YILINDA ŞUHUT’TAN KOCATEPE’YE ZAFER YOLU YÜRÜYÜŞÜNÜN ÖYKÜSÜ
Bu yazıda, Şuhut ilçesinin Çakırözü köyünden başlayıp sabaha karşı Kocatepe’de son bulan ve aradan geçen 22 yıl içerisinde gelenekselleşen Zafer Yolu Yürüyüşü Projesi’nin hayata geçiş sürecinden söz etmek istiyorum. Dolayısıyla bu yürüyüşün amacından ve altyapısını oluşturan çalışmalardan başlayarak giriş yapmak yerinde olacaktır. Projenin başlangıç noktası ve aynı zamanda önemli bir unsuru olan Şuhut Atatürk Evi’nin öyküsü ayrı bir yazı konusu olarak ele alınmıştır.
[1] Bu yazıda da projeyle ilgisi oranında Şuhut Atatürk Evi’ne ve Gazi Paşa Anıt Çeşmesi’ne zaman zaman değinilmiştir. Sözü edilen yazı internet ortamında da yayımlanmıştır. Afyon’da (Afyonkarahisar) valilik görevine 14 Şubat 2003 tarihinde başladıktan sonraki günlerde Şuhut ilçesine gidişimin esas nedeni; 1999 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırıldığı hâlde hiçbir çalışma yapılmayarak olduğu gibi bırakılan ve giderek yıkılacak hâle gelmiş olan Hacıvelioğlu Konağı’nı görmekti. Daha sonraki zaman dilimi içinde Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi (Atatürk Evi) olarak projelendirilen Hacıvelioğlu Konağı’yla ilgili yerel basında çıkan olumsuz haberler üzerine, bu metruk yapıyla ilgili olarak Kültür Bakanlığı nezdinde gerekli görüşme ve girişimleri yaptım. Daha sonra da basında sürekli olarak çıkan haberlerin mahiyetini anlamak ve sorunu yerinde incelemek üzere Şuhut’a gittim. Çökme aşamasına gelmiş olan Konağı gezdikten sonra, dedemden çocukluk yıllarımda dinlediğim ve onun askerlik anılarından belleğimde kalan eski bir camiyi görmek istedim. Dedem Uzun Çapan, Büyük Taarruz öncesi İsmet İnönü’nün Kurmay Başkanı Asım Gündüz’ün emrinde muhafız er olarak askerlik görevini yapmış. Dolayısıyla askerlik anılarını anlatırken Büyük Taarruz öncesi ileri karakol konumunda olan Şuhut’a geldiklerinde içinde geceledikleri camiden de söz ederdi. Çocukluk anılarımda yer edinen bu caminin hangisi olduğunu merak ettim. Beraberimde bulunanlara, “Bu caminin hangisi ve nerede olabileceğini” sordum. Camilerin tarihi geçmişini dikkate alan ilçe kaymakamı ve diğer yerel yetkililer, “Şuhut Ulu Cami olabileceğini” söylediler. Camiyi görmeye gittik. Camiyi gördükten ve incelemeyi bitirdikten sonra Vilayete dönmeyi düşündüğüm sırada araç şoförü Ali İhsan Şahin, “Ordumuzun, Kocatepe’ye hareket etmeden önce konuşlandığı yer olan ‘Çadırlı Ordugâh’ı görmek ister misiniz?” diye sordu. Böyle bir yeri ilk kez duyuyordum. “İyi olur.” dedim. Bu öneri üzerine “Çadırlı Ordugâh” adıyla anılan yere gittik. Araziyi enine boyuna gezdikten sonra, hazır gelmişken yakınlarda bulunan ve Kocatepe yamaçlarındaki Çakırözü köyünü de ziyaret etmek istedim. Köy meydanında bir süre oturup köylülerle sohbet ettikten sonra, “Köyden Kocatepe’ye çıkılıp çıkılamayacağını” sordum. “Beş yüz metre daha araçla gidilebilse de daha ileriye gidilemez,” yanıtını aldım. O anda ne düşündüm bilmiyorum; ama bu durum bir sorun olarak belleğimde ilk kez bu şekilde yer etmiş oldu. İlçeden ayrıldıktan sonraki günlerde Çakırözü köyünden Kocatepe’ye giden patika yolun araçlarla gidilebilecek standart bir yol olarak açılıp açılamayacağını, dolayısıyla Şuhut Atatürk Evi ile Kocatepe arasındaki irtibatın karayolu standardında sağlanıp sağlanamayacağını araştırmaya başladım. İldeki uzmanların görüşlerini aldım. Açılması düşünülen yol, tarihi ve doğal sit alanı içinde kaldığı için, öncelikle