GÜLERKEN DÜŞÜNMEK
Her Ankara’dan Afyonkarahisar’a gidişimde ya da dönüşümde, ne zaman Sivrihisar tabelasını görsem, yol bir anda sadece asfalt olmaktan çıkıyor benim için; reklam panolarının ve ağaçların arasından Nasreddin Hoca’nın silueti sızıyor sanki, ben de ister istemez doğduğu köyü, çocukluğunu, eşeğe ters bindiği o meşhur ilk günleri düşünüyor, farkına varmadan yüzümde beliren tebessümle kendi kendime gülümsüyorum.
Sonra diyorum ki, demek ki aradan bunca yüzyıl geçse de değişmeyen şeyler var: Biz hâlâ tersine giden yollarda doğruyu arıyor, yanlış park ettiğimiz hayatın ortasında bir de “iki dakikalık işim vardı” diye kendimizi savunuyoruz. Demek ki bazı şeyler hiç değişmiyor. Hoca bugün yaşasaydı, eşeği değil belki navigasyonu ters çevirirdi; “hedefe varamadım ama yolu çok eğlenceliydi” diye de bir fıkra patlatırdı büyük ihtimalle.
Ama ne olursa olsun, Sivrihisar’a yaklaşırken içimde beliren o gülümseme bana şunu hatırlatıyor: Hayat bazen ciddiye alınamayacak kadar ciddi, bazen de gülmeden geçilemeyecek kadar komik. İşte mesele bu.
Çocukluğumdan beri onun fıkralarına gülmüşümdür. Büyüdükçe sohbetlerde “Hoca Nasreddin” adı geçtikçe darb-ı mesel olacak cümleleri duymaya başladım; ben de kendi hayatımda sık sık kullandım. Her fıkra sadece güldürmekle kalmaz; düşündürür, insanı sorgulatır ve hayata dair küçük ama önemli öğütler verir. Yani Hoca, şakayı yapar ama faturayı bize keser: “Güldün mü? Güzel. Şimdi biraz da düşün.”
Mesela pek bilinmeyen bir fıkrasında, pazarda borç isteyen bir adama şöyle der:
“Evladım, altın verirsem sen bir iş yapmayacak, yolda başka işler görecek ve geri getirmeyeceksin. Ama sana bir nasihat verirsem, onu yanına alıp her zaman kullanabilirsin: Dürüst ol, emeğinin karşılığını al, başkasının hakkına göz dikme.”
Şimdi kabul edelim; altın istemeye gidip nasihatle dönen adamın yüz hâlini görmek isterdim. Ama bu söz sadece bir öğüt değil, Nasreddin Hoca’nın mizah dolu, düşündüren bilgelik anlayışını da özetler.
Hoca, cebimize para değil, aklımıza pusula koyar.
Nasreddin Hoca’nın durduğu yeri işaret edip “Dünyanın merkezi burası” demesi de aslında bunun bir başka ifadesidir; hayatın merkezinin haritalarda değil, insanın durduğu yerde olduğunu söyler bize. Merkezde olmak, her şeyin senin etrafında dönmesi demek değil; nerede durduğunu bilmek, savrulmadan yaşayabilmek, hayata kendi yerinden bakabilmektir. Belki de Hoca’nın “gidip ölçün” demesi, metreyle değil, insanın kendisiyle yaptığı bir ölçümdü.
Aslında bütün mesele, dünyanın merkezini bir nokta gibi aramak değil; insanın kendi içindeki dengeyi bulabilmesidir. Çünkü bugün dönüp bakınca görüyorum ki, herkes kendi dünyasının merkezinde. Ama merkezde durmayı bilen kaç kişi var? Savrulmadan, kibirlenmeden, başkalarını ezmeden; sadece olduğu yerde, olduğu gibi kalabilen… Galiba Nasreddin Hoca’nın asırlardır gülümseyerek anlattığı şey de tam olarak buydu: Merkez bir yer değil, bir duruştur.
Gülmek sadece eğlenmek değildir; ruhun kendine dair küçük bir hatırlatmasıdır. Gülmek bir lüks değildir. İhtiyaçtır. Hoca’nın mizah dolu sözleri yüzümüzde tebessüm yaratırken düşündürür; işte tam da bu yüzden gülmek hem içsel bir rahatlama hem de yaşamı daha derin anlamak için bir araçtır. Her kahkaha stresimizi azaltır, umut verir ve insanları birbirine yaklaştırır. Yani gülmek, bir fıkra kadar basit ama bilgelik kadar derin bir yol göstericidir.
İşin ilginç tarafı, bu değerlerin Ahilik kültüründe de temel taş olmasıdır. Ahi Evren’in önderliğinde şekillenen Ahilik teşkilatı; yardımlaşmayı, çalışkanlığı, emeğe saygıyı ve doğruluğu savunuyordu. Nasreddin Hoca’nın hikâyeleri ile Ahilik öğretilerinin özü, birbirine şaşırtıcı şekilde benzer; kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgelik ve yaşam rehberi gibidir.
Üstelik bazı araştırmalar, halkın mizah ustası olarak tanıdığı Nasreddin Hoca’nın, Ahi Evren (Ahi Elvan) olduğu görüşünü de öne çıkarır. Yani Hoca yalnızca fıkralarıyla değil, Ahilik teşkilatının temel değerlerini yaymasıyla da Anadolu halkına rehberlik etmiştir. Böyle bakınca Hoca’nın sözleri sadece güldürmez; yön de gösterir.
Bugün modern yaşamda, hızlı ve bireyselci bir dünyada bu değerleri hatırlamak daha da önemli. Bir Hoca fıkrası gibi basit görünen sözler, aslında hayatta doğru yolu bulmamıza, ilişkilerimizi sağlam temeller üzerine kurmamıza yardımcı olabilir. Belki de bu yüzden, Nasreddin Hoca’nın türbesine uğrayanlar sadece geçmişi hatırlamakla kalmaz; kendilerine dair küçük bir ders de alır.
Nasreddin Hoca’yı anlamak ise sadece fıkralarına gülmek değil; onun öğütlerini, Ahilik değerlerini ve hayata bakışını içselleştirmektir. Çocukluğumdan beri güldüğüm o fıkralar bugün bana şunu hatırlatıyor: Dürüstlük, sabır ve yardımlaşma zamana yenilmeyen değerlerdir.
Her fıkra, her ders, her tebessüm bir hatırlatma:
Bilgelik bazen gülümsemek kadar basit, ama anlamı kadar derindir.
