BİRİNCİ CİHAN HARBİNE NASIL GİRDİK? – VEYSEL EROĞLU
Her idarecinin çok iyi tarih bilmesi elzemdir. Esasen bir söz vardır; Tarih tekerrür eder ama ibret alınsaydı tekerrür eder miydi? Ülkemizin etrafının ateş çemberiyle çevrildiği şu yıllarda Osmanlı Tarihini son dönemlerinin çok iyi bilinmesi ve ibret alınması gerektiği kanaatindeyim
.
Devlet adamları ve siyasilerin hatırat yazmaları, tarihten ibret almak ve bazı hakikatleri öğrenmek için çok faydalıdır. Ben de tanıdığım kişilere tavsiyelerde bulundum. Misal olarak çok mühim hizmetlere imza atmış olan Rahmetli Recai Kutan’a vefatından önce ziyaretimde hatıralarını yazmasını talep etmiştim. Ancak sözümün tesirli olması için kendi hatıralarımı yazmam gerektiği cihetle 3 cilt halinde hatıralarımı yazdıktan sonra kendine arz edince yazdığını söylemişti. Pek çok tarihi hadiseye şahit olduğundan hatırasının basılacağını ümit ediyorum.
Birinci Cihan harbine girişimiz Osmanlı Cihan Devletinin yıkılması ile neticelenmiştir. Harbe girişimizde ehliyetsiz ve liyakatsiz idarecilerin rolü çok açıktır. Bu sırada bazı hatıratları okuyorum. Ali İhsan Sabis’in Birinci Dünya Harbi isimli hatıratını okuyarak ve kendi tarih bilgilerimi dahil ederek bir değerlendirme yaptım. Faydalı olmasını ümid ediyorum.
Ali İhsan Sabis Birinci Dünya Harbi
1882 Senesinde İstanbul’da doğan Ali İhsan Sabis askerlik hayatına atıldı. 1904 senesinde Harp Akademisini birincilikle bitirerek Erkan-ı Harp Yüzbaşısı oldu. Mustafa Kemal de aynı sınıfta idi. Enver, Hafız Hakkı ve Mahmud Kamil Paşalar kendisinden iki sene önce harp akademisinden mezun olmuşlardı.
Yıldız Sarayı bazı şüphelendiği Ali İhsan, Mustafa Kemal ve Ali Fuat Paşaları Şam’a tayin etmişti. Ali İhsan Bey, 1907 senesinde Edirne’ye tayin edildi. Daha sonra mezun olan Kazım Karabekir ve İsmet İnönü de doğrudan Edirne’de vazifelendirilmişti. 31 Mart 1909 da Hareket Ordusuna ve bilahare 1912 Balkan harbine katıldı. 1914 yılında Enver Paşanın Harbiye Nazırlığı döneminde Erkan-ı Harbiyede Binbaşı Rütbesiyle 1. harekât dairesi şube müdürü oldu. O sırada Kazım Karabekir, 2. Şube Müdürü, İsmet Bey (İnönü) 3. Şube müdürü idi. Ancak her şubenin başında birere Alman erkânı harp subayı varmış. Kaymakam Hafız Hakkı Bey Erkanı Harbiye 2. Reisi, Alman General Bronza ise birinci reisi sanisi imiş. Enver Paşa ise hem Harbiye Nazırı hem de Erkanı Harbiye-i Umumiye Reisi yani Genel Kurmay Başkanı imiş. İzzet Paşanın Harbiye Nazırlığı döneminde yapılan mukavele mucibince Almanya’da 1913 senesi sonunda General Liman VonSanders Başkanlığında 42 Alman subay, orduyu geliştirme, talim ve disiplini artırma eğitim heyet’i olarak gelmişlerdi. 1914 Senesinde olan Cemal Paşa, Bahriye Nazırı oldu. Donanmanın geliştirilmesi ile de İngiliz hey’eti alakadar oluyordu. Hatta İngiltere’ye Sultan Osman ve Reşadiye isimli iki harp gemisi yapımı sipariş edilmişti.
Ali İhsan Sabis fırka ve kolordu kumandanlıklarında, Altıncı Ordu Kumandanlığında bulundu. İstiklal harbinde Birinci Orduya kumanda etti. Ancak henüz kırk yaşında iken ordu kumandanlığında çekilmeye mecbur edilerek emekli edildi.
