Bayram Geliyor. – Mürşide Oklu Ayhan
Hazırlıklarınızı yaptınız mı? Bayram geliyor. Bu iki kelime aslında çok kısa ama memlekette büyük bir hareket başlatır. Oruç tutmanın ardından yapılan bir ödül ve kutlama gibidir. Ramazan Bayramı, tutulan oruçların duyulan şükrün ve sabrın sevincidir. Ama bu sevinç tek başına gelmez. Beraberinde üç ayrı telaşı da getirir: annelerin temizlik telaşı, babaların bütçe telaşı ve çocukların harçlık hesapları.
Büyüklerin bayramı biraz daha farklıdır. Onlar için bayram bazen küçük bir sosyal sınav gibidir.
Kim kime gidecek?Kim bize gelecek?Kim geçen bayram gelmedi?Bu bayram biz gitmezsek ayıp olur mu?
Geçen yıl onlar iki kere gelmişti, biz bir kere gitmiştik… Bu hesaplar yapılmaya başlayınca insan bir an durup düşünüyor: Bayram mı geliyor yoksa diplomatik zirve mi?
Evlerde hazırlık günler öncesinden başlar. Anneler aslında Ramazan ayına girmeden önce temizliklerini yapmışlardır. Ama olsun. Bir ay geçti üzerinden, yeniden dip köşe temizlik yapılacaktır.
Temizlikçi kadınlar bu günlerde adeta karaborsaya düşer. Bulabilirseniz şanslısınız demektir. Eğer bir yardımcı ayarlayamamışsanız iş başa düşer.
Çünkü temizlik, bayramın resmi açılış törenidir.
Halılar kaldırılır, dolaplar boşaltılır, camlar silinir. Ev sanki müfettiş bekliyormuş gibi hazırlanır. Halbuki bayramda gelen misafirlerin çoğu camın temizliğine bakmaz bile. Ama yine de temizlik yapılır. Çünkü anneler bilir: Misafir camı fark etmese bile annenin vicdanı fark eder.
Bu temizlik sırasında evde bazı dramatik sahneler yaşanır.
“Şu dolabı da boşaltalım.”
“İyi de anne, o dolap zaten kapalı duruyor.”
“Kapalı olsa da toz girer.”
İşte bu noktada insan fizik kurallarını sorgulamaya başlar. Kapalı dolaba toz nasıl girer? Ama bu soru fazla kurcalanmaz. Çünkü bayram temizliğinde mantık değil, gelenek çalışır.
Temizlik bittikten sonra mutfakta büyük bir hareket başlar.
Tatlılar yapılacaktır. Börekler hazırlanacaktır. Yapraklar sarılacaktır. Zeytinyağlı dolmalar dizilecek, baklavalar açılacak, şerbetler hazırlanacaktır. Bir ay boyunca tutulan orucun ardından sofralar da bayram sevincine hazırlanır.
Çünkü bayramda misafir eksik olmaz.
Sohbet uzadıkça çaylar gelir, çayın ardından kahve gelir. Kahvenin ardından “Bir şeyler yiyelim” cümlesi mutlaka kurulur. İşte o an mutfakta yapılan bütün hazırlıkların değeri anlaşılır.
Eskiden bayramlık diye bir şey vardı.
Bayramda yeni bir şey giymek neredeyse bir gelenekti ve “sevaptır” diyerek özen gösterilirdi. Yeni ayakkabı, yeni gömlek… Çocuklar o kıyafetleri bayram sabahına kadar giymeye kıyamazdı.
Şimdi alışveriş biraz modern hâl aldı.
İnsan mağazaya gider. Genelde iftardan sonra açıktır mağazalar ramazanda.
Üç saat sonra elleri boş ama elinde kahve bardağıyla geri döner.
“Hiçbir şey beğenemedim.”
Mağazada kıyafet sayısı üç bin ama beğenilecek bir şey yoktur. Alışverişte en büyük düşman kararsızlıktır. Bir gömlek alınır, bırakılır. Başka bir gömlek alınır, o da bırakılır.
En sonunda mağazadan hiçbir şey almadan çıkılır.
Ama insan yine de yorgundur.
Büyük şehirlerde alışveriş merkezleri dolup taşarken, küçük yerlerde çarşılar ve pazarlar bayramın gerçek sahnesi hâline gelir. Sokaklara taşan tezgâhlarda şekerlemelerden kıyafetlere kadar her şey vardır.
Kalabalık telaşlı alıcıların arasında insan seli bir o yana bir bu yana akar durur. Onların arasında ne alacağını da bilemezsin.
Hele bir de bayram alışverişi son güne kalmışsa… İşte o zaman seyret hengâmeyi.
Bir yanda gelin kıza gönderilecek hediyelerin seçimi yapılır, diğer yanda çocuklara alınacak ayakkabılar denenir. Satıcılar bir yandan bağırır, müşteriler pazarlık yapar.
Bayramın kokusu çarşıya da sinmiştir.
Ve sonra arife günü gelir.
Memlekette herkesin dilinde aynı cümle dolaşır:
“Yarın bayram.”
Ama aslında bayramın en yoğun günü yarın değil, bugündür.
Yani arife günü.
Çünkü bayram dediğiniz şey biraz dinlenme günüdür. Arife ise tam anlamıyla bir hazırlık maratonudur.
Mahallede kısa bir tur atsak manzara hep aynıdır.
Bir evde camlar silinir, diğerinde halılar silkelenir. Balkondan sarkan paspaslar, sabun köpüğü kokan merdivenler, kapı önünde kovalar…
Sanki birazdan bir müfettiş teftişe gelecek.
Anneler arife günü temizlik konusunda olağanüstü bir enerjiye sahip olur. Normal bir günde yarım saat süren iş, arife günü üç saat sürer. Çünkü o gün temizlik yapılmaz, temizlik adeta ispat edilir.
“Misafir gelecek” cümlesi de arife gününün resmi sloganıdır.
O misafirlerin kim olduğu tam bilinmez ama gelecekleri kesindir. Bu yüzden koltuklar düzeltilir, en güzel örtüler çıkarılır, vitrindeki bardaklar bile mutfakta yerini ayarlar..
Çocuklar için arife günü bambaşka bir heyecandır.
Onların aklında temizlik yoktur.
Çocuklar için bayram nettir: yeni kıyafetler vardır, harçlık vardır, şeker vardır, gezme vardır.
Ve yıllar sonra hatırlanacak bayram anıları vardır.
Şimdi evin bir köşesinde gizli gizli plan yapıyorlardır.
“Şu amcaya gidersek kesin para verir.”
“Bu teyze geçen yıl bozuk vermişti, bu sene uğramasak mı?”
Harçlık ekonomisi arife günü kurulmaya başlar.
Babalar ise başka bir telaş içindedir.
Onlar bayramın bütçe planını yapar.
“Pazardan harç görülecek?”“Ne kadar şeker alınacak?”“Harçlıklar kaç liradan verilecek?” birde yıllar öncesinde bayram süresince fırınlar çalışmaz, ekmeğini önceden alıp koyacaksın. Artık kaç tane alınacaksa.
Bir noktadan sonra hesap makinesi bile yorulur.
Arife gününün vazgeçilmez sahnelerinden biri de berberlerdir.
Normalde sessiz sakin olan berber dükkânı o gün bir anda meydan yerine döner. Kapının önünde bekleyenler, içeride sıra tartışması yapanlar, “Ben sadece sakal aldıracağım” diyerek araya girmeye çalışanlar…
Berberin yüzünde aynı ifade vardır: hem gurur hem yorgunluk gece yarısına kadar, belki sabaha kadar çalışırlar..
Çünkü bir günde bütün memleketi bayrama hazırlamak kolay değildir.
Arife günü mezarlıklar da dolup taşar.
İnsanlar ellerinde çiçeklerle, dualarla sevdiklerini ziyarete gider. Bayramın sevinciyle birlikte biraz hüzün de vardır o gün.
Hatıralar konuşur, eski bayramlar hatırlanır.
Belki de bayramın gerçek anlamı biraz burada saklıdır.
Arife günü aslında bir hazırlıktır.
Sadece evlerin değil, kalplerin de hazırlanmasıdır.
Kırgınlıklar düşünülür.
“Bayramda barışsak mı?” diye içten içe sorular sorulur.
Telefonlar alınır, mesajlar yazılır. Bazen tek bir “Bayramın mübarek olsun” cümlesi yılların küslüğünü bitirir.
Akşam olunca arife günü yavaş yavaş sakinleşir.
Temizlik bitmiştir. Tatlılar hazırlanmıştır. Şekerler tabaklara konmuştur.
Evlerde hafif bir yorgunluk ama tatlı bir huzur vardır.
Çünkü herkes bilir ki sabah başka bir gündür.
Sabah bayramdır.
Kapılar çalınacak, kahkahalar yükselecek, çocukların cepleri dolacak, büyüklerin elleri öpülecek.
Bayram sabahı erken kalkılır. Sabah namazına gidenler döner, ardından kahvaltı hazırlanır. Ama bu kahvaltı biraz gariptir.
Çünkü herkesin aklında bir gün önce tutulan oruç vardır.
Alışkanlıkla insan bazen kendini hâlâ oruçlu zanneder.
Çocukken biz bunu çok yapardık.
Tam bir lokma atacaksın ağzına, kardeşin bağırır:
“Hani oruç?”
İşte o anda insan bir an duraksar. Sanki bütün tuttuğu oruçlar boşa gitmiş gibi bir şaşkınlık yaşar.
Bayram sadece takvimde yazan bir gün değildir.
Bir kapının çalındığı, bir elin sıkıldığı, bir kalbin biraz daha yumuşadığı zamandır.
Kapıyı açmak…
Birini affetmek…
Uzun zamandır aramadığın birini aramak…
Bayram, cesaret ile sevginin buluştuğu andır.
Çocuklar şekerlerini sayarken büyükler ikramlarla birlikte sohbetin tadını çıkarır.
Dedeler, nineler, torunlar aynı sofranın etrafında toplanır.
Aynı duaya “âmin” denir.
Bir an için hayat yavaşlar.
Koşuşturma durur.
İnsanlar birbirinin yüzüne bakar.
Belki de yıl boyunca unuttuğumuz şeyi hatırlarız:
Biz birlikteyken daha güçlüyüz.
Paylaşmak bayramın vazgeçilmezidir.
Kapısı çalınmayan bir ev kalmasın diye yapılan yardımlar… Gizlice bırakılan erzaklar… Yetim çocukların sevindirilmesi…
Bazen bir çocuk için yeni bir ayakkabı…
Bazen bir yaşlı için yalnız olmadığını hissettiren bir ziyaret…
Bazen de sadece bir selam…
Hepsi bayramdır.
Çünkü bayram biraz çocukluktur.
Biraz hatıradır.
Ve biraz da insanın içini yumuşatan bir duadır.
Kapılar çalınır.
Çocukların sesi duyulur:
“Bayramınız mübarek olsun!”
Kapıyı açan yaşlı bir teyzenin yüzündeki gülümseme…
Belki de bayramın en güzel fotoğrafıdır.
Çünkü bayram aslında nesillerin buluşmasıdır.
Belki de bayramın en büyük hikmeti tam da burada saklıdır. Kapıların çalınmasıyla birlikte sadece evler değil, kalpler de açılır. Küçük bir çocuğun “Bayramınız mübarek olsun” diyen sesi, yılların kırgınlığını susturur. Bir el öpülür, bir dua edilir, bir gülümseme paylaşılır. Ve insan o anda fark eder ki bayram aslında büyük sofralar, kalabalık ziyaretler ya da dağıtılan harçlıklardan ibaret değildir. Bayram; insanın insanı hatırladığı, affetmenin kolaylaştığı ve kalbin biraz daha genişlediği o nadir zamanlardan biridir. Belki de bu yüzden her yıl aynı heyecanla söyleriz o iki kelimeyi: Bayram geliyor.
Bayramınız mübarek olsun…
