endişesi arasında bir incelik olması gerekiyor değil mi?
Şöyle bir düşünelim! Bir sofradan sergilenen bolluk, yoksul birinin acısı olabilir. Sağlıklı bir beden gösteren pozlar, yatağa mahkûm birinin yüreğini yakabilir.
Mütevazilik en büyük makam olmalıdır; kibarlık en büyük saygınlıktır…
Empati, en büyük merhamettir; ahlak, edep ve saygı en büyük markadır…
Oysa paylaşımlar başkasının yükünü hafifletmelidir. Eksikle olanı tamamlamak içindir. Ama bizler, paylaşmayı gösterişe kurban ettik…
Maalesef bu “beğeni çılgınlığı” en ağır insani krizlerde bile kendini gösteriyor günümüzde…
Depremde, pandemide, yangın ve sel felaketlerinde ne yazık ki gösteriş paylaşımları öne çıkabiliyor…
Yaşadığımız şu çılgın çağda gösterişsiz, insani ve empati gibi duygulardan insanların arasındaki pozitif bağları, dayanışmayı öne çıkaran paylaşımlar ve çağrışımlarla insanlığın yüce değerlerini öne çıkarmalıyız ki “insanlık ölmesin!”
İşte hakiki büyüklük budur. Gösterişsiz, samimi, gizli ama en büyük, en önde…
Doya doya insanlığımızı yaşayacağımız özlem dolu gelecek dileğiyle…