Burada özellikle İngiliz ve Almanları bu derece en hassas yerlere getirmemiz tarihi açıdan çok yanlış olmuştur. Hatta 1913 yılı sonunda Liman Von Sanders ve hey’eti gelince yapılan anlaşma mucibince Liman Von Sanders’e 1. Ordu Kumandanlığı verilmiştir. Ruslar bu duruma itiraz etmiştir.
1913 senesinde Edirne’nin kurtarılmasından sonra Babıali, batı devletlerini tatmin için gayenin sadece Edirne’nin kurtarılması olduğunu ve Meriç Nehrini batı yakasına (sağ sahil) geçmek niyetimizin olmadığını bir nota ile bildirmişti. Ancak Batı Trakya’nın ahalisinin %80 i Türk olduğu için Yunanistan’a veya Bulgaristan’a geçmeyi istemiyorlardı. Edirne kurtarıldıktan sonra bu hatanın tamiri için Binbaşı Süleyman Askeri Bey, Batı Trakya’ya geçerek merkezi Gümülcine olan Batı Trakya Geçici İslam Hükümetini kurmuştu. Ancak Bulgarlar ile yapılan sulh muahedesi neticesinde 1913 senesi Eylül ayında bu hükümetin mevcudiyetine son verildi.
Nihayet 28 Haziran 1914 tarihinde bir Sırp genci tarafından Avusturya veliahdı ve eşinin vurularak öldürülmesi 1. Cihan harbini tetikleyen bir hadise oldu.
Harbe girilecek ise hangi irtifaka dahil olunacaktı. Osmanlı Devlet ricalinde üç farklı düşünen grup vardı. İngiliz, Alman ve Fransız sempatizanları bulunuyordu. Cemal Paşa ve Cavit Bey, Fransız dostu gözüküyordu. Cemal Paşa’nın sık sık Fransız cemiyetleri ve Fransa Büyükelçiliğinde görüldüğü biliniyor bu yüzden Fransız dostu kabul ediliyordu. Sadrazam ve Hariciye Nazırı Said Halim Paşa, Fransız dostluğunun takviyesi ve bizim için hayati bir mes’ele olan Adalar probleminin çözümü için Fransa’nın yardımının sağlanması talimatı ile Cemal Paşa’yı bir hey’etle Temmuz 1914’teParis’e gönderdi. Ancak netice alınamadı. İngiliz dostu olanların İngiltere ile yaptığı temaslar da netice vermedi. Hatta İngilizler Sultan Osman harp gemimizin teslimini kasten geciktirmekte idiler. Cemal Paşa, Fransa ve İngiltere’nin dostluğuna güvenerek gemiye teslim alacak olan Rauf Beye: Geminin son taksitini gönderiyoruz gidiniz teslim alınız” demiştir. Yunanistan’ın da bu iki geminin Osmanlı Devleti’ne verilmemesi için İngiltere’ye ricacı olduğu bilinmektedir. Ancak bu iki gemi parası ödenmesine rağmen teslim edilmedi.
Osmanlı Hükümetini idare edenler arasında başlıca 4 düşüncede olanlar vardı:
1.Körü körüne Alman taraftarı olanlar vardı. Onlar, Almanların birkaç hafta zarfında Fransa’nın hakından geleceğine ve üçlü ittifakın muzaffer olacağına inanıyorlardı.
2.Fransa ve İngiltere taraftarı ve bu münasebetle Rusya taraftarı olanlar. Bu devletlerin mali ve iktisadi durumlarının zenginlikleri sebebiyle geç de olsa Almanların dahil olduğu üçlü ittifaka galebe çalacaklarına inanıyorlardı.
3. Rusya’nın aleyhimize beslediği ameller sebebiyle harpten kaçınmak mümkün olmadığından Rusya’nın beraber bulunmadığı tarafa yani Almanya tarafına dahil olmaya, ancak ordunun noksanlıklarından dolayı hazırlanmak için mümkün olduğu kadar harbe girmeyi geciktirmek ve o zamana kadar tarafsız kalmamız gerektiğine inanalar vardı.
4. Bir diğer grup tarafsız kalmamızı ve başımıza bela almamamızı istiyordu.
Ali İhsan Sabis: “Harp her şeyden evvel insan ve malzemece ve iksadiyatça zenginliğe dayanır. Bundan sonra orduların teşkilatı. Talim ve terbiye inzibat, kumandanların ve zabitlerin iktidarları, bilhassa başta gelen yüksek kumandanlarla seciye meseleleri gelir.” demiştir.
