KÖŞE YAZISI Tarık Özaşkın Köşe Yazarı

ŞUHUT’TA EDEBİYATA TUTUNMAK

28 Ocak 2026 10 dk okuma
Paylaş:

Yazımızı geçtiğimiz günlerde 82 yaşına basan Şuhutlu şair İsmail Türkeç amcamızla bitirelim. Tam 70 yıldır Şuhut çarşısında terzilik yapan İsmail Türkeç, gençlik çağlarından itibaren duygularını şiir yazarak dile getirmeye başlamış. İsmail amcamız şiirlerinde; canından çok sevdiği memleketi Şuhut’u, güzel ülkemizi, bayrağımızı, şanlı tarihimizi, gelenek ve göreneklerimizi anlatır.Bununla birlikte ülkede yaşanan acı olayları, insanların vurdumduymazlığını, ahlaki yozlaşmayı, kötü alışkanlıkları, işsizlik,geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı vb.konuları yazmayı ihmal etmez. Çok dikkatli bir gözlemci olan İsmail amcamız, geçmişle günümüz arasında kıyaslama yaparak insanları uyarmaya çalışır. Önce kendi kalemiyle İsmail Türkeç’i tanıyalım ; ” 1944 yılında Şuhut’ta dünyaya gelmişim. Babam ben henüz bir yaşımda iken Şanlıurfa’da askerlik yaparken şehit olmuş. Beni anneannem Fatma Kıpık büyütmüş. Kurtuluş İlkokulunu bitirince beni ” boş gezme, seni terziye çırak verelim” dediler. Allah kısmetimi terzilikten vermiş olmalı ki ben de terzi oldum. 1960 yılında yani 16 yaşımda iken Şuhut’ta kendi adıma terzi dükkanı açtım. 1962 yılının Ekim ayında Edelerin İbrahim’in kızı Latife hanımla evlendim.1964 yılında askere gittim. 1966 yılının sonunda askerden geldim. Veli ile Murat isminde iki oğlum, Selma ve Semiha isminde iki kızım oldu. Askerlik hariç ömrümün tamamını Şuhut’ta yaşadım. Şuhut Esnaf Kefalet Kooperatifi’nde otuz yılı aşkın yönetimde bulundum.Yetmiş yıldır terziliğe devam ediyorum. Beni bilene, bilmeyene ve bütün Şuhutlulara selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Herkesin hayır dualarını beklerim.”

Ne güzelsin benim yurdum,
Ayrılırsam artar derdim,
Bunca yıldır emek verdim,
Sevenlerim yeter bana .

Gez dolaş yine gel sılaya,
Düğünlerde katılıver halaya,
İyi gününde kötü gününde,
Daima şükür eyle Mevlaya.

Esnafın mekanıdır çarşı,
Eğdirme bizi namerde karşı,
Bizi birbirimize düşürme,
Sen yücesin, sağlarsın barışı.

Tuzlu yiyen suyunu içer,
Kederli günde gelir geçer,
İnsan dünyada ne ekerse ,
Kul ahirette ektiğini biçer.

Yorgun gelir askerimiz talimden,
Ne korkarsın Allah dostu alimden?
Yüce Mevlam korusun bizleri ,
Hak hukuk bilmeyen zalimden.

Huzurun olsun rızkını verir Allah ,
Dürüst ol ki dostun demesin illallah,
Komşuların senden razı değilse,
Her gün günah yazar sana Allah.

Gölgeli olur ulu çınar ağacı,
Beraber yaşar ana, kardeş ve bacı,
Anadır dünyada yaşamın ilacı,
Baba da baba ise olur o da baştacı.

Müslümana lüks yaşamak haram ,
Hesabı sorulacak gram gram,
Götürdüğüm dosya suç ile dolu ise,
Halkın huzuruna ben nasıl varam ?

Şuhut’umun sevdası başkadır bende,
Cıvıldaşır kuşları bacada kende,
Sen arayıp sormuyorsun buraları,
Yine aradım ben seni dün de.

Doğusu Bazlar , batısı Çakırözü,
Şuhut’tur Şuhutlunun iki gözü,
İş icabı dışarıda olan kardeşler,
Selam gönderin, unutmayın bizi.

