Şuhutlu bir milletvekili…
Önümüzdeki genel seçimlerde Şuhutlu bir milletvekili hedefi gerçek olur mu? Bir kez Şuhutlu bir Bakan oldu ise bir daha olması yasak mı? Av. Refik Başyılmaz’ın yarım asırlık hayali ile 1969-70 yıllarına ait bir kaç gazete nüshasına dair bir inceleme yazısı…
Devrin münevveri : Av. Refik Başyılmaz
VE ŞUHUTLU BİR VEKİL
Gazeteci, araştırmacı – yazar, hukukçu, sporcu, devrimci ve saymakla bitmeyecek pek çok ünvanı ile devrin yaşayan en kıymetli münevverlerinden bir tanesi Av. Refik Başyılmaz.
Gerek ara ara Şuhut Anayurt’ta yerel basın tarihi hakkında çıkan haberler, gerekse Şuhut’un bana göre en önemli tarihçisi Tarık Özaşkın’ın köşe yazılarından okuduğum Şuhut Bozkurt’un Sesi Gazetesi’nin iki nüshasını inceleme imkanım oldu. Yazılan haberleri, köşe yazılarını atlamadan tek tek ve keyifle okudum ve gazetenin sahibi ve mesul müdürü Av. Refik Başyılmaz’a hayran oldum. Öyle ki; gazete kullandığı dil ile okuyucuyu haberdar etmekle kalmıyor, aynı zamanda eğitiyor. 1969-70’li yıllara ait bu gazete nüshalarınındili, bugünkü gazetelerin hiçbirisinde yok. “Bu adamlar neden öldüler?” başlığıyla duyurulan bir haberin giriş cümlesi şu şekilde; “Ortada müthiş bir gerçek var.” Bu girizgah öyle alalede bir girizgah değil, zira o cümle, başlığı okuyup meraklanan okuyucuyu daha da meraklandırıyor ve metnin son cümlesine kadar taşıyor. Oysa bugün bırakın yerel gazeteleri, ulusal gazetelerde dahi malesef böyle bir anlatıma rastlamıyoruz. Ulu Önder bir vecizesinde “Basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.” ifadeleri ile basının önemine dikkat çekmiştir. İşte Ulu Önder’in dikkat çektiği basını ilçemizde bana göre en iyi temsil eden Av. Refik Başyılmaz’dır. Bilhassa güç olma ünvanının yanı sıra mektep ve rehber olma vazifesini başarmış, dolayısıyla da Refik Başyılmaz Atatürk’ün bu vecizesinde vurguladığı ünvanlara mazhar olmuştur.
25 Mayıs 1970 tarihli Şuhut Bozkurt’un Sesi Gazetesi’nin 1.sayfasında ‘Fakir Toplumların Geleceği’ başlığıyla kaleme alınan başyazı; bugün için dili itibarıyla biraz ağır kaçsa da (zenginliğinden ötürü) toplumun refahı ve yaşam kalitesinin artmasını muhteşem bir anlatımla hedefleyen, öngürüleri ve çözüm önerileri ile anlatan müthiş bir yazıdır. Bugün 50-60 farklı kelime kullanarak günü tamamlayan bizler, böyle zengin ve göze/kulağa hoş gelen yazıları anlamakta zorlanabiliyoruz. Toplumumuz için her kelimesi haklı bu yazı; bugün de malesef geçerliliğini korumaktadır. Çünkü umumi gelişmeler dışında ne şehrimizde ne toplumumuzda bariz bir gelişmeden söz etmek zor. Kıymetli büyüğüm Avukat Refik Başyılmaz’ın bu yazısını aşağıdaki satırlarda aynen nakledeceğim. Ancak yazıma biraz daha ‘basın’ konusundan devam etmek istiyorum. Başyılmaz’ın yayımladığı gazetelerde genel olarak dikkatimi çeken husus yapıcı bir dil ile muhalif bir politika izlemesidir. Örneğin yine 23 Mayıs 1969 tarihli sayıda Şuhut Belediyesi’ne ait bir iş makinasının uzun süredir arızalı olmasına değinen “Grayder Yatıyor” başlıklı haber dikkatimizi çekiyor. Yani iktidarın veya idarecilerin hoşuna gidecek şeylerden ziyade toplumu ilgilendiren konulara değinmesi bir kağıdı basın veya gazete yapar.
Aynı tarihli gazetede ‘seçimler yaklaşırken’ başlıklı haberde; milletvekili seçimlerinde sandığa gidildiğinde Şuhutlu bir adayın olması gerektiği, ilçe olarak bu adayın desteklenmesi gerektiğine dikkat çekilerek; Emirdağ, Bolvadin, Dinar ve Çay’ın birer aday tespit ettiği ve bunları destekleyeceği bildiriliyor.
Gerçekten şu yazının doğruluğuna, geçerliliğine bakar mısınız?
Prof. Dr. Veysel Eroğlu hocamızdan sonra (kendisinden Allah razı olsun) ilçemizin Ankara’da gözü, kulağı sesi olacak bir kişi malesef gelmemiştir. Gerçekten bugün Dinarlı, Bolvadinli, Emirdağlı politikacılar il siyasetinde çok aktiftirler ve hatta Milletvekillerimiz sayın Av. Ali Özkaya Dinarlı, Mehmet Arslan Sandıklılı, Mehmet Taytak Bolvadinli, Av. Hakan Şeref Olgun Çaylıdır.
Elbette onlarda Afyonkarahisar’ın evlatlarıdır. Fakat biz tıpkı Av. Refik Başyılmaz’ın arzuladığı gibi Afyonkarahisar’da bir milletvekilinin de Şuhudun evladı olmasını istiyoruz. Peki Bolvadin, Sandıklı, Dinar gibi ilçeler neredeyse her dönem milletvekili çıkartırlarken biz Şuhutlular neden seçilme ihtimali olan bir sıradan aday bile çıkartamıyoruz? Bizim bu kentlerden eksiğimiz nedir? Bunu biraz tartışmak gerekir. Nüfus derseniz sadece bununla izah edilmez. Zira kütükte kayıtlı olduğunuz yere göre nüfusa bakıldığında Şuhut’un nüfusu bu ilçelerden geri kalmaz. Pekala ilçemiz nüfusu 35-40 bin bandına sıkışmış olsa da; Afyonkarahisar il merkezinde hatrı sayılır bir miktarda Şuhutlu vardır. Onları da geçtim tüm partiler Sandıklı, Dinar ve Bolvadin’in oyunu kazanma yarışına düşmüş iken yine her seçim buralardan aldıkları oylarda bariz bir artış olmamaktadır. Yani belirlenen adaylar partilere sanıldığı gibi bu ilçelerde oy patlaması yaşatmamaktadır. O halde partilerin genel merkez idarecilerinin Afyonkarahisar’da aday belirlerken bu hususa dikkat çekmesi gerekir. Partilerin Şuhut’taki ilçe başkanları da aday adaylığı sürecinde Şuhutlu adayları teşvik etmelidir.
Ben Ak Parti, MHP, CHP gibi partilerde artık Şuhutlu adaylar görmek istiyorum. Şuhutlu bir adayın Afyonkarahisar’ın hakkını iyi savunacağını düşünüyorum. Bugün Şuhut’un herşeyden çok böyle bir politik mevkiye ihtiyaç duyduğunu da bizzat görüyorum.
Şuhutlu kardeşlerimizi, büyüklerimizi de bu yola başkoymaya davet ediyorum. Aslında aklımda bir kaç isim de var ama bunları biraz daha genel seçim atmosferinde dilek getirmek daha doğru olacaktır. Av. Refik Başyılmaz gibi kendi siyasi devrinde kıymeti bilinmeyen, münevver isimleri de siyasi takıntılar uğruna küstürmememiz ve hatta mümkün olduğunca partisine bakılmadan desteklememiz gerektiğini düşünüyorum. Av. Refik Başyılmaz’ın yazım hayatını sadece bir eser ile (Her Yönüyle Akamas’ın Şehri Şuhut kitabı – 1982)noktalamış olması da ayrı bir yazı konusu. Esasen daha ses getirecek eserler kaleme alabilecek kabiliyetteki bu büyüğümüz umuyorum bir eseri daha bizimle buluşturur.
Değerli büyüğümüz Av. Refik Başyılmaz’ın kendisine afiyetler diliyor; sizleri 25 Mayıs 1970 tarihinde yayımlanan “Fakir Toplumların Geleceği” başlıklı yazısı ile başbaşa bırakıyorum:
BAŞYAZI
“Fakir Toplumların Geleceği”
Bir yaşama düzeyine erişmiş cemiyetlerde teessüs eden nizamın yeterli olabilmesi fertlerin iradi rıza ve idarecilerinin liyakat ve ahlaki temayüllerine göre değişmektedir.
Toplumlardaki alternatif güçlerin halktan yana olması ve nizamı halkın selamatine çalıştırmak istemesi iyi bir emeldir. Fakat gelişen toplumlarda bilhassa az gelişmiş ülkelerde zaman içinde ortaya bir takım huzursuzluklar çıkar. Bu huzursuzlukların nedenleri çeşitlidir.
1-Halkın çoğu cahil olduğu için bir milli birlik ve milli ittifakının teessüsü zordur. Hatta yoktur denilebilir.
Medeni toplumların aksine az gelişmiş ülkelerde gerek milli ve gerekse mahalli fikir birliğinin olmayışı, mahalli idare huzursuzluklarını doğrurur. Bir defa baskı gurubu olarak halk, idare üzerinde gerekli harici denetim olanaklarına gereğince sahip değildir. Saniyen halk tabir caizse uyur gezerdir. Bütün ümitlerini merkezi hükümete bağlamıştır. Böyle toplumlarda mahalli fikir yokluğ; halkı (biz) ve (onlar) şeklinde bir ayrıma itmektedir. Neticede toplumun refahı için, halk için ve halka dönük fikir reaksiyonları tepkiyle karşılanır.
2-Milli Cehaletin yenilmesi hususu:
Hangi şekilde halli bir plan ve program mesleesi olmakla beraber keza bu devrimde gene kuvvetli bir merkezi hükümetin görevidir, milli çıkarlara göre ayarlanması lazımdır.
3-Sanayi İnkılabı:
Az gelişmiş ülkelerin çoğunda girişilen ve idarel olan neticesine pekte kolay ulaşılmayan bu devrimde gene kuvvetli bir merkezi hükümetin görevidir. Yeterli milli sermaye olmayışı bu gibi ülkelerde hükümetleri zecri tedbirler olmaya zorlayacaktır. Zaten göz önünde tutulması icabeden bir husus vardır ki; bir milletin nesli olağanüstü fedakarlık ve zahmetlere katlanmadıkça gelecek nesillerin refahı ve saadete erişmesi müşkildir.
4-Muhalefet ve iktidar çekişmesine gelince;
Az gelişmiş ülkelerde hükümetlerin muhalefete itimatsızlığı aşikar olup muhalefete bir kısım vatandaşların siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için ortaya çıkan amme menfaatlerine hadim bir kuruluş gözüyle bakılır. Ufak partiler müstesna bu gibi toplumlarda iktidar, ekseri iki kuvvetli iki partinin hizipleşmeleriyle adeta bir ring ödülü halini alır.
5-Antidemokratik örf ve adetlerin mevcudiyeti;
Az gelişmiş ülkelerde herkesin malumu olduğu üzere çeşitli sahalarda yolsuzluk haberleri duyulur, gizlilikten bahsedilir. Bazı sırların açıklanması bazılarını isyankar yapar.
Yukarıdaki izahlar ışığında denilebilir ki;
Fakir, cahil kitlelerin çoğunluğunu teşkil ettiği milletlerde milli birlik ve beraberlik içerisinde başta sanayi devrimi ve sair devrimler gerçekleştirilmedikçe bir çok huzursuzluklar sürüp gidecek ve toplum bir istikbal endişesi ile karşı karşıya kalacaktır. Herkes birbirinden aynı şeyleri soracak fikri birlik sağlanmadıkça bir fasid daire içerisinde zaman geçecek ömürler tükenecektir.
Bir yazar (D.Spitz) : “Az gelişmiş ülkelerde; asıl tehlike, kitlelere devanın siyasi partilerin ve menfaat gruplarının; kitlelere hityap eden ve onları sürükleyen çeşitli vasıtaları çeşitli sosyal, iktisadi, siyasi müeyyideler uygulayarak, akıllı ve kendi kendini muktedir olan sokaktaki vatandaşın zihninin çelerek ve hücumlarını günden güne arttırıp şiddetlendirerek onda muhafazakar fikir ve davranışlar yaratmaya çalışmalarıdır” der.
Hakikaten doğrudur.
Zaman içerisindeki huzursuzluklar bir tarafa yaşayan insanlar olarak bu memleketin evlatları isek hakikaten bu devletin yükselmesini istiyorsak her şeyden önce çalışmalıyız.
Milli birlik ve beraberliğin şuuruyla hareket etmeliyiz. Haksızlığa ve yolsuzluğa karşı uyanık olmalıyız. Mahalli toplumlar olarak herşeyi devletten beklememeliyiz. Zira idealde samimiyetlerimizin derecesi vereceğimiz eserler ve sosyal davranışlarımızla ölçülür. Saygılarımızla.”