Kendisinin kanaati harbe girilecek ise tehir edilmesi ve hazırlık yapmaya imkân tanıyacak zamanı kazanması gerektiği şeklindedir.
2014 senesinde itilaf devleti İngiltere, Fransa ve Rusya’nın toplam nüfusu 708 milyon, İttifak devletleri Almanya, Avusturya ve Macaristan ile İtalya’nın nüfusu toplam 157 Milyon idi.
Görüldüğü üzere nüfuslar arasında büyük bir fark vardı. Ayrıca itilaf devletleri sömürgelerin yarısından fazlasını elinde tutuyordu. Almanya’nın ise fazla sömürgesi yoktu.
15 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam ve Harbiye Nazırı olan Mahmud Şevket Paşa öldürülünce Hariciye Nazırı olan Said Halim Paşa sadrazam olmuştu. Bu kişi, 3 lü komiteciye yani Enver, Talat ve Cemal Paşalara söz geçirebilecek dirayette değildi.
Enver Paşa, Alman taraftarı idi.
Esasen İngiliz ve Ruslar, Osmanlı ordusu içindeki Alman faaliyetlerinden rahatsızlardı. Misal olarak Liman Von Sanders Paşa’nı 1. Kolordumuza kumanda etmesine itiraz ediyorlardı. Alman İmparatoru 1914 senesinde Almanya’da Kolordu Kumandanlığına yani Korgeneral (1. Ferik) rütbesine terfi ettirdi. O sırada Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, ona Osmanlı Ordusu Umumi Müfettişi unvanını vermişti. Bu kişi kibirli idi, bir gün sarayda verilen resmi bir ziyafette kendi mevkiinin nazırlardan evvel gelmesi geldiğini söylemiş. Alman sefiri Von Wangenheim bile bu münasebetsizliğe kızmış.
1 Ağustos 1914 tarihinde Almanya, Rusya’ya harp ilan edince o gece Sadrazam ve Hariciye Nazırı Said Halim Paşanın Yeniköy’deki yalısında toplanan Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa, Cavid ve meclisi Mebusan Reisi Halil beylerin de bulunduğu bir kısım bakanlar “ Umumi Harpte Osmanlı Devletinin tarafsız kalacağının ve buna muharip devletleri riayete mecbur etmek için ordumuzun seferber hale konduğunun ilan edilmesine“ karar verdi.
Ancak Almanya ile 2 Ağustos 1914 tarihinde gizli bir ittifak yapıldığına sonradan vakıf olan Ali İhsan Sabih, 8 maddelik metinden bahsetmektedir. Bu muahedenin 2. Maddesi bizi harbe girmeye mecbur ediyordu. Harp masrafları, silah ve cephane ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağından bahsedilmemişti. Kapitülasyonların kaldırılacağına dair kayıt konulmamıştı. Türk askerinin sadece kendi hudutları içinde mücadele edeceğini belirtilmemişti. Sadece Enver Paşa ile Alman sefiri arasında müsveddesi hazırlanan bir ittifak muahedesinde pek çok hata ve noksanlıklar olacağı tabii idi. Başkalarının fikir ve mütalaalarına değer vermeyerek kendi zekalarına güvenerek ilgili daireler ve uzman kişilerden görüş almayan ve gizli işler yapmak isteyenlerin er geç varacakları akıbet, milletin başını belaya sokmaktır. Cemal Paşa da etkili olabilirdi ancak Enver Paşa onu rakip gördüğünden harp başladıktan sonra uhdesinde Bahriye Nezareti kalmak kaydıyla O’nu Filistin Cephesine göndermiştir. Enver Paşa, harbe girildikten sonra yanında kendisini ikaz edebilecek şahsiyetleri birer birer uzaklaştırdı. Cemal Paşa’yı Suriye’ye gönderdikten sonra, Mahmud Kamil’i kolordu kumandanlığından aldı. Genel Kurmay Karargahından Ali İhsan Sabis, Hafız Hakkı ve Kazım Karabekir’i de uzaklaştırdı. Bahriyeden Binbaşı Rauf Beyi Afgan emirine hediye göndermek bahanesiyle gönderdi. Velhasıl Enver Paşa kendi emel ve ihtiraslarına engel gördüğü şahısları yanından uzaklaştı.
Almanya, Belçika’dan geçerekFransa’yı işgal etmek istiyordu. 2 Ağustos 1914 tarihinde Berlin hükümeti, Belçika’ya müracaat ederek Alman birliklerinin Belçika’dan geçmelerini talep etti ise de Belçika 3 Ağustos’ta red cevabı verdi. Ertesi gün Alman ordusu, Belçika’ya girdi. İngiltere ise bunu tasvip etmediğinden Almanya’ya harp ilan etti. İtalya, 3 Ağustos 1914 tarihinde tarafsızlığını ilan etti. 5 Ağustos’ta Avusturya Rusya’ya, 12 Ağustos’ta İngiltere ve Fransa Avusturya’ya harp ilan ettiler. Japonya da Almanya’ya harp ilan eti.
Osmanlı Devleti de seferberlik ilan ettiğinden seferberlik planları ile Genel Kurmay Başkanlığı 3. Şube meşgul oluyordu. Bu planların Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa başkanlığında yapılması gerekiyordu. Ancak Enver Paşa Harbiye Nezareti ve İttihat Terakki Partisinin işleri ve dalkavukların ziyaretleri O’nu daha çok meşgul ettiğinden Genel Kurmay 2. Başkanı Alman generali Bronzart, hakikatte Genel Kurmay Başkanlığını yapıyordu. Heyhat bir yabancının ülkemizin en mahrem sırlarına vakıf olması ne kadar dehşetli bir husustu. Bunun manası kendimizi, körü körüne Almanya menfaatlerine teslim etmekti.En gizli tutulması gereken sefer planlarını bir Alman generaline yaptırmak asla kabul edilemezdi. Bu planlardan şube müdürlerinin dahi haberi yokmuş. Hayret..
Kararların çoğu Enver Paşa ile Bronzart ve Liman Von Sanders Paşalar arsında görüşülüp tespit olunuyordu. Halbuki Balkan Harbi felaketinden henüz bir sene geçmişti ki bu harbin yaralarının sarılmadan harbe girilmemesi gerekirdi. Seferberlik planlarının ise Alman talepleri doğrultusunda hazırlandığı aşikardı. Esasen Almanların kendi aralarında dahi bazı anlaşmazlıkları vardı. Liman VonSanders”in bazı teklifleri ile Alman Sefiri ve General Bronzort’ın fikirleri ile uyuşmuyordu. Ayrıca cephelerdeki birliklerimizin silah ve iaşe ihtiyaçları temin edilmediği halde bazı maceraperestler, yakın tarihten bile ders almadan bir an önce harbe girilmemizi körüklüyorlardı. Almanlar da harbe bir an önce girmezsek bazı kazanımlarımızı kaybedeceğimizi söyleyerek karar vericileri etkiliyorlardı. Esasen karar vericiler, hatta bazı mebus’lar arasında istişarenin de olmadığı anlaşılıyordu. Enver paşanın başına buyruk hareketleri dikkat çekiyordu. Hatta İttihat Terakki Partisi genel merkezinin talimatları ile bazı milletvekilleri, halkın bilgilendirilmesi için çeşitli yerlerde hemen harbe girmek hususunda konferansalar veriyorlardı. Böyle bir konferansta Bandırmada dinleyiciler arasında olan 4. Ordu Kurmay Başkanı Binbaşı Cafer Tayyar Paşa’ya kanaati sorulduğun da o da kendi mütalaası olarak hazırlığımızkafi olmadığından hemen harbe girmeye taraftar olmadığını söyleyince meb’uslar kızmışlar “hükümet harbe taraftar olduğu halde hükümetin politikasına muhalif olarak askerler nasıl aleyhinde bulunurlar” diyerek İstanbul’a dönünce Dahiliye Nazırı ve Parti Lideri Talat Paşa’ya şikâyet etmişler. O da Enver Paşa ve Hafız Hakkı Paşaya söylemiş. Nihayet 8 Ağustos 1914 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığında civardaki birlik komutanları toplantıya çağırılmış burada Hafız Hakkı Paşa herkesin huzurunda Cafer tayyar Bey’e hitaben: “ Harp aleyhtarlığında bulunduğunuz hakkında şikayet geldi, bir daha böyle harekette bulunmamanızı rica ederim.”. Bu İttihat Terakki Partisi Başkanı ve İçişleri Bakanı Talat Paşa ve Harbiye Nazırı ve Erkanı Harbiye-i Umumiye Başkanı Enver Paşa’nın daha 1. Cihan harbinin başında harbe taraftar olduklarının delilidir. Bir binbaşını çok haklı bir kanaatini söylemesi bile askerlerin toplanıp gözdağı verilmesine vesile oluyor. Ehliyet ve Liyakat olmayınca ne hale düşmüşüz.. Ayrıca bu kişiler birden fazla çok mühim vazifeleri yükleniyorlardı. Talat Paşa hem Parti başkanı hem de İçişleri Bakanı, Enver Paşa ise hem Harbiye Nazırı hem de Başkomutan Vekili sıfatı ile Genel Kurmay Başkanı. Bu komitacıların nasıl paşa oldukları da malum.
Ali İhsan Sabih Paşa hatıratında Enver Paşanın etrafını dalkavuklar, falcılar dolduruyor, bunların bazıları rüya tabirleri ve kasideler, medhiyeler düzüyor, kimileri Enver Paşanın kaşındaki beyaz kılların cihangirlik alameti olduğundan dem vuruyordu. Enver Paşa tahsisat-ı mestureden yani örtülü ödenekten bu kişilere çok para saçıyormuş. Bu yağmadan istifade etmek için her gün bir şey uydurarak gelenler, ziyaret salonlarını dolduruyor, böylece Enver Paşa’nın bakanlık ve başkumandanlık vazifelerine bakması gereken kıymetli zamanlarını da heba ediyorlardı. Hatta bazen kendi emrindeki komutanlara ayırdığı vakitten daha fazla zamanı bunlara ayırıyormuş.
Nihayet Birinci Cihan Harbine Girdik
İngiltere donanması Adalar Denizinde iki Alman harp gemisini takip ederken bunlar Çanakkale civarına gelmiş Goeben (Göben)Gemisinde kömür bulunmadığından kömür talebinde bulunmuş. Cemal Paşa bu durumu Sadrazam Said Halim Paşa, Enver Paşa ve Talat Beye haber vererek onların tasvibiyle 9 Ağustos Günü gecesi Kömür Yüklü gemi Derince deposundan hareket etmiş.
10 Ağustos 1914 akşamı Enver Paşa, Sadrazamın Yeniköy’deki yalısına giderek orada bulunan Talat, Cavit, Cemal ve Halil Beylerin bulunduğu ortamda: “ Bir ikizimiz oldu demiş” herkesin meraklı bakışları altında “ Goeben ve Breslaubu sabah Çanakkale önlerine gelmişler ve İngiliz donanması tarafından takip edilmekte olduklarından bahisle Boğazdan içeri girilmesine müsaade edilmesini Alman Amirali talep etmiş. Bir müttefik devlete ait olan harp gemilerini muhakkak bir tehlikeden vikaye için bu talebe muvafakat olunması talimatını verdim. Gemiler şimdi boğazın içinde ve boğaz istihkâmlarının himayesinde bulunuyorlar. Fakat bir de bunun neticesi olarak siyasi bir mesele karşısında kaldık. Bu gece bu mes’eleye karar vermek gerekiyor “ demiş.
Netice olarak Enver, kimseye sormadan bu çok mühim neticeler doğuracak kararı kendi başına vermiş. Bazı hatıralarda Enver’in o toplantıda iki yavrumuz olduğu ifade ediliyor. Siyasi bir kriz çıkmaması için iki gemini satın alındığı ilan edildi. Gemilere Yavuz ve Midilli isimleri verildi. Alman bahriyelere fes giydirildi.
O sıralarda İngiltere’deki Sultan Osman ve Reşadiye gemileri müsadere edildiğinden bu gemiler için vazifelendirilen gemi süvarileri ve 1200 mürettebatİstanbul’a dönmüşlerdi. Cemal Paşa iki bahriyeliden kıdemli olduğu için Vasıf beyi Bahriye Kurmay Başkanlığına tayin etti. Ancak Rauf Bey açıkta kalmıştı. Bu hususta yapılanteşebbüsü Kazım Karabekir hatıratında şöyle ifade ediyor:“ Gelen zabitlerin münasip yerlere tayini için Arif Beyle görüşmesini Cemal Paşa, Rauf Bey’e emrediyor. Rauf Bey Donanmaya geldiği zaman Alman Amiralinin Bayrağınıgörünce gidip Cemal Paşayaşikayetediyor. Cemal Paşa da şöyle Cevap veriyor: “ Ne yapalım? Herifler ne gemiden çıkıyor ne de Amiral Bayrağını değiştiriyorlar. Gemiler ismen bizim. “
Rauf Bey de şu cevabı veriyor.
“Beni torpido filosu kumandanı yapınız, bir gün geminin etrafını sarar ve zorla tayfayı çıkarırız.” demiş.