Ortaokul birinci sınıfta Türkçe Öğretmenim Mehmet Çetin hocamın teşviki ile gazeteciliğe ilgi duymaya başlamıştım.İlk başlarda yazdığım haberleri sanki gazetelerden kopya ettiğimi düşünen hocam, bir ders sırasında bana bir konu vererek bunu haber haline getirmemi istedi. Kısa bir sürede hazırladığım ( yanlış hatırlamıyorsam Balçıkhisar Köyü ile ilgili idi) haberi okuyan hocam ” şimdi inandım” dedi ve beni o dönemin popüler çocuk dergisi Can Kardeş’e muhabir yaptı. 1979 yılında Can Kardeş Dergisi’nde haberlerim ve fıkralarım yayınlanmaya başlayınca içimdeki heves büyüyerek aşka dönüştü. Bilirsiniz; her haberin ayrı bir hikâyesi ve kahramanı vardır, isimler, mekân ve olaylar farklı olsa da yaşananlar hayatın gerçeğidir. Haberi yazarken aynı zamanda edebiyat dünyasına da adım atmış olursunuz; inancım odur ki “gazetecilik ve edebiyat kardeştir”… O günkü aklıma göre; edebiyatın da gazeteciliğin de kalbi İstanbul’da atıyordu.Bu düşüncemde haksız da değildim; çünkü tanınmış bütün yazarlar, şairler, gazeteciler, sanatçılar İstanbul’da yaşıyordu. Bu sahada isim yapmak isteyen biri mutlaka İstanbul’a gitmek zorundaydı. Benim gözümde İstanbul; çölde bir vaha gibiydi. İstanbul’dan gayrısı yani TAŞRA ; edebiyatın, gazeteciliğin,sanatın olmadığı,kuru, verimsiz, çorak topraktan ibaretti… O yıllarda Şuhut’ta halk kütüphanesi ile kitap gazete dergi satan bir kaç kırtasiyeciden başka bizi hayata bağlayan bir yer yoktu. Rahmetli Kerim Eroğlu’nun Afyon’da basılan “Şuhut Sesi” Gazetesi’nde ilçe ile ilgili haberlere, köşe yazılarına rastlamak mümkün değildi. Böyle bir ortamda yapabildiğimiz tek şey; isyan etmek oluyordu. Yazan yok ,çizen yok, okuyan yok. Başka illerde, ilçelerde çıkan dergileri gazeteleri imrenerek okur, “bizim onlardan neyimiz eksik, kültürel hayatımız neden sönük?” diye üzülürdük. 1990’lı yıllarda K.Maraş’ın Andırın İlçesi’nde rahmetli Mehmet Ali Zengin’in (Nedim Ali) çıkardığı “Andırın Postası” ve onun edebiyat eki olan ” İkindi Yazıları” dergisini beğenerek takip ederdik. Günümüz Türk edebiyatının tanınmış pek çok şairi, hikayecisi “İkindi Yazıları”nda yazı yazardı. Bir grup arkadaşla çıkardığımız “Şuhut Haber” , “Şuhut Postası” ve “Şuhut Hisar” gazetelerinde haberin yanı sıra edebiyata ağırlık verdik. Adil Gülmez, Sıtkı Yeğen, Recep Bozkurt, Tahir Kahraman ve Metin Dörtkardeş ; aklıma gelen ilk isimler. Şuhut Kültür ve Dayanışma Derneği’nin İstanbul’da yayınladığı “Şuhut Ekin” Dergisi, kaliteli ve doyurucu içeriği ile bizlere özgüven aşıladı.Musa Bursalı, Seçkin Köse, Ömer Çınar, İhsan Özsoy, İlker Çetin ve bir çok Şuhutlu yazarın kolektif çalışması olan Şuhut Ekin, ilçemizin tanıtımı konusunda büyük katkı sağladı. Yıllar sonra Şuhut’la ilgili araştırmalarımı kitap haline getirmeye karar verince yerel ve ulusal bütün kaynakları taramaya başladım. Özellikle tamamlamak üzere olduğum “Şuhutlu Yazarlar Şairler ve Bilimadamları” isimli çalışmamı hazırlarken şunu farkettim; bizim kuşağın çektiği sıkıntıları ve doğum sancılarını meğer bizden öncekiler de çekmiş. Teknolojik imkânların yok denecek kadar az olduğu, bilgisayarın ve ofset baskı makinalarının henüz icad edilmediği yıllarda gazeteler, dergiler ve kitaplar ; kurşun harfler tek tek elle dizilerek basılıyordu. Eskiden kağıt, mürekkep, dizgi, baskı işleri çok pahalıydı. Bir tarihte değerli büyüğümüz Av. Refik Başyılmaz’a 1982 yılında basılan “Her Yönüyle Akamas’ın Şehri Şuhut” kitabının yayın hikayesini sormuştum. Refik abi önce içini çekti ve sonra dedi ki ” bu kitabı bastırmak için bir kamyon parası harcadım”. 