Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada ve basın-yayın organlarında yayınlanan, “öğretmene zorbalık” rezaletini içimiz sızlayarak izledik. Ankara'da bir Anadolu Lisesinde öğrencileri derste eğitimi bırakmış, fizik öğretmeniyle dalga geçerek, eziyet ederek sınıf ortamında skandal görüntülerle aslında ağlanacak halleriyle terbiyesiz ve saygısızlıklarıyla ayyuka çıkmışlardır.
Hepimizin bu görüntüleri izlerken yaptıkları rezillik şovu elbette bir yaptırımın olması gerektiği aşikârdır. Sadece öğrenciler değil, sistemin ve bu sistemin bileşenleri de bu kabul edilemez sonuçtan sonuna kadar sorumludur. Başta eğitim sisteminin yöneticileri, aktörleri buna sebep olarak toplumda huzursuzluğa neden olmaktadırlar.
Değerli okuyucularımız, elbette eğitim önce ailede başlar. Ebeveynler çocuğun terbiyesini, ahlakını, ilk kültürünü ihmal etmeden vermek ve yetiştirmek zorundadırlar. Çocuk yetiştirmek, büyütmek maharet ister, özen ister, emek ister…
Nasıl ki mühendisler bir binayı inşa etmeden önce, binanın temelleri ve zeminini sağlam bir şekilde etüt etmeden kesinlikle inşaata başlamazlar. Binanın temeli sağlam olsun ki, bina da çok sağlam inşa edilebilsin…
Gelin ortaya saçılan bu rezilliklerden dolayı iğneyi kendimize batıralım, çuvaldızı yemeği değil…
Biz bu noktaya nasıl geldik? Son milenyumlu yıllarda bütün değerlerimizi ayaklar altına alarak...
Küçükler büyüklere saygıyı yitirerek… Büyükler küçüklere sevgiyi esirgeyerek… Toplumsal bağlarımızı zayıflatarak… Gelenekleri, örf ve adetlerimizi ihmal ederek…
Bu olumsuzluklar çığ gibi büyüterek bugüne geldik.
Ne ekersek, onu biçiyoruz… Rüzgâr eken, fırtına biçer!
Kayıp neslin sorumlusu bizleriz! Masum değiliz, hiçbirimiz. Böyle gelmiş, böyle gider anlayışı toplumu çürütüyor, değerlerimizi aşındırıyor. Farkında mısınız? Binmişiz alâmete, gidiyoruz hep beraber kıyamete…
Sadece eğitimdeki hep beraber izlediğimiz utanç verici görüntüler değil, yaşamın her alanında kepazelikler gün geçmiyor ki karşımıza çıkmasın.
Ahlâksızlık bir ur gibi toplumun her tarafını sarmaya görsün; felaketlerle karşılaşmamız kaçınılmazdır.
Okullarda, evlerde, işyerlerinde velhasıl her yerde yayılan bu olumsuzluklar bizlerde üzüntü ve endişe yaratıyor.
Ben, sen, o, biz, siz ve onlar… Hepimiz bu negatif durumların müsebbibiyiz.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” egoistliği ve aymazlığı, insanlık onurunun ve ahlakının en büyük düşmanı ve zehridir. Bu ahlaksızlık ve onursuzluk eninde sonunda, bugün bana, yarın sanadır.
Toplum olarak hepimizin gözünün önünde yaşanan vahim ve üzücü, endişe verici görüntülerden ders almamız gerekiyor. Öğretmene, büyüklere yapılan saygısızlık, küçüklere yapılan zorbalık ve eğitimdeki seviyesizliklerden arınmak ve kaçınmak önemli tedbirler almayı, bizlere artık dayatıyor.
Birinci ve en önemli sorumluluğumuz, çocukları; özellikle de ahlaklı bireyler olarak yetiştirerek üzerine düşmemiz gerekiyor. Bilhassa çocuk yetiştirmek, ebeveyn sanatıdır. Çocuklara rol-model olarak iyi bir örnek olmamız şarttır.
İkincisi, eğitim sisteminin çarpıklıklarını gidermemiz gerekiyor. Zorunlu eğitimin düzenlenerek eğitimi isteyen ve istemeyen olarak kesintili uygulanması, verimli ve sağlıklı okullar olması açısından elzemdir. Bilgili ve yetenekli olanların sürekli ve kesintisiz eğitimini teşvik edilerek maddi ve manevi desteklenmeli, çağdaş geleceğimiz teminat altına alınmalıdır. Eğitimi istemeyen ve isteksiz gençler de ara eleman olarak yetiştirilerek verimli bireyler olarak değerlendirilmelidir.
Eğitimci olarak 31 yıllık gözlemimden edindiğim izlenim; 5+3+3 sistemine yönelerek, verimsiz ve hantal eğitim sisteminden arınarak, yenilenerek, niceliğe değil niteliğe önem vererek eğitimde kaliteli yapılanmaya gitmemiz naçizane önerimdir.
Ayrıca bir de eğitimde sağlam temeller edinmemiz için anaokullarına önem ve öncelik vermemiz kaçınılmaz olmalıdır.
Eğitimde ana amacın insan kalitesini her yönüyle yükseltmek olduğundaki tüm olumsuzlukların bataklığı kurutulabilsin…
Son yüzyılda toplumsal yozlaşmaların, ahlaksızlıkların, çürümüşlüklerin önünün alınabilmesi için hepimizin kendine gelmesi, aklını başına alması zorunluluğu doğmuştur.
Olumsuz toplumsal dramların bizleri “Bumerang” gibi geri dönüp hedef almasının önüne geçmek; küçükten büyüğe hepimizin boynunun insanlık borcudur.
Esenlikler dileğiyle…