Rauf Bey, Ali İhsan Paşaya bu gemiler Almanların elinde kaldıkça istedikleri zaman bizi harbe sürüklerler demiş.
Ertesi gün ne gariptir ki torpido filosuna bir Alman kumandan tayin olunmuş. Rauf Beyi de Enver Paşa çağırıp Afkan Emirine Padişahın mektubu ve hediyelerini götürmesi emrini veriyor.
Almanlar, Alman ordusunun Belçika ve Fransa’da ilerlediklerini, Avusturya – Macaristan ordusunun Rusya içlerine girdiklerini Türkler acele davranmazlarsa fırsatı kaçırmış olacaklar ve Rusya’nın taksiminden hisse alamayacaklar diye sürekli tahrik ediyorlardı.
Gemilerin Kumandanı Amiral Souschon idi. Marmara Denizinde tatbikat yerine Karadeniz’de tatbikat yapılmasını sürekli talep ediyordu. 17 Eylül 1914 Tarihinde donanmamız Amiral Souschon’un kumandasında Adalar ve Moda arasında bir geçit resmi yaptı. Alman Amiral, sürekli Karadeniz’e çıkmayı talep ediyordu. Enver Paşa Donanma Kumandanı Alman amirale Boğazdan fazla uzaklaşmamak şartıyla Karadeniz’e çıkıp aynı gün akşamı geri gelmesini şifaen söylemiş. 21 Eylül günü Amiral Souschon, Yavuz ve Midilliyi alarak Karadeniz’e çıkmış. Hükümet bunu haber alınca Enver Paşayı aramış ulaşamayınca Cemal Paşa’ya sormuşlar. Bahriye Nazırı emir verince donanma geri dönmüş.
Ancak İtilaf Devletleri bu durumdan rahatsız idiler Osmanlı Devlerini sürekli protesto ediyorlardı. İttihat ve Terakkî hükûmeti, müttefiklerince protesto edilen bu hareketi, gemilerin satın alındığı yolunda bir cevapla geçiştirmeye çalıştı. Böyle bir tavrın Osmanlı Devleti’ni gereksiz ve vaktinden önce harbe sokacağını hesap edemeyen gâfiller, bir de bu gemilerin kumandan ve personelini değiştirmek ihtiyâcınıdahî hissetmediler. Sadece onları Osmanlı kıyafetine büründürmekle yetindiler. Birkaç gün sonra bu iki zırhlı, gûyâ bir gezinti maksadıyla Karadeniz’e açıldı. Çok sonradan sâbit olduğu üzere Enver Paşa’nın tâlimatıyla önce bir Rus nakliye gemisine saldırdı ve sonra da Sivastopol’u bombardıman etti. Böylece yahûdî asıllı Alman Amiral Souschon’un oldu bittiye getirmesiyle Osmanlı Devleti, cihan harbine girmiş oldu.
26 Ekim 1914’te Osmanlı donanması bir keşif tatbikatı için hazırlanma emri aldı ve ertesi gün toplanma bölgelerine gitmek için Haydarpaşa’dan ayrıldı.
28 Ekim’de Osmanlı filosu 4 ayrı görev gücüne ayrılarak Rusya kıyılarında farklı hedeflere yöneldi. Alman koramiral Wilhelm Souchon, 29 Ekim 1914 günü üç Osmanlı destroyerinin refakatinde bulunan Goeben gemisi ile Sivastopol’daki Rus kıyı bataryalarına ateş açtı.
Hamidiye Kruvazörü sabah Kefe’ye geldi. Hamidiye bir saat süren bir ateşe başladı ve daha sonra da Yalta’ya giderek burada 7 Rus ticaret gemisini batırdı. 2 Osmanlı destroyeri Odessa’ya hücum etti ve 2 Rus gambotunu batırarak birkaç tahıl silosunu tahrip etti.
Breslau Kruvazörü ve ona eşlik eden Osmanlı destroyeri Novorossiysk’e geldi, kıyı bataryalarına ateş etti ve 60 mayın döşediler. Limandaki 7 gemi hasar gördü, biri battı.
30 Ekim 1914 tarihinde Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açmış; bundan birkaç saat sonra Enver Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’ya harp ilan ederek, savaşa İttifak Bloku’nun yanında girdiğini duyurmuştur.
Bu duyurudan sonra İngiltere ve Fransa, Osmanlı İmparatorluğu’na harp ilan etmiştir.
Netice olarak böylece oldu bitti ile hazırlık yapılmadan 1. Cihan harbine dahil olduk.