yolun geçiş güzergâhıyla ilgili bir proje hazırlatılıp Eskişehir Koruma Kurulundan izin alınması gerekiyordu. Ayrıca bu yol açma işi ani bir gelişme sonucunda gündeme geldiği için 2003 yılı bütçesinde ödenek de bulunmuyordu. Bu nedenle Kocatepe yolunun açılması işini bir sonraki yılda değerlendirmek üzere erteledik. Öncelikli proje “Şuhut Atatürk Evi” olduğu için 2003 yılı çalışma programı içerisinde bu işe ağırlık verildi. Valilikçe, Şuhut Köylerine Hizmet Götürme Birliğine aktarılan ödenek ve ilden sağlanan teknik personel desteğiyle 2003-2004 yıllarında Şuhut Atatürk Evi, 2005-2006 yıllarında da Zafer Yolu projeleri “emanet usulüyle”, araya yüklenici girmeksizin gerçekleştirildi. Atatürk Evi’nin restorasyonu Kaymakam İhsan Kara tarafından, diğer işlerin tamamı da daha sonra göreve gelen Kaymakam Bilal Şentürk’ün yetki ve sorumluluğunda gerçekleştirildi. Zafer Yolu’nun açılmasının arka planını kısaca böyle ortaya koyduktan sonra, sıra 2005 yılının 25 Ağustos’unu 26 Ağustos’a bağlayan gecesinde, 00.30’da başlatılan ve gelenekselleşen Zafer Yolu Yürüyüşünün amacına, projenin önemine ve geleceğine ilişkin görüş ve düşüncelerin açıklanmasına gelmiş oldu. Öncelikle projeye esin kaynağı olan Büyük Taarruz öncesi genel duruma ve bu çerçevede Şuhut’a kısaca göz atalım. Büyük Taarruz öncesinde Akşehir’de konuşlandırılmış bulunan Kuvayımilliye Karargâhı, 24 Ağustos’ta bu kasabaya nakledilmiş ve 26 Ağustos’ta Kocatepe’ye taşınmıştı. Bu günlerle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, 1927 yılında TBMM’deki söylevinde şöyle demektedir: “24 Ağustos 1922’de karargâhımızı, Akşehir’den taarruz cephesi gerisindeki Şuhut Kasabası’na getirdik. 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan savaşı idare ettiğimiz Kocatepe’nin güneybatısındaki Çadırlı Ordugâha naklettik. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de hazır bulunuyorduk. Sabah 05.30’da topçu ateşimizle taarruz başladı.” Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere o tarihteki Şuhut kasabası ve halkı, Afyonkarahisar topraklarının önemli bir kısmı Yunan işgali altındayken Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularına, Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa ve maiyetine ev sahipliği yapmıştı. Dolayısıyla Şuhut, Büyük Taarruzdan önceki son duraktı ve Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir role sahipti. Mustafa Kemal Paşa’nın, gece 00.30’da Kocatepe’ye çıkmadan önce konuk edildiği ve son kez araziyi gösteren haritaları incelediği Hacıvelioğlu Konağı, onu konuk eden 7 evden birisidir. Bu özelliği nedeniyle harap olmuş yapının tümüyle yıkılmasını önlemek amacıyla ve Cumhuriyetimizin 80. yılı münasebetiyle Valilikçe, kültürel amaçlı kullanım karşılığında restore edilmek üzere Kültür Bakanlığından devir alındı. Kullanım hakkı İl Özel İdaresine devredilen Konağın restorasyonu, emanet usulüyle 2003 yılı içerisinde tamamlandı. Tarihi konakların tefrişi konusunda uzman olan Şefika Gören’in yaptığı fahri danışmanlık esas alınarak bilimsel ölçütlere göre konağın tefrişi yapıldı. Konağın bu özgün tefriş düzeni, aradan 20 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu karakterini büyük ölçüde korumuştur. Ancak bu genel düzenlemeyle uyumlu olmayan ve sonraki yıllarda eklenen bazı malzemelerin varlığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Örnek vermek gerekirse: Mustafa Kemal Paşa’nın kaldığı odada bulunan ve 1922 yılında mevcut olmayan araç-gerecin kaldırılması yerinde olacaktır. Bu gereksiz malzemeler (daktilo, telefon, büst vb.) dikkate alınmaz ise özenle yapılan düzenleme ve tefriş büyük beğeni toplamaktadır. Yeri gelmişken Şuhut Kaymakamları İhsan Kara ve Bilal Şentürk’ün, Kültür Müdür Yardımcısı Nermin Avşar’ın ve Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Erol Avcıoğlu ile ahşap işleri öğretmeni Hüseyin Yerlikaya’nın olağan üstü çabalarına değinmek isterim. Yapılan işler ve uygulamayla ilgili beğeni durumunu, internet üzerinden yapılan yorumlardan izlemek mümkündür. Konağın tarihiyle bütünleşen Kuvayımilliye Panoramasını oluşturan tablolar, güzel sanatlar alanında Yetkin üniversite olan Mimar Sinan Üniversitesi Rektörlüğü ile yapılan görüşmeler sonucunda uygun sayılabilecek bir ücretle sipariş edildi ve Prof. Dr. Aydın Ayan atölyesinde yapıldı. O yıllarda Rektör Yardımcısı da olan Aydın Ayan, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rahmi Aksungur ve atölyede görev alan öğretim üyeleri Şuhut’a gelerek inceleme yaptılar.
Bu incelemeye bizzat katıldım. Mahallinde yapılangörüşmelerle, yapılmasına karar verilen tabloların yerleştirileceği mekânlar belirlendi.Tabloların yerleştirileceği alanların düzenlemeleri ve tabloların hazırlanması çalışmaları başlatıldı. Böylece üç aşamalı bir çalışma sonunda Atatürk Evi projesi tamamlandı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyeleri tarafından yapılan sanatsal çalışmalar, “Sanat Çevresi Dergisinin 2004 yılının kasım ayında yayımlanan 313. sayısında Sanat Eleştirmeni Ümit Gezgin tarafından, “Aydın Ayan ve Kurtuluş Savaşı Destanının Resimsel Estetiği” (Sayfa:24-27) ve Başak Bugay’ın, “Taarruza Yürüyenler” başlıklı yazılarında fotoğraflarla anlatılmıştır.
(2) Bu çalışmalar sürdürülürken 2006 yılının Atatürk’ün 125. doğum yılı olduğu göz önünde bulundurularak onun adına Kocatepe yolu üzerinde “Gazi Paşa Anıt Çeşmesi” yapılması planlandı. Hazırlanan proje 2006 yılı temmuz ayı itibarıyla tamamlandı. Projesindeki resmî adı “Gazi Paşa Çeşmesi” olsa da sonraki yıllarda halkımız bu çeşmeyi “Atatürk Çeşmesi” olarak adlandırdı. Bu da güzel bir seçimdi, çünkü halk böyle uygun görmüştü. Anıt çeşmenin üzerinde yer alan kadın ve kağnı figürü, Kurtuluş Savaşı’nın simgelerindendir. Millî Mücadele’yi anlatan şiir ise Afyonkarahisarlı Milletvekili ve Şair Osman Attila’ya aittir. Çeşmenin ustası ve işçileri de bu şehrin insanlarıdır.
Ayrıca çeşmede kullanılan doğal taş ile dikilen çınar ağacı da yöreseldir. Uygulanan projeye Afyonkarahisar dışından katılan tek kişi, projenin sahibi ve uygulayıcısı Mimar Turan Ertuğrul’dur. Turan Ertuğrul, 2003-2007 yılları arasında Afyonkarahisar’da bulunan birçok tarihi ve kültürel varlığın restorasyonunda alın teri ve emeği olan bir isimdir. Her ne kadar kendisine bir Şube Müdürlüğü kadrosunu dahi almak mümkün olmasa da Zafer Yolu’nun açılmasıyla ilgili fiziki çalışmalara dönecek olursak: Şuhut ilçesinin Çakırözü köyünden Kocatepe’ye ulaşımı sağlayan 14 km’lik bu yolun dağlık kesime isabet eden 13 kilometrelik ilk kısmı, 2005 yılında Afyonkarahisar İl Özel İdaresinin ödenek, araç ve personeli kullanılmak suretiyle stabilize yol olarak hizmete açıldı. Asfaltlama işi ise 2006 yılının temmuz ayında yapılarak hizmete sunuldu. Kuşkusuz ki yol iyileştirme ve çevre düzenleme çalışmaları daha sonraki yıllarda da devam ettirildi. Geçen zaman içinde daha da kaliteli ve standart bir yapıya kavuştu.
Örnek vermek gerekirse yol güzergahında Veysel Eroğlu’nun Çevre ve Orman Bakanlığı döneminde çevre düzenlemeleri yapıldı ve yola sıcak asfalt dökülerek standart hâle getirildi. Üç projenin tamamı için yaklaşık olarak 3 yıldan fazla bir zaman ve bu yıllarda güncellenen yeni para birimiyle rayiç değerler üzerinden 3,5 milyon YTL ( 3,5 trilyon TL) civarında kaynak kullanılmıştır. Harcamaların tamamı yerel yönetim bütçesinden, yani Afyonkarahisar İl Özel İdaresi bütçesinden karşılanmıştır. Zafer Yolu’nun altyapısının tamamlanmasını takip eden ve ilk kez 2005 yılında düzenlenen; ayrıca ulusal düzeyde katılımı öngören “Zafer Yolu Yürüyüşünün” gelenekselleştirilmesi ve bu yürüyüşte sivil niteliğinin ön planda olması düşünülmüştür. Yürüyüş; Afyon Kocatepe Üniversitesinin koordinasyonunda, ülke genelindeki üniversite gençliği ve halkın katılımıyla ilk defa 2005 yılının 25 Ağustos gecesi Çakırözü köyünden başlatılmıştır. Yol güzergâhının yeni açılması ve asfaltlama işine zaman kalmaması nedeniyle ilk yürüyüş stabilize/ham yolda yapılmıştır.
2006 yılındaki ikinci yürüyüş ise, asfalt zeminde geniş bir katılımla gerçekleştirilmiştir. Zafer Yürüyüşünün ilk ikisi benim görev dönemimde yapılmış olan yürüyüşlerdir. Çakırözü köyünden 00.30’da yürüyüşü başlattıktan sonra vali olarak benim görevim biterdi. Bunun bir devlet programı değil, sivil etkinlik olmasını istiyordum. Düşman işgaline karşı direnişi başlatıp son derece güç koşullarda, iç ve dış düşmanlara rağmen adım adım yurt çapında örgütlenmeyi sağlayan ve birçok cephede zor mücadeleleri zaferle taçlandırarak Şuhut’a gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları, onun Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayımilliyenin önder kadrosu; 25 Ağustos’ta bu ilçede konuk olmuşlar ve yukarıda öykülemeye çalışılan vadiyi ve patikaları kullanarak zafere doğru ilk adımı atmışlardır. Zafer Yolu olarak adlandırdığımız bu yol; Büyük Taarruz öncesindeki gecede ordumuzun ve savaş araçlarının olumsuz doğa koşullarına rağmen ve hangi özverili çabalarla Kocatepe’ye çıkartıldığının anlaşılması açısından önemlidir. Yolun geçtiği vadiyi görmeden, toplamı 19 kilometre olan ve 14 kilometresi dağlık olan bu güzergâhtan sevk edilen askerlerin karşılaştıkları zorlukları ve savaş araç-gereçlerinin naklindeki güçlüğü anlamak ve anlatmak kolay değildir.
Üstelik bu zor yolculuk, atların ayaklarına keçe ve kağnıların tekerleklerine ot sarılarak sessiz ve özenle gerçekleştirilmiş, güç koşullardaki bir süreci içermektedir. Afyonkarahisar’da göreve başlayışımın ilk haftasından başlayarak 3 yıldan fazla bir süreyi kapsayan çalışmalarla, bu çetin coğrafyada gerçekleştirilmiş bir savaşın ve bu savaşın karargâhı ile savaş alanlarının halkımız tarafından görülmesi amaçlanmıştır. Şuhut’ta ilk defa gerçekleştirilen bu projelerle yurttaşlarımızın ve gençliğimizin bundan böyle ve özellikle de her yıl 25 Ağustos’ta, TBMM ordularının izlediği güzergâhı yürüyerek tanıması amaçlanmıştır.
Çakırözü köyünden saat 00.30’da başlatılan ve gelenekselleşmesi düşünülerek planlanmış bu yürüyüş; Türk Ulusunun bağımsızlığı ve özgürlüğü uğruna çekilen bunca zahmeti, gösterilen özveriyi anma ve anlama yürüyüşüdür. Kocatepe’ye yürüyerek ulaşma programı çerçevesinde planlanan gece yürüyüşünün başlamasından önce Şuhut merkezinde ;halka, dışarıdan gelen konuklar ve ildeki sivil ve asker kamu görevlilerine Afyon Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğretim üyesi Servet Yaşar ve öğrencileri tarafından iki yıl üst üste müzikli eğlence programı düzenlendi. Gece 00.30’da Çakırözü köyünden yürüyüşe katılanlara, saat 04.30 civarında Kocatepe’ye ulaştıkları zirveye yakın noktada kurulan askerî çadırlarda hazırlanan çorba ikram edilmesi gibi güzel bir uygulama da başlatıldı.
Tan yeri ağarırken Kocatepe’de ;2005 yılında Fahir Atikoğlu, 2006 yılında ise Tuluğhan Uğurlu tarafından piyano resitali verildi. Ayrıca günün anlamına uygun oyunlar ve müzikal programlar sahnelendi. Böylece Valilik, Üniversite, Belediyeler ve Garnizon Komutanlığı imkânları ortak bir amaçta bir araya getirilmiş oldu.2006 yılında ikincisi yapılan yürüyüşün öncesinde Şuhut’ta düzenlenen etkinliğe katılan halka ve gençlere seslenerek Kocatepe’ye yapılacak yürüyüşün amacını ve onlardan daha sonraki yıllarda beklentilerimi dile getirdim. Konuşmamda: “Büyük Taarruzun, bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü kazandığımız ve Cumhuriyet’e giden yolda önemli bir aşama olduğunu; zaferle sonuçlanan son savaşın cereyan ettiği bu toprakların kutsallığını; Türk milletinin ve geleceğimizin ta kendisi ve umudu olan gençlerimizle birlikte bağımsızlık bilincinin yaratılması ve yaşatılması yanında Cumhuriyet değerlerinin korunması ülküsünün hedeflendiğini” anlatmaya çalıştım.
Gerçektende gelenekselleştirilmesi düşünülen ve üniversite gençliğinin katılımı ile kurumsallaştırılmasına çalışılan “Zafer Yürüyüşünün amaçlarından bir kısmı da bunlardı. Sağlanan yeni imkânlarla ülkemizin her tarafından gelecek gençlerimiz ve her yaştan yurttaşlarımız bu coğrafyayı görecek; bağımsızlık savaşımızda en önemli aşama olan Büyük Zafer’in kazanılması ve devamında Cumhuriyet rejiminin kurulması uğruna katlanılan fedakârlığı yakından tanıma fırsatı bulacaklardı. Zafer Yürüyüşünün, Türkiye üniversitelerinde eğitim gören gençlerin katılımıyla geleneksel olarak her yıl 25 Ağustos’ta yapılmasını çok önemsiyordum. Çünkü valiliğin 26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a kadar devam eden beş günlük programı yeterince yüklüydü. Ayrıca 25 Ağustos günü uygulanması planlanan, halkı ve gençliği hedef kitle seçen bu programın resmî kutlama kuralları içinde nefes alamaz hâle gelmesinden de endişe etmekteydim
Dolayısıyla sivil bir kutlama olmasını; ülkemizin her tarafından gelen yurttaşlarla, üniversitelerimizden gelen gençlerin Afyonkarahisarlılarla birlikte Zafer Yolu’nda yürümelerini düşünmüştüm. Bu uygulamayla zamanla kendisini tekrar eden sabit kurallara bağlanmış bir yürüyüş değil, dinamik ve genişleyen bir etkinlik olacaktı. Bu düşüncemi Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Halim Sözbilir’le paylaştım.
Rektör Sözbilir, bu öneriye heyecanla sahip çıktı. Ülkemizdeki üniversitelere gönderilecek Rektörlük davet yazısı ile her üniversiteden dört genç ve bir öğretim üyesi her yıl bu etkinliklere davet edilecekti. İlk uygulama da bu öneri çerçevesinde gerçekleşti. Yanlış anımsamıyorsam ilk yıl, yani 2005’te 22 üniversiteden katılım oldu. Daha sonraki yıllarda da davete katılan öğrenci ve öğretim üyeleri, hazırlanan program uyarınca Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğünün ev sahipliğinde konuk edilip ilimizin tarihi mekânları gezdirildikten sonra, 25 Ağustos’ta da Kocatepe’ye yapılacak Zafer Yürüyüşüne katılmaları öngörülmüştü. Beş gün süren 26-30 Ağustos arası resmî programın öncesinde, Şuhut ilçesi halkının ve yöneticilerinin desteği ile Valilik ve Üniversite tarafından organize edilen ve daha çok sivil program özelliği taşımasına özen gösterilen “Zafer Yürüyüşü”, zamanla daha geniş katılımlarla devam edeceği ümit edilmişti. Düşüncemiz buydu.
Yukarıda değindiğim konuşmamı: “Mustafa Kemal Atatürk’ün 84 yıl önce Büyük Zafer’i kazanarak ve 83 yıl önce de Cumhuriyet’i kurarak bize sonsuza kadar yaşayacak bağımsız bir ülke bıraktığını; Atatürk’ün bizlere armağanı olan Cumhuriyet’in ilkelerinde dile gelen düşünceler ve onun devrimlerinden kaynaklanan ışığın çağdaş uygarlık yürüyüşünde yolumuzu aydınlatacağını; Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Şuhut’a gelişinin 84. yılında, Anadolu aydınlanmasına bilimin yol göstericiliğinde ulaşılacağı ülküsünü benimseyen gençlerle birlikte olmaktan mutlu olduğumu; onun doğumunun 125. yılını da anmayı hedefleyen Gençlik Şöleni’ne ve Zafer Yürüyüşüne katılmak üzere burada bulunanların Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in erdemine ve tüm değerlerine, Devletimizin kuruluş felsefesine içtenlikle bağlı olduğuna inandığımı” söyleyerek sürdürdüm. Bu geceyi neden düzenlediğimizi açıklarken, bakımsız bırakılmış ve eleştiri konusu olmuş şehitliklerimize dikkat çekmek için yurtsever bilim insanı ve Cumhuriyet şehidi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun Cumhuriyetimizin 77. kuruluş yıl dönümünde, yani 2000 yılında yazdığı bir yazıya da gönderme yaptım.
Bu yazı; Miralay Reşat Çiğiltepe’nin anıt mezarının perişanlığına ve bozuk, toz toprak içindeki yoluna karşı duyarlılık göstermeyen biz idarecileri hedef almaktaydı. Uzunca bir makalenin bir bölümünde Necip Hablemitoğlu şunları yazmıştı: “O, Türklüğün sessiz onurudur, gururudur, cesaretidir. O, Türk ulusunun temsil ettiği tüm değerlerin simgesidir. O, başlı başına bir Türkiye’dir. Ve onun yazgısı, gerçekte Türkiye’nin yazgısıdır… Ama kaç kişi bilir onu ve kaç kişi hatırlar?!.. Kaç kişi özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı, hatta aldığımız her nefesi borçlu olduğumuz adsız kahramanlardan biri olarak kendisini yâd eder? Bir gün yolunuz Sandıklı-Afyonkarahisar arasına düşerse lütfen onu ziyaret ediniz.
Marmaris, Bodrum, Kuşadası, Antalya, Fethiye gibi hemen çoğumuzun yılda en az bir kez tatil için geçtiği yol üzerindedir o. Her gün on binlerce aracın geçtiği yolda herkes bakar da onu görmez. Daha doğrusu görmezlikten geliriz o küçücük tabelayı!.. Belli belirsiz şu ibareyi okursunuz: ‘Albay Reşat Bey-Çiğiltepe Şehitliği 10 km.’!..10 kilometrelik yolu ancak yarım saatte alırsınız. Aslında yol bile denemez: Taşlar, çukurlar ve tozlar arasında tepeleri tırmanırsınız. Yol ayrımında bir tabela daha görürsünüz… Kararmış kalpli avcıların nişangâhı hâline geldiği için bir tek kelimeyi bile okuyamazsınız. Yolu rastgele sağdan takip etmişseniz bir süre daha güç bela ilerledikten sonra ona ve onunla birlikte bu vatan için, bugünlerimiz ve yarınlarımız için canını veren kahramanlarımızın yattığı şehitliğe ulaşırsınız… Tek duyduğunuz, bölgenin en yüksek stratejik tepesindeki şiddetli rüzgârın uğultusudur. Başka ne bir ses ne bir nefes. Eğer bu ülkeyi seviyorsanız, Türklük bilincine sahipseniz Albay Reşat Bey ve diğer şehitlerimizi elbette ki duyamaz ama tüm benliğinizle iliklerinize kadar hissedersiniz!.. Onların sizin ziyaretinize de dualarınıza da ihtiyaçları yoktur; çünkü erişebilecekleri en üst mertebeye zaten ulaşmışlardır. Belki birkaç damla gözyaşı ve kalpten gelen minnet ve teşekkür!.. İsteseniz de başka bir şey veremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey onları hissetmektir.