80 sayfalık bir kitabın basımı için harcanan paranın büyüklüğüne bakar mısınız? 2019 yılında kaybettiğimiz şair ve yazar Nedret Gürcan, 1950’li yıllarda Dinar’da “Şairler Yaprağı” ismiyle dergi yayınlamıştı. Bir telefon konuşmamızda; varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına karşın dergiyi çıkarırken ne kadar büyük zorluklar yaşadığını dile getirmişti. Un fabrikası sahibi olan babasının “dergi çıkarmasını istemediği” için para vermediğini, bunun üzerine dedesinden 5000 lira sermaye alarak Dinar’da matbaa kurduğunu, matbaayı çalıştıramadığı için dergiyi Isparta’da bastırmak zorunda kaldığını anlatmıştı. “Şairler Yaprağı”, taşrada yayınlanmakla birlikte ülke genelinde tanınan bir edebiyat dergisiydi ve dönemin ünlü yazarları, şairleri burada yazmıştı.( Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Suat Taşer, Tarık Dursun K., Demir Özlü, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda ve daha niceleri…) Şuhut’un yetiştirdiği değerli insanlardan avukat ve milletvekili Mustafa Akalın, üniversite yıllarında siyaset kadar şiirle de ilgilenmiş. Dönemin edebiyat dergilerinde şiirleri yayınlanan Akalın, avukatlık yaptığı yıllarda “Bahar ve İzim” ve ” Alev Alev” isminde iki şiir kitabı çıkarmış. Şuhutlu olup da Ahmet Ragıp Şeyda Soydaş’ın adını duymayan yoktur. Ömrünün büyük kısmını İzmir’de geçiren merhum şairin “Görmeli Şuhud’u” ve “Abdil Çeşmesi” adıyla iki şiir kitabı bulunuyor. “Bizim Kentin Gülleri” isminde bir şiir kitabı olan Yılmaz Çınar, şiirlerinde aşk,vatan sevgisi ve Türk tarihini konu edinmiş güçlü bir şairdir. Şiirlerini kitaplaştıran Şuhutlu şairlerden biri de İbrahim Dilek’tir. Bir süre Afyon’da banka memurluğu görevinde bulunan İbrahim Dilek, ilçemizin ilk modern işhanı olan “Dilek Pasajını” yaptırdı. Rahmetli şairin “Dilek Kuyusu” adını taşıyan şiir kitabı 1972 yılında yayınlandı. Şuhutlu olduğunu öldükten sonra öğrendiğimiz (1922 – 2012) Serhat Kestel’in iki romanı, üç hikâye kitabı ve iki şiir kitabı bulunuyor. Kestel’in şiirleri “Yaşamdan Damlalar” ve “Sonlar ve İlkler” ismiyle kitaplaştı. Genç kuşağın tanınmış şair ve yazarlarından Hasan Başdemir’in çok sayıda hikaye kitabının yanında ” Aşk Dedikleri” , “Sözcüklerin Ötesinde” ve ” Şair İstasyonu” adını taşıyan üç şiir kitabı bulunuyor. Çok sevdiği Türkçe Öğretmenliğini sürdüren Hasan Başdemir , Afyonkarahisar’ın düzenli olarak yayınlanan tek dergisi olan “SİNADA” Dergisi’nin kurucusu ve genel yayın yönetmeni. Şuhutlu genç şairlerden Ahmet Sarnıç şiirlerini ” Ben Sende Gizliyim” adıyla kitap haline getirdi. 1965 yılında Karaadilli’de doğan Turan Özcan’ın “Gerçek Aşk” adını taşıyan şiir kitabı 2012 yılında yayınlandı. Özcan’ın şiir antolojilerinde yayınlanmış çok sayıda şiiri bulunuyor. Cumhuriyet döneminde şiirleri dergi ve gazetelerde yayınlanan Şuhutlu şairlere gelince; Mustafa Oğuz, İbrahim Şenbabaoğlu, İzzet Ersoy, Hasan Ataman, Hasan Akkuş ,Ali İhsan Başol, Fikret Çağlar, Ömer Çınar, Ali Küçük , Ahmet Güven, Osman Nuri Özenç ,Remzi Aras, Necip Şenbaba, Erdal Çınar, Bekir Rafi Soydaş, Ömer Akalın , Şefik Köksal, Seçkin Köse, Halil Arık, Hüseyin Öz, Muharrem Ağduk, Prof. Dr. Abdurrahman Çetin, Hasan Hüseyin Solmaz, Ahmet Tunca, Hasan Hüseyin Battal, Ali Alper, Oynağanlı İsmail Arslan, Hamza Arıkan ,Hidayet Şartepe , Ağinli Muharrem Özdemir, Bayram Demir , İsmail Çetindede, Sıtkı Yeyen, İsmail Türkeç, Şehriban Tekçe, Hüseyin Türkmen, Nuriye Kocausta, Hakan Çetingül, Hasan Emir Yalçınkaya, Emine Selek. Bu sayıda köşemizi Şuhutlu şairlere ayırdık, inşallah gelecek sayılarda hikayeci, romancı ve gazetecilerden bahsedeceğiz.