YENİDEN DİZAYN – DİNÇAY DOĞAR

Paylaş:
YENİDEN DİZAYN – DİNÇAY DOĞAR

partiler üzerinden yürümüyor. Asıl mücadele artık; devletin nasıl yönetileceği, muhalefetin nasıl şekillendirileceği ve toplumun hangi psikolojiyle kontrol altında tutulacağı üzerinden ilerliyor. Bugün gelinen noktada görünen tablo şudur:

Türkiye’de siyaset uzun zamandır sadece
Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca bir iç tartışma yaşamıyor. CHP, merhaleli ufak operasyonlar birikiminde son aşamasına (operasyonuna) geçilmiş sistemsel bir şekil/ baskı/dayatmalarda “yeniden dizayn” sürecinin içine çekiliyor.
Türkiye’de , geçmişte merkez sağ nasıl dönüştürüldüyse, milliyetçilik – millicilik nasıl etkisizleştirildiyse, nasıl kendi doğal siyasal reflekslerinden uzaklaştırıldıysa; bugün benzer bir süreç CHP üzerinde işletiliyor görüntüsü oluşmuştur.Bu yalnızca bir parti meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye’de gerçek muhalefetin ne kadarına izin verileceği meselesidir.
Özellikle otoriter tek adam yönetimlerinin oluşturulmak istendiği toplumlarda iktidarlar, bazen yalnızca devlet gücüyle ayakta kalmaz. Kendilerine uygun bir muhalefet modeli oluşturarak da ayak kalma süreleri uzatılır.
Kontrol edilebilir, sınırları çizilmiş, sistemin dışına çıkmayan, toplumsal öfkeyi büyütmeyen, yalnızca konuşan ama tehdit oluşturmayan bir muhalefet… Bugün Türkiye’de inşa edilmek istenen yapının tam olarak bu olduğu yönünde ciddi bir toplumsal kanaat oluşmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu dönemindeki siyasal dil, uzun yıllar boyunca toplumun önemli bir kesiminde şu algıyı oluşturdu: CHP büyüyor gibi görünmesine rağmen iktidarı gerçekten zorlayan bir siyasal enerji üretemiyor.
Seçim kaybediliyor ama yapı değişmiyor. Toplum tepki gösteriyor ama siyasal refleks gelişmiyor. Muhalefet “genişliyor”(!) ama iktidar alternatifi ortaya çıkmıyor. İşte tam da bu nedenle bugün CHP içerisindeki değişim tartışması yalnızca bir liderlik tartışması değildir.
Bu tartışma, “Türkiye’de gerçek bir muhalefet mümkün olacak mı?” sorusunun tartışmasıdır. Bu noktada Özgür Özel ve çevresindeki kadroların önünde tarihsel bir eşik bulunmaktadır. Çünkü toplum artık klasik ideolojik kavgalardan yorulmuştur.
İnsanlar artık birbirine “sağcı”, “solcu”, “ulusalcı”, “milliyetçi”, “liberal”, “muhafazakâr” diye bağıran siyasetçiler görmek istemiyor. Türkiye’de bugün büyüyen muhalif duygu ideolojik değil; psikolojiktir. Toplumun geniş kesimlerinde oluşan “Bu ülke yeniden nefes almalı” refleksi/beklentisi/ihtiyacı oluşmuştur…
Bugün vatandaşın önemli bir kısmı çeşitli sebeplere dayanan nedenlerle korkmaktadır. Muhalif siyasetçilerin bunun adını korku İmparatorluğu oluşturuldu olarak değerlendirmektedir.Vatandaşlar; Ekonomik baskıdan korkmaktadır.
Yargı gücünden korkmaktadır.Fişlenmekten korkmaktadır. İşini kaybetmekten korkmaktadır.
Çocuğunu tayininden, işe başlayamayacağından korkmaktan.
Kapısında maliyeci görmekten, göreceğinden korkmaktadır. Sosyal baskıdan korkmaktadır.
Bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı da sessizdir, tepkisizdir, reflekssiz gibidir…
Ancak yumuşak yumuşak atın çiftesi berk olur sözü misali sessizlik, eleştirisizlik, tepkisizlik her zaman, herşeye “rıza” gösterileceği anlamına gelmez. Türkiye’de büyük bir toplumsal kesim şu anda konuşmuyor olabilir; ama dikkatle izliyor, bekliyor ve sandık gününü zihninde büyütüyor.
Bu yüzden önümüzdeki dönemde “mesele” (butlan ve sonrasındaki CHP ile ilgili gelişimler) yalnızca CHP’nin iç meselesi olmayacaktır. Mesele, toplumun yeniden ortak bir demokrasi zemini üretip üretemeyeceği meselesi olacaktır. Eğer Özgür Özel bu süreci doğru okuyabilirse; klasik parti reflekslerinin dışına çıkan yeni bir toplumsal hat kurabilir.
Bu hattın dili ideolojik değil; kurucu olmak zorundadır. Çünkü bugün insanların önemli bir kısmı yeni bir ideoloji aramıyor.
Yeni bir kavga da aramıyor. İnsanlar yeniden hukuk istiyor.Yeniden adalet istiyor. Yeniden devlet ciddiyeti istiyor. Yeniden liyakat istiyor. Yeniden nefes alınabilen bir ülke istiyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin siyasal dili; “şucu-bucu” dili değil, “ülkeyi yeniden ayağa kaldırma” dili olacaktır. Kurtarılması gereken yalnızca bir parti değildir. Kurtarılması gereken şey; demokrasinin kendisidir.
Kurtarılması gereken şey; kurumların itibarıdır. Yargının bağımsızlığıdır. Cumhuriyetin dengeleridir. Laikliğin toplumsal sigorta oluşudur. Devlet ciddiyetidir. Toplumun birbirine yeniden güvenebilmesidir.
Aynı zamanda bu ülkenin Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevisiyle, Sünnisiyle yeniden ortak bir vatandaşlık duygusunda buluşabilmesidir. Çünkü toplumu sürekli gerilim üzerinden yönetmek isteyen anlayışların en büyük korkusu; halkın ortak zeminde birleşmesidir.
Bugün küçük partilerin büyüyememesinin ve tampon partiler kalmasının temel nedeni de budur. Ali Babacan çizgisi de, Ahmet Davutoğlu çizgisi de, Meral Akşenerin kurduğu İYİ Parti ve MHP/Ülkücü zihniyetten kopan/kopartılan merkezdeymiş gibi sureti haktan mesajlar veren diğer oluşum ve yapıların önemli kısmı da toplumda güçlü bir heyecan üretemedi ve hepsi iktidara hizmet eden nihayetinde aslına rucu edecek tampon partiler olarak kaldılar.
Çünkü halk artık teknik siyaset değil, gerçek bir irade görmek istiyor.
İnsanlar artık yalnızca “eleştiren” değil; risk alan, bedel ödeyen, toplumun önüne yürüyebilen bir siyasal karakter görmek istiyor. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak olan şey tam da budur. Eğer muhalefet toplumun korkularını anlayan ama korkunun dilini kullanmayan bir siyaset geliştirebilirse;
Türkiye’de çok geniş bir toplumsal birleşme zemini oluşabilir.
Bu birleşme; sağ-sol ekseninde değil, “otoriterleşme mi demokrasi mi?” ekseninde oluşacaktır. Ve belki de Türkiye’nin yeni siyasal kırılması tam olarak burada başlayacaktır.