Bir de çevrede duyarsız insanlarımızın bıraktıkları çöpleri toplayabilir; tozlanmış mezar taşlarını, Reşat Bey’in büstünü ve kitabeleri sevgiyle silebilirsiniz. Hepsi o kadar! …”Bu alıntıdan sonra konuşmamın son bölümünde: Albay Reşat Çiğiltepe ve binlerce şehidimizin amaç ve ideallerini paylaşmak, aziz anılarını yaşatmak için burada olduğumuzu; yıllarca bakımsızlığa terk edilen bu şehitliğin 2004 yılında Afyonkarahisar İl Özel İdaresi bütçesinden ayrılan ödeneklerle Eskişehir Koruma Bölge Kurulunun kararları doğrultusunda restore edildiğini; yolunun asfaltlandığını, anıt mezarın çevresinin ağaçlandırıldığını; bununla yetinilmeyerek Çiğiltepe Şehitliği dâhil tüm şehitliklerin son üç yıl içinde restore edildiğini ve yukarıda ortaya konulan olumsuz tablonun ortadan kaldırıldığını; ayrıca Çiğiltepe’de bizlere görevlerimizi hatırlatan merhum Necip Hablemitoğlu adına “Şehit Necip Hablemitoğlu Hatıra Ormanı” oluşturduğumuzu anlattım. Bir yurttaş ve bir dönem görev yaptığım ildeki işlerden sorumlu vali olarak Kocatepe’ye gelen tüm gençlerimizin bir fırsat bulup Çiğiltepe Şehitliği’ni görmelerini çok istemiştim. Çünkü ünlü devlet adamlarımızdan Ziya Paşa’nın oğlu da olan Albay Reşat Çiğiltepe, taşıdığı sorumluluğun gereğini yerine getiremediği ve Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği sözü tutamadığı için canına kıymış bir yurtseverdir.
Ne acıdır ki o, sorumluluğunun gereğini yerine getirdikten 30 dakika sonra Çiğiltepe askerlerimiz tarafından alınmıştır. Miralay Reşat Çiğiltepe’nin trajik sonu ve sorumluluk anlayışı karşısında ne söylenebilir ki? Neredeyse Afyonkarahisar’daki üç yıl dokuz ay süreli valilik görev dönemimin tamamını kapsayan bir çalışma programıyla, Cumhuriyet’in yöneticisi olma bilinci ve ülküsüyle, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet değerlerini korumak ve sonraki kuşaklara aktarmak için çaba gösterdim. Bu amaçla geleceğe yönelik kalıcı projeleri hayata geçirmeye çalıştım.
2006 yılı itibarıyla 3,5 milyon YTL (3,5 trilyon lira) yerel parasal kaynak ve buna ek olarak ilin tüm araç ve personel olanaklarıyla 3 yılı aşan süreyi kapsayan çalışmalarla hazırlanan bu projeler bütüncül bir yaklaşımla ele alındı ve hayata geçirildi. Böylece bağımsızlığımız uğruna kanını ve canını vermiş olan yurtseverlerin anısını sonuna kadar yaşatacak kalıcı eserler, kültürel ve sosyal hayatımızda anlam kazandı. Amacımız; dedelerimizin kanları ile sulanmış Afyonkarahisar coğrafyasını, yeraltındaki şehitlerimizin aziz anılarını yaşatacak bir mekâna dönüştürmekti. Bu hedef, görev süresiyle eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Büyük Zafer’in kahramanları için yapabildiklerimiz bunlar